Dini

Dini

 

Din blogları, dinler, islami ve dini bilgiler içeren paylaşımlı dini bloglar.

  • Allah Resulü ve Bedevi
    by ya_sin on 21/03/2019 at 19:19

    Bismillah her hayrın başıdır…. Bir ustad dan dinlemiştik, bir bedevi bir sefer sırasında Allah Resülüne s.a.v ikramda bulunur. Efendimiz s.a.v ona gel Medine’ye bende sana ikramda bulunayım der, ve gelir bedevi. Allah Resülü bazı ikramlarda bulunur. Sonra bedeviye diyor ki; -İste benden ne istiyorsan Orada bulunan sahabeler açmış kulaklarını ah keşke Resulullah bize söyleseydi, ama […]

  • Artık yeni şeyler söyleme zamanı, Cancağızım
    by La on 24/03/2019 at 21:00

    Söz kutsaldır derdi, Hz. Mevlana Artık yeni şeyler söyleme zamanı derdi Şems Güne gününe denk gelen ziyandadır derdi Hz. Muhammed s.a.v Haydi kendine gel de, yepyeni bir söz söyle, Kendini yenileyesin, korkma söz söylemek ten Bırak sözün dünya sınırlarını aşsın, Sınır nedir ki? Ölçü ne derdinin sınırımı var ki, sözünün sınırı olsun. Senin içinde sınırsızlık […]

  • Birde o seni yaşamak var ya..!!!
    by SaruHan on 19/03/2019 at 19:36

    Birde o seni yaşamak var ya..!!! Kelimelerin köprüsüdür sevgi, Depremin artçı etkisi oluşturur gözlerinde. Bir tutam hasret yazgısı söz dizesinde, Unutmadan söyleyeyim, sen o tevazu gömleğinde, Adım adım atığın hayatın ta kendisinde Hani o gülümsemen yok mu? Günümü aydınlatan nefesimin umudunda, Seninle düşler bahçesinde olmak, Paragrafın ilk cümlesinin gururlu büyük endamlı harfi, Adının geçtiği her […]

  • Dünya için Ağlamak
    by EhiL on 23/03/2019 at 13:48

    Akşam az dışarı çıkıp bahar havasının eşliğinde yolda yürümek iyi gelecekti. Akşam yemeğinden sonra, çıktık neşeli neşeli sohbet ediyorduk kardeşim kız arkadaşından söz ediyor bende ona eşlik ediyordum. Cadde de birinin bize baktığını ve bize doğru geldiğini gördük, gözyaşlarına boğulmuştu. Biraz daha yaklaşınca tanıdım eskiden bizim sokakta oturan kız arkadaşımız Esra hüngür hüngür ağlıyordu. -Ne […]

  • DİNİ CHAT DİNİ SOHBET
    by Hami on 20/03/2019 at 01:17

    DİNİ CHAT DİNİ SOHBET ODALARI          Dini chat, dini sohbet duyarlılığı ile insanlara özgün düzeyde ulaşmış ilahi veziceler, islam dünyasının sorunlarına kaynak niteliğinde indirgenmiş sohbet ve hadislerle ışık tutan sünnetin kaynağıyla beslenmektedir.      Hayatın büyük bir merhalesi, insanın Yaratılışının temel gayesi, ayet ve hadislere yön veren dini sohbet ile insanoğlunun dünyaya […]

  • Ateizm Ne Değildir?
    by admin on 03/05/2015 at 23:06

    Bunca yıldır Ateistforum’da ve Ateizm.org’da ateizmi anlatır dururuz. Buna rağmen, gerek toplumda, gerekse Ateistforum ziyaretçileri arasında -ki bu ziyaretçiler sözde konuya ilgi duyan ve meseleyi araştırmış olması gereken kişilerdir-, ateizmin tam olarak ne olduğunun ve ne olmadığının anlaşılmadığını, netleşmediğini görüyoruz. Belki de ateizmin ne olduğundan çok, biraz da ne olmadığına değinmemiz gerek. Yanlış anlamaların ve […] The post Ateizm Ne Değildir? appeared first on Ateizm ve Din. […]

  • Ateistlere Sıkça Sorulan Sorular
    by admin on 03/05/2015 at 23:05

    Ateistlere Sıkça Sorulan Sorular Ateizm nedir?   Ateizm, Tanrı inancının ve bununla bağlantılı teist inançların reddidir. Ateist, teizmin Tanrı’sının varlığının gösterilemeyeceğini, dolayısıyla tüm dayanaksız iddialar gibi temel ve varsayılan tavır olarak reddedilmesi gerektiğini düşünüyor da olabilir, böyle bir Tanrı’nın varolmadığının gösterilebileceğini düşünüyor da olabilir. Gerekçesi ne olursa olsun, kişi eğer teist Tanrı’nın varolduğu fikrini reddediyorsa, […] The post Ateistlere Sıkça Sorulan Sorular appeared first on Ateizm ve Din. […]

  • Düşündürücü Sözler
    by admin on 03/05/2015 at 23:03

    “Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir.” Carl Sagan   “Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir.” Anatole France   “Bazı insanlar vardır, eğer bir şeyi zaten bilmiyorlarsa, onlara anlatamazsınız.” Louis Armstrong     “Gözler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür.” Henry Bergson   “Aptalca sorular sorun. Eğer sormazsanız, aptal […] The post Düşündürücü Sözler appeared first on Ateizm ve Din. […]

  • TEOLOJİK AKLIN ELEŞTİRİSİ
    by admin on 03/05/2015 at 23:02

    On sekizinci yüzyıl İngiliz Teologu William Paley’in, dönemini çok etkilemiş ve günümüzde de sıklıkla başvurulan bir tezi mevcut: ” Doğada yürürken bir saat bulursanız bu saatin kendi kendine oluştuğunu düşünmezsiniz. Tasarımcısının olduğunu bilirsiniz. Çünkü işleyişinde bir düzen vardır. Doğal işleyişte de bir düzen olduğuna göre evrenin de bir tasarımcısı olması gerekir. “ Tezin kendisi bu. […] The post TEOLOJİK AKLIN ELEŞTİRİSİ appeared first on Ateizm ve Din. […]

  • EVRİMSEL AHLAK
    by admin on 03/05/2015 at 23:00

    İnsan, herhangi bir başka primattan çok da farklı olmayan, bir başka türdür sadece. Çok övündüğümüz beynimiz kat kat yapıdadır (mecazi değil, fiziksel olarak); en altta bulunan, ve yüz milyonlarca yıl önceki atalarımızdan (sürüngenler) miras aldığımız (ve aynen koruduğumuz) sürüngen beynimiz; çok sosyal, insani, manevi bilmemne zannettiğimiz hareket, ilişki, davranışlarımızın neredeyse tamamını doğrudan etkiler. Yeni bulunduğumuz […] The post EVRİMSEL AHLAK appeared first on Ateizm ve Din. […]

  • Ticarette dinini kayırmak
    on 20/03/2019 at 21:00

    Sual: Ticarette dinini kayırmak nasıl olur? CEVAP Ticareti, ahiret kazancına mani olan kimse bedbahttır. İnsanın sermayesi, dini ve ahiretidir. Bu sermayeyi kaptırmamak için şunlara dikkat etmelidir: 1- Niyetin önemi büyüktür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ameller niyete göre, iyi veya kötü olur.) [Buhari] Taat ve mubahlara niyete göre sevap verilir. Her mubah, iyi niyetle yapılınca sevap, kötü niyetle yapılınca günah olur. Bir kimse, İslam’ın vakarını korumak niyetiyle şık giyinirse sevap kazanır. Gösteriş için şık giyinirse günah olur. Çünkü Allahü teâlâ, bir kimsenin yeni elbisesine bakarak sevap vermez. Her sabah şöyle niyet etmelidir: (Kendimin ve çoluk çocuğumun rızkını kazanmak, onları kimseye muhtaç bırakmamak, Allahü teâlâya rahat ibadet edebilmek, ahiret yolunda yürüyebilmek için, vazifeme gidiyorum.) O gün müslümanlara iyilik etmeyi düşünmelidir! Böyle niyet eden kimse, vazifesini yaptığı kadar, hep sevap kazanır. Onun her işi, ibadet olur. 2- Her müslüman iyi bilsin ki, İslamiyet’in faydalı olarak bildirdiği her sanat, farz-ı kifayedir. Bunu düşünerek, bir sanata yapışmak, ibadet etmek olur. Bilhassa harp vasıtalarını en modern, en ileri şekilde yapmaya çalışmak farzdır. Bu vasıtaları yapabilmek için, gerekli ilimleri, bu niyet ile okumak ibadet olur. Namaz kılan insanın bu niyet ile, her işi ibadet olur. Namaz kılmayanın her hareketi de günah olur. O halde, her müslüman, namazını kılmalı, sonra farz olduğunu düşünerek, vazifesini yapmalı! İş görürken niyetin doğru olmasına alamet, insanlara faydalı olan bir meslek seçmektir. Yani, öyle bir iş görmeli ki, eğer o iş olmasa, müslümanlar sıkıntı çekerdi. O halde, keyf, oyun ve benzerlerine, sanat dense de ve haram işleyenlere sanatçı ismi verilse de, bunları yapmak ibadet olmaz. 3- Dünya işleri, ahiret için çalışmaya mani olmamalı! Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (Mallarınız ve çocuklarınız, Allah’ı hatırlamanıza mani olmasın!) [Münâfikun 9] İnsanların amellerini yazan ikişer melek, her sabah-akşam değişir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Melekler insanların amel defterlerini götürdükleri zaman, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar.) [Ebu Ya’la] Bunun için sabah kalkınca ve gece yatarken iyi işler yapmalıdır. 4- Çarşıda, işte Allahü teâlâyı zikretmeli, her an Onu hatırlamalıdır! Dili ve kalbi boş kalmamalıdır! İyi bilmelidir ki, o anda kaçırdığını, bütün dünyayı verse, bir daha eline geçiremez. Gafiller arasındaki hatırlamanın sevabı çok olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gafiller arasında Allahü teâlâyı zikreden, kuru ağaçlar arasında bulunan yeşil fidana, ölüler arasındaki canlı olana ve harbde kaçanlar arasında, aslan gibi savaşana benzer.) [İ.Gazali] Dinine, ibadetine yardım niyeti ile dünyaya çalışanlara, çok sevap verilir. Yalnız para kazanıp, dünya malı toplamak için çalışanlar, sevaptan mahrum kalır. Hatta bunlar, camide, namazda iken de, kalbleri dükkanın hesabındadır. Fikirleri dağınıktır. 5- Dünya işlerine çok düşkün olmamalıdır! Mesela, çarşıya herkesten önce gidip, herkesten sonra çıkmamalıdır! Şeytan, böyle erken gidip, geç dönen müslümanı daha çok günaha sokmaya çalışır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Tüccarın en kötüsü, işine erken gidip, geç dönendir.) [Ebu Nuaym] Sabah namazı kılmadan ve kitap okuyup birkaç şey öğrenmeden işe gitmemeyi âdet edinmelidir! İhtiyacı kadar dünyalık kazanınca, ahireti kazanmakla meşgul olmalıdır! Çünkü, ahiret hayatı sonsuzdur. 6- Şüpheli şeylerden kaçınmalıdır! Zalimlerle, hile, hıyanet edenlerle, yemin ile satanlarla, dükkanında haram şey satanlarla alışveriş etmemelidir! Zalimlere, fâsıklara veresiye satmamalıdır! Çünkü, öldükleri zaman onlar için üzülür. Halbuki, zalimler [yani İslamiyet’e eli ile, dili ile, kalemi ile zarar yapanlar] ölünce üzülmek günahtır. Onlara yardım etmek caiz değildir. 7- Alışveriş yaptığı kimse ile olan sözlerini, hareketlerini, aldığını, verdiğini iyi ve doğru hesap etmelidir! Kıyamette, bunların hepsinden hesap vereceğini bilmelidir! Büyüklerden biri, bir bakkalı rüyada görüp, (Ne haldesin?) dedi. Bakkal, (Önüme ellibin sayfa kondu. Ellibin kişi ile alışveriş yapmışım. Baktım, her sayfada bir kimse ile olan muamelemin inceden inceye yazılmış olduğunu gördüm) dedi. Hile yapan, hak yiyen, ahirette cezasını çekecektir. Bu zamanda, yukarıda yazılanların hepsini kim yapabilir diyerek yese düşmek doğru değildir. Ne kadar yapılabilirse çok kâr olur. Ahiretin dünyadan daha iyi olduğuna inanan kimse, bunların hepsini de yapabilir. Bunların hepsini gözetmek, yapsa yapsa, insanı fakir yapar. Sonsuz saadete, ebedi rahatlığa sebep olacak, birkaç senelik fakirliğe elbette katlanılır. Nitekim birçok kimse, birkaç şey kazanmak için, fırtınalı, karlı havalarda, sıkıntılı yolculuklara, bir rütbeye, dereceye yükselmek için de nice mahrumiyetlere katlanıyor. Halbuki, ölüm gelince, bütün kazançları elden çıkmakta, boşuna didinmiş olmaktadırlar. (K.Saadet) İş, ibadet yapmaya mâni olmamalıdır Sual: Bazı kimseler, inandıkları hâlde, işlerine ara verip namaz kılmıyorlar. İşleri bahane edip, ibadetleri yapmamak, namazı kılmamak veya geciktirmek, dinimizce uygun mudur? Cevap: Konu ile alakalı olarak Kimyâ-i se’âdet kitabında buyuruluyor ki: “Dünya işleri, ahiret için çalışmaya mâni olmamalıdır. Ahiret için ticaret yeri camilerdir. Münâfıkûn suresinin 9. âyet-i kerimesinde meâlen; (Mallarınız ve çocuklarınız, Allahü teâlâyı hatırlamanıza mani olmasın!) buyuruldu. Hazret-i Ömer buyurdu ki; “Ey tüccarlar! Önce ahiret rızkını kazanın, sonra dünya rızkına çalışın!” Ticaretle meşgul olan büyüklerimiz, sabah ve akşamları ahiret için çalışır, Kur’ân-ı kerim okur, ders dinler, tövbe ve dua eder, ilim öğrenir ve gençlere öğretirlerdi. Müslümanlar, böylece sabah, akşam ibadet ederlerdi. İnsanların amellerini yazan ikişer melek, her sabah ve akşam değişmektedir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Melekler insanların amel defterlerini götürdükleri zaman, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar.) Yine buyuruldu ki: (Gündüz ve gece melekleri, sabah ve akşam, gidip gelirken birbirleri ile karşılaşırlar. Hak teâlâ, giden meleklere, kullarımı nasıl bıraktınız? buyurur. Ya Rabbi, namazda bulduk ve namaz kılarken bıraktık, derler. Allahü teâlâ da, şahit olun, onları affettim buyurur.) Müslüman tüccarlar, sanat sahipleri, gündüzleri de, ezan sesini duyunca, işini hemen bırakıp, camiye koşmalıdır. Dinini seven ve kayıran bir imam bulursa, ona uymalı, dinini dünyaya değişen, ibadete haram, bidat karıştıran, Müslümanlıktan haberi olmayan imam ve hafızların yanına, sesine, sözüne yanaşmamalıdır. Büyüklerimiz; (Ticaretleri, satışları, Allahü teâlâyı unutmalarına sebep olmaz) âyet-i kerimesine mana verirken diyor ki: Demirciler vardı. Demir döğerken, ezan okununca, çekici kaldırmış iken, demire vurmaz, bırakıp namaza koşarlardı... Ve terziler vardı. İğneyi sokunca, ezan okunsaydı, o hâlde bırakıp, cemaate koşarlardı.” Yolcular, birbirlerine yardım etmelidir Sual: Her Müslümanın, kendine ve insanlara faydalı olması için bir meslek edinmesi, çalışması dinin emri midir ve işi yaparken nasıl bir niyet edilmesi gerekir? Cevap: Konu ile alakalı olarak, İmâm-ı Gazâlî hazretleri Kimyâ-i se'âdet kitabında buyuruyor ki: “En az, binlerle insan çalışmayacak olursa, kendisinin bir gün bile yaşayamayacağını düşünmelidir. Mesela, çiftçi, fırıncı, dokumacı, demirci, iplikçi ve daha nice sanatkarlar, hep onun için çalışıyor. O hepsine muhtaçtır. Herkes onun için çalışıp, ona hazırlayıp da, onun boş oturması, kimseye faydalı olmaması doğru olur mu? Bu dünyada herkes yolcudur, geldik gidiyoruz. Yolcuların birbirlerine yardım etmesi, el ele vermeleri, kardeş gibi olmaları lazımdır. Her Müslüman böyle düşünmelidir. Vazifesine başlarken, Müslüman kardeşlerime yardım etmek, onları rahat ettirmek için çalışacağım. Din kardeşlerim benim işimi gördükleri gibi, ben de, onlara hizmet edeceğim demelidir. Allahü teâlâya rahat, temiz ibadet edebilmek, ahiret yolunda yürüyebilmek için, vazifeme gidiyorum demeli, Müslümanlara yardım ve nasihat yapmayı, kalbinden geçirmelidir. Her Müslüman iyi bilsin ki, bütün sanatlar, farz-ı kifayedir. Bunu düşünerek, bir sanata yapışmak, ibadet etmek olur. İster kitaplı kafirler keşf etsin, ister kitapsız kafirler bulsun, her sanatı öğrenmek ve hele, harp vasıtalarını en modern, en ileri şekilde yapmaya çalışmak farzdır. Bu vasıtaları yapabilmek için, gerekli ilimleri, dersleri mekteplerde, bu niyet ile okutmak ve okumak hep ibadet olur. Namaz kılan insanın bu niyet ile, her işi ibadet olur. Namaz kılmayanların her hareketi de günah olur. O halde, her Müslüman, namazını kılmalı, sonra farz olduğunu düşünerek, vazifesini yapmalıdır. İş görürken niyetin doğru olmasına alamet, insanlara faydalı olan bir meslek, sanat seçmektir. Öyle bir iş görmeli ki, eğer o iş olmasa, Müslümanlar sıkıntı çekerdi. O halde, keyif, oyun ve benzerlerine, sanat dense de, haram işleyenlere sanatkar ismi verilse de, bunları yapmak ibadet olmaz. Hatta, haram olmayan, mubah olan, fakat insanlara lüzumlu olmayan sanatları seçmemelidir. Hadîs-i şerifte; (En iyi ticaret, bezzazlıktır, kumaş satmaktır. En iyi sanat, terziliktir) buyuruldu.” Müşteriye ihsanda bulunmak Sual: Ticaretle uğraşan bir kimse, ne yapar ve nasıl davranırsa, müşterilerine ihsanda bulunmuş olur? Cevap: Konu ile alakalı olarak Kimyâ-i se'âdet kitabında deniyor ki: “Müşteriden para almakta üç türlü ihsan olur: Fiyatta ikram etmelidir. Eski, kirli paraları kabul etmelidir. Peşin verdiği fiyatla, veresiye vermelidir. Veresiye vermek için, fiyatı arttırmak şart edilirse, alışveriş fasit olur, haram olur. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Alışverişte kolaylık gösterenlere, Allahü teâlâ, her işinde kolaylık gösterir.) İhsanın en büyüğü, en kıymetlisi, fakirlere veresiye vermektir. Parası, malı olmayanın borcunu uzatmak, zaten vaciptir. İhsan değil, adalet ve vazifedir. Fakat, malı olup da, ziyan ile satmadıkça veya muhtaç olduğu bir şeyi satmadıkça, ödeyemeyecek bir hâlde olanların ödemesine zaman vermek ihsandır ve büyük sadakadır. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Kıyamette bir kimseyi hesaba çekerler ki, çok günah işlemiş, hiç iyilik yapmamış. Sen dünyada hiç iyilik yapmadın mı? derler. Hayır, yalnız çırağıma derdim ki; fakir olan borçluları sıkıştırma! Ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle. İstediklerini yine ver. Boş çevirme! Allahü teâlâ buyuracak ki; Ey kulum! Bugün sen fakir, muhtaçsın! Sen dünyada benim kullarıma acıdığın gibi, bugün biz de sana acırız. Onu affeder.) Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir Müslümana, Allah rızası için ödünç veren kimseye, her gün için sadaka sevabı verilir. Fakirden, alacağını çabuk istemeyene, her gün için malın hepsini sadaka vermiş gibi sevap verilir.) Büyüklerimizden öyle kimseler vardı ki, borcun getirilmesini arzu etmezdi. Her gün, o malı sadaka vermiş gibi sevap kazanmayı tercih ederlerdi. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sadaka verilen her dirhem için on sevap, ödünç verilen her dirhem için ise, onsekiz sevap vardır. Çünkü, borç, ihtiyacı olana verilir. Sadaka belki, ihtiyacı olmayanın eline düşebilir.)&rdquo […]

  • Yiyip içmesi haram olan şeyler
    on 20/03/2019 at 21:00

    Sual: Yiyip içilmesi haram olan şeyler nelerdir? Haram edilmesinin sebepleri nelerdir? CEVAP Dinimiz haram ettiği için bazı hayvanların etleri yenmez. Elbette bunda bazı hikmetler vardır. Müslüman, hikmetini bilmese de dinin yasakladığı şeyi yapmaz. Gıdaların insanlar üzerinde iyi ve kötü tesiri olduğu bir gerçektir. Annesi kötü ise veya kötü bir kadının sütü ile beslenen çocuk yaramaz olur. Böylesine sütü bozuk derler. Kendi faydasını düşünen insan, dinimizin helal kıldığı şeyleri yemeli, yasak ettiği şeylerden kaçınmalıdır. Yiyip içmesi haram olan şeyler: 1- Bizzat kendisi haram olan şeyler yemek. [Leş, hınzır eti ve şarap gibi.] 2- Kendisi haram olmayıp, gasp, hırsızlık, rüşvet yolu ile alınan şeyler. 3- Doyduktan sonra yemek. 4- Alerji yapan gıda yemek. [Mesela balık, et, süt, yumurta, pastırma, turşu, çilek zarar verirse, bunlar, yalnız zarar verene haram, zarar vermeyene mubahtır.] 5- Zararlı şeyler yemek. [Mesela çamur, toprak, cam gibi.] 6- Zehirli olan şeyler yemek. [Zehirli ot, kokmuş et gibi.] 7- Uyuşturucu maddeler yemek. [Doktor tavsiyesiyle ilaç olarak kullanmak caizdir.] 8- Temiz, fakat iğrenç şeyler yemek. [Kurbağa, kanı olmayan böcekler, meyvenin, peynirin ve etin kurtları gibi.] Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Leş, akıcı kan, pis hınzır ve Allah’tan başkasının adı ile kesilmiş olan hayvanları yemek haramdır.) [Enam 145] Âyet-i kerimede sayılan bu haramlardan başka, yukarıda sekiz madde halinde açıklanan hususların da haram olduğu Peygamber efendimiz tarafından bildirilmiştir. Kadın sütü içmek Sual: Doktorlar, kadın sütünün bazı hastalıklara iyi geldiğini söylüyorlar. Babam kanserdir. Kadın sütü tavsiye etmişler. Kadın sütü içmek dinen caiz midir? CEVAP Kadın sütünü içmek haramdır. İki buçuk yaşından büyük çocuğu bile emzirmemelidir. Ancak ilaç için kullanılmasının hükmü şöyledir: (Feth-ul-kadir) kitabında, (Müslüman, mütehassıs tabip, kadın sütünün muhakkak iyi edeceğini ve bu hastalığı tedavi edecek başka ilaç olmadığını söylerse, hastanın, kadın sütü içmesi ve satın alması caiz olur denildi) yazılıdır. Kadın sütü balla karıştırılıp içilirse, mesanedeki taşları eritir. (S. Ebediyye) Sual: Bir kimsenin tarlasına, sahibinden izin almadan buğday eken kimse, elde ettiği buğdayı kullanabilir mi? Cevap: Konu ile alakalı olarak İmâd-ül-islâm kitabında deniyor ki: “Sahibinin rızası yok iken, onun yerini, tarlasını ekip mahsul alan kimseye, elde ettiği mahsulden yalnız masrafı, sermayesi kadarı helal olup, fazlası haram olur. Fazlasını fakirlere sadaka vermesi lazımdır.” Sual: Kokmuş eti ve ekşiyen, kokan yemekleri yemek uygun olur mu? Cevap: Kokmuş eti yemek haramdır. Yemek ekşise, koksa necis olmaz ise de, bunu yemek de haram olur. Zarar veren yiyecekleri yemek Sual: İnsana zarar veren bir şeyi, helal de olsa, yemek veya içmek günah olur mu? Cevap: Konu ile alakalı olarak Hadîkada deniyor ki: “Yemesi, içmesi zararlı olanlar üçe ayrılır: Birincilerinin zararını herkes bilir. Bunlar öldürücüdür. Her zehir, cam tozu, demir ve cıva bileşikleri, kireç ve benzerleri böyledir. Bunları yemek, içmek haramdır. İkincilerinin zararlı olduğu bilinir ise de, öldürücü değildirler. Toprak, çamur, kil ve benzerleri böyledir. Bunları çok yemek, içmek mekruh olup, zararsız miktarları mubahtır. Üçüncüleri, organlarında zafiyet olanlara zarar verirler, sağlam olanlara zarar vermezler. Bazı kimselere balık eti, süt, yumurta, pastırma, turşu, konserve eti, bal, zeytin yağı, biber zarar verir. Bunlar, yalnız zarar verenlere haram, mekruh olur. Zarar vermeyenlere ise mubahtırlar.” Sual: Afyon, esrar gibi şeyleri kullanmanın dinimizce hükmü nedir? Cevap: Esrar otu ve Afyon gibi katı cisimlerin akla zarar veren çok miktarları haramdır. İlaç için kullanmanın caiz olduğu ibn-i Âbidînde yazılıdır. Bunların fazlasına helal diyen, kâfir olmazsa da bidat sahibi olur. […]

  • Doğru iman ve imanı korumak
    on 19/03/2019 at 21:00

    Sual: Ahirette kurtulmak neye bağlıdır? CEVAP Bazıları Allah’a inanan herkesin Cennete gideceğini sanıyor. Bu çok yanlıştır. Amentü’deki altı esastan birine inanmayanın imanı geçersizdir. Bunun için inanmak değil, doğru inanmak önemlidir. Ahirette kurtulmak, ibadetin çok olmasına değil, doğru imana bağlıdır. İhlaslı ameli az da olsa, hatta hiç ameli olmasa, zerre kadar doğru imanı olsa yine Cennete girer. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Kalbinde zerre kadar imanı olan Cehennemde kalmaz.) [Buhari, Müslim] Dünyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek önemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe’ye gitmek için niyet edip Paris’e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe’ye varamaz. Allahü teâlâ, doğruyu azıcık merak edene, doğruyu arayana doğru yolu yani hakiki İslamiyet’i nasip edeceğine söz vermiştir. [Ankebut 69, Şûra 13], Allah sözünden dönmez. (Al-i imran 9) Demek ki bâtıl yollardaki insanlar istemek bir yana merak bile etmiyorlar. Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir. Doğru iman sahibi olmaya çalışmalıdır. İtikadı düzeltmeden önce ibadet etmenin faydası olmaz. Doğru itikad, ehl-i sünnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, yani riya ile yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. İtikad doğru olunca ibadetleri arttırmak, insanın gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar artırır. Ancak, doğru itikadı, yani ehl-i sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir. Mutezile ve benzeri akılcı gruplara göre ibadetler imandan bir parçadır. Onlara göre günah işleyen ve farzları yapmayan kâfir olur, yani iman X amel diyorlar. Bunlardan biri sıfır olursa netice de sıfır olur diyorlar. Yani imansız amel de amelsiz iman da makbul değil diyorlar. Ehl-i sünnete göre, amelsiz iman makbul, imansız amel makbul değildir. Ehl-i sünnete göre amel X ihlas denebilir. Ancak amel işlemeden, (Param olsaydı şu fakire yardım ederdim diye ihlasla düşünen de, vermediği halde, amel işlemediği halde ihlaslı niyetinden dolayı sevaba kavuşur. Bir kimsenin ihlası ne kadar çoksa, amel ile çarpılınca netice büyük olur. Bizim ihlasımız 1 ise, bin fakire birer ekmek versek, 1x1000 = bin sevap eder. Eshab-ı kiramın ihlası çok kuvvetli olduğu için, mesela onların ihlası 1 milyon olsun, bir fakire bir ekmek verse bir milyon sevap alır. Nitekim hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.) [Buhari] Eshab-ı kiramın imanları çok kuvvetli ve ihlasları çok fazla olduğu için böyle sevaplara kavuşuyorlar. Eshab-ı kiramdan biri diğerinden daha yüksek idi. Bunun için Hazret-i Ebu Bekir’in verdiği bir avuç hurmanın sevabı, diğer sahabeden birinin vereceği sevap arasında dağlar kadar fark vardır. Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Benden sonra, Eshabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Rabbim bana “Senin eshabın benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Onlardan birine uyan hidayet üzerindedir” buyurdu.) [Deylemi] Doğru iman nedir? Sual: İmanın doğru olması için gerekli şartlar nelerdir? CEVAP İman doğru olmadıkça, ibadetlere sevab verilmez. Onun için, doğru imanı öğrenip ona göre iman etmek şarttır. İmanın doğru olması için gerekli şartlardan bazıları: 1- İmanda sabit olmak: (Üç yıl sonra İslamiyet’i bırakıp Hristiyan olacağım) diyen, o anda dinden çıkıp kâfir olur. 2- Havf ve recâ arasında olmak: Yani Allah’ın azabından korkmak ve rahmetinden ümit kesmemek gerekir. 3- Can boğaza gelmeden iman etmek: Ölürken, âhiret hâllerini gördükten sonra kâfirin imanı geçerli olmaz, fakat o anda da, Müslümanın günahlardan tevbesi kabul olur. 4- Güneş batıdan doğmadan önce iman etmek: Güneş batıdan doğunca tevbe kapısı kapanır. 5- Gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir: Allah bildirirse peygamberin veya evliyanın da bilebileceğine inanmak gerekir. 6- Kâfirliğe sebep olan bir şeyi kullanmamak ve söylememek: Mesela haç takmamak, şakadan da olsa, (Ben kâfirim) dememek gerekir. 7- Dînî bir hükümde şüphe etmemek: Mesela (Namaz ve tesettür farz mı, şarap haram mı?) diye tereddüt etmemek gerekir. 8- İtikadını İslam dininden almak: Tarihçilerin, felsefecilerin değil, Resulullah'ın bildirdiği ve Ehl-i sünnet âlimlerinin açıkladığı şekilde iman etmek. 9- Amentü’deki altı esasa inanmak: Hayrın, şerrin ve her şeyin Allah’tan olduğuna inanmak gerekir. İnsanda irade-i cüziyye vardır. İşlediği günahlardan mesuldür. İmanın şartını beşe indiren ve yediye çıkaran sapıklar varsa da, imanın şartlarından herhangi birini inkâr eden veya yeni şart ilave eden kâfir olur. 10- Hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere olmak: Sevgi ve nefreti yalnız Allah için olmak. Allah düşmanlarını sevmek, onları dost edinmek, Allah dostlarına düşman olmak küfrü gerektirir. Mesela kâfir olan Sokrat’ı sevmek, İmam-ı Gazali’ye düşman olmak gibi. 11- Ehl-i kitabın da cehennemlik olduğuna inanmak: Onların Cennete gireceğine inanan kâfir olur. 12- Ehl-i sünnet vel cemaate uygun itikad etmek: Bu itikattan bazıları şunlardır: 1- Allahü teâlâ zamandan, mekândan münezzehtir. (Allah gökte veya Arş’ta) demek küfürdür. 2- Allahü teâlâ hiçbir şeye benzemez. Mesela (Eli var, ayağı var, yürür, iner, çıkar) gibi insanlara benzetmek küfür olur. 3- Muhammed aleyhisselam son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmez. (Nebi gelmez, ama resul gelir) gibi şeyler söylemek küfürdür. 4- Ehl-i kıbleye [namaz kılan ve küfre sebep olan inanışı olmayan Müslümana], işlediği günahlardan dolayı kâfir dememek. İbadetler, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen ve günah işleyen mümine kâfir denmez. Allahü teâlâ, dilerse küçük günaha azap edebilir, büyük günahları affedebilir. 5- Cennetteki Müslümanların Allahü teâlâyı görecektir. Mutezile buna inanmaz. 6- İman ya vardır, ya yoktur, artıp eksilmez. Parlaklığı, kuvveti artıp eksilir. 7- Kur’an-ı kerim mahlûk [yaratık] değildir. 8- Mest üzerine mesh etmek caizdir. 9- Mirac ruh ve bedenle birlikte olmuştur. 10- Mucize ve keramet haktır. 11- Sahabenin hepsini sevip, hiçbirini kötülememeli, çünkü hepsi cennetliktir. 12- Ebu Bekr-i Sıddık, Eshab-ı kiramın en üstünüdür. 13- Ruh ölmez. 14- Kabir ziyareti caizdir. Kabirdeki peygamber, şehit ve evliya zatlardan yardım istemek caizdir. 15- Kabir suali ve kabir azabı haktır. Kabir azabı ruh ve bedene olur. 16- Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak. 17- Okunan Kur’an-ı kerimin ve verilen sadakanın sevabını ölülere bağışlamak caizdir. Bu sevablar ve dualar ölülere ulaşarak, azaplarının azalmasına veya kalkmasına sebep olur. 18- Öldürülen, intihar eden de eceliyle ölmüştür. 19- Peygamberler, küçük büyük, hiçbir günah işlemez. 20- Cennet ve Cehennem ebedî yani sonsuzdur. Cennet ve Cehennem şu anda vardır. Günahkâr müminler, Cehennemde sonsuz kalmaz, kâfirler sonsuz kalır. 21- Bugün için, dört hak mezhepten birinde olmak şarttır. Birinde bulunmayan Ehl-i sünnetten ayrılır. 22- Kıyamet alametlerinden olan Deccal'in, Dabbet-ül-arz'ın, Hazret-i Mehdî’nin geleceğine, Hazret-i İsa’nın gökten ineceğine, Güneş'in batıdan doğacağına ve diğer bildirilenlere tevilsiz inanmalı. 23- Sultana, halifeye isyan caiz değildir. (Bu bilgiler, Fıkh-ı ekber, Nuhbet-ül-leali, R. Nasihin, Mektubat-ı Rabbani, F. Fevaid’den alındı.) İmanından şüphe etmek Sual: Kitaplarda, (Şimdi imanım var mı veya imanım devam edecek mi diye şüphe etmek küfür olur) denirken, (Son nefeste imansız gitmekten korkmak gerekir, korkmayan imansız gider) de deniyor. Bunların ikisi aynı değil mi? CEVAP Hayır, aynı değildir. İbadetleri yapan kimse, imanının bozulmasında şüphe eder ve günahım çoktur, ibadetlerim beni kurtarmaz diye düşünürse, imanının kuvvetli olduğu anlaşılır. İmanının devam edeceğinden şüphe eden kâfir olur. Şüphe etmeyi beğenmezse, mümin olduğu anlaşılır. (Bezzaziyye) İmanı olduğundan veya imanının hep devam edeceğinden şüphe etmek caiz değildir, küfür olur. Mümin şimdiki ve gelecekteki imanı hakkında hiç şüphe etmemeli, ölünceye kadar imanlıyım demelidir. Son nefes için ise, korku ve ümit arasında olmalı. Son nefeste imansız gitmekten korkmak, şüphe değil iman alametidir. Ehl-i sünnet âlimleri, (Son nefeste imansız gitmekten korkmayan, imansız ölür) buyurmuştur; çünkü son nefese kadar bu imanı muhafaza edip etmeyeceğimiz belli değildir. Bunun için, daima korku içinde yaşamak, haramlardan kaçmak, dinimizin bütün emirlerini yapmak ve Allah’ın rahmetinden de ümit kesmemek gerekir. İmanı korumak için Sual: En kıymetli nimet iman olduğuna göre, bunu korumak için ne yapmak gerekir? CEVAP İmanı korumak için şunlara uymak gerekir: 1- Gayba iman etmiş olmalı. Melekleri, Cenneti, Cehennemi gösterseler, gözümüzle gördüğümüz için, "Cennet, Cehennem vardır" demek iman olmaz. Gayrimüslimlerin hepsi, ölürken Cenneti Cehennemi görüp, "İman ettik" diyecekler; ama kabul olmayacaktır. Müminler övülürken, (Onlar gayba inanırlar) buyuruluyor. (Bekara 3) 2- Gaybı yalnız Allahü teâlânın bildiğine inanmaktır. Peygamber, melek, cin gaybı bilmez. Ancak Allahü teâlâ dilerse, bildirebilir. Bu bakımdan mucizeyi, kerameti inkâr etmek caiz değildir. 3- Haramı haram, helali helal bilmek yani kabul etmek. Kasten, harama helal, helale haram diyen dinden çıkar. 4- Allahü teâlânın azabından emin olmamak ve gazabından çok korkmak gerekir. Kur’an-ı kerimde, Rabbin azabından korkanların, Onun azabından emin olmadığı bildiriliyor. (Mearic 27-28) 5- Bir insan ne kadar çok günah işlerse işlesin, kendini garanti Cehennemlik bilmemeli. Bir hadis-i kudsi meali: (Kulum, göklere ulaşacak günah işlese; fakat rahmetimden ümidini kesmeyip, benden mağfiret dilerse, affederim.) [Tirmizi] Bir âyet meali: (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] 6- Allah’ın azabından emin olmamalı, rahmetinden de ümit kesmemeli! Bir hadis-i şerif meali: (Mümin havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunursa, Allahü teâlâ, o kuluna ümit ettiğini verir ve korktuğundan onu emin kılar.) [Tirmizi] 7- Hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere olmak. Yani sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir. Bu, imanın temelidir. Bir hadis-i şerif meali: (İmanın temeli Müslümanları sevmek ve Allah düşmanlarını sevmemektir.) [İ. Ahmed] Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa’ya buyurdu ki: (Yer ve göklerdeki bütün mahlukatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K.Saadet] 8- İmanın makbul olması ve korunması için gerekli şartlardan bazıları da şunlardır: Allahü teâlâ, vacib-ül-vücud ve hakiki mabud ve bütün varlıkların yaratıcısıdır. Dünya ve ahiret âleminde bulunan her şeyi, maddesiz, zamansız ve benzersiz olarak yoktan var eden, ancak Allahü teâlâdır. Tevekkül farzdır.  Zaruri olarak ve icma ile bilinen, inanılacak şeylerde, kıyas olmaz. Bunlarda ictihad veya kıyas edip yanılan kâfir olur. Zaruri olarak ve icma ile bildirilmemiş olan iman bilgilerinde ictihad edip de yanılan, kâfir olmaz ise de, bid'at sahibi olur. İman artıp eksilmez. Yani iman edilmesi gereken şeyler yönünden artıp eksilmez, fakat yakîn ve tasdik yönünden parlaklığı, kuvveti artıp eksilir. Müminler, iman ve tevhid hususunda birbirlerine eşittir. Fakat amel itibariyle birbirlerinden farklıdır. İtikadını İslam dininden almak. Resulullah efendimizin bildirdiği şekilde iman etmek. Günah işleyen, fakat tevbe etmeden mümin olarak ölen kimseyi Allah dilerse ona Cehennemde azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba uğratmaz. Melekler, kâfirlerin dediği gibi, Allahü teâlânın ortakları veya kızları değildir. Günah işlemezler. Meleklerde erkeklik dişilik yoktur. Kur’an-ı kerimdeki veya diğer din kitaplarımızdaki dini bir hükümden şüphe etmemek: Mesela tesettür acaba farz mı diye şüphe etmemek. Helal da haram da rızktır. Herkes kendi rızkını yer, kimse kimsenin rızkını yiyemez. Elfaz-ı küfürden bir sözü, anlamını kabul etmese de söyleyen kâfir olur. [Yani şaka olarak veya güldürmek için söylese yine küfür olur. Mesela şakadan ben peygamberim dese küfür olur.] Sarhoş iken, elfaz-ı küfrü söyleyene kâfir dememelidir. Bu kâinat sonradan yaratılmıştır. [Felsefeciler, bunu kabul etmiyor, kâinat böyle gelmiş, böyle gider diyerek kâfir oluyorlar.] Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek, yani namaz kılan müslümana işlediği günahlardan dolayı kâfir dememek. [Ehl-i kıble denilen kimsenin bir inanışı, manası çok açık olan kati bir delile zıt ise, küfür olur. Böyle bir kimse, namaz kılsa da, her ibadeti yapsa da kâfir olur.] Tasavvufu inkâr etmemek. (Avarif-ül-mearif) Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Hazret-i Ebu Bekir, sonra sırası ile diğer üç halifedir. Eshab-ı kiramın hepsi Cennetliktir. (Hadid suresi 10) Allahü teâlânın Eshab-ı kiramdan razı olduğu Kur’an-ı kerimde bildiriliyor. Onlardan birini kötülemek, bu âyet-i kerimelere inanmamak olur. (Tathir-ül-cenan) İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zararın hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir. Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile, insanların ve diğer mahlukatın yapacağı işleri bilmesi ve dilemesidir. Bunun yaratılmasına kaza, ikisine birden kaza ve kader denir. Allahü teâlâ, dilediğini bir lütuf olarak hidayete ulaştırır. Dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa düşürür. Çünkü insanların işlerini Allahü teâlâ yaratır, fakat insana da irade-i cüziye vermiş, yaptığından sorumlu tutmuştur. Öldürülen de, intihar eden de eceliyle ölmüştür. Ecelsiz ölüm olmaz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Hiç kimse, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.) [Araf 34] İntihar eden müslümanın namazı kılınır. (Dürr-ül-muhtar) Öldükten sonra herkes dirilecektir. Kabir suali kabirde ruhun cesede iadesi ve kâfirler ile günahkâr müminler için kabir azabı vardır. Müminlerin, Cennete girmesi Allah’ın fazlındandır. Çünkü kimse ameliyle Cenneti hak edemez. İnsanlar, dirilince hesaba çekileceklerdir. Ameller mizanda tartılacaktır. Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkârlara şefaat edecektir. Peygamber efendimizin şefaati büyük günah işleyenleredir. Dağlar kadar büyük günahı olanlar da, az veya çok şefaate kavuşacaktır. Affa ve şefaate kavuşanlardan başka bütün günahkârlar, günahlarının cezalarını çekeceklerdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Her peygamberin, müstecab [kabul olan] bir duası vardır. Ben duamı, ümmetime şefaat etmek için ahirete sakladım.) [Buhari] Şefaati inkârdan sakınmalı. Çünkü hadis-i şerifte, (Şefaatime inanmayan, ona kavuşamaz) buyuruldu. (Şir’a) Kıyamet alametlerine inanmak: Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Şu alametler çıkmadan kıyamet kopmaz: Güneş batıdan doğar, üç yer batar, İsa gökten iner, Duman, Dabbetül arz, Deccal, Yecüc Mecüc ve Aden’den bir ateş çıkar.) [Müslim] Hazret-i Mehdinin geleceğine inanmak da, Ehl-i sünnet itikadındandır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi, İ. Asakir] [Bu bilgilerin hepsi, Fıkh-ı ekber, Emali, R. Nasıhin, Mektubat-ı Rabbani, Feraidül fevaid kitaplarından alınmıştır. Başka kitaplardan alınanların ise kaynağı sonunda bildirildi.] Doğru itikadın önemi Sual: İtikad üzerinde çok durmanızın sebebi nedir? CEVAP Çünkü, itikadı düzeltmeden önce ibadet etmenin faydası olmaz. Doğru itikad, ehl-i sünnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, [riya ile] yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. Ehl-i sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir. İşte bu kadar önemli olduğu için Ubeydullah-i Ahrar hazretleri (Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız düzgün değilse, hâlimiz haraptır. Eğer bütün çirkinlikleri verseler itikadımız düzgün ise, hiç üzülmeyiz) buyuruyor. İtikadı düzgün olan Sual: İtikadı düzgün Müslümanlar Cehenneme girmez deniyor. Günahları ne olacaktır? CEVAP Haramlardan kaçan ve ibadetlerini yapan Müslüman Allah’ın dostudur. Allah dostunu Cehenneme koymaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Vallahi, Allah dostunu ateşe atmaz.) [Cami-us-sagir] Eğer Müslüman küfre düşmemişse, dünyada çektiği sıkıntılar günahlarına kefaret olur, şefaate de kavuşur ve Cehenneme hiç girmez. Ehl-i sünnet yolunun iki esası Sual: Ehl-i sünnet bilgilerinin bozulmadan günümüze kadar gelmesinin sebebi nedir? CEVAP Ehl-i sünnet âlimlerinin gayretleri sayesinde bozulmaktan korunarak gelmiştir. Ehl-i sünnet âlimleri şu iki şeye titizlikle riayet etmişlerdir: Birincisi: Olduğu gibi muhafaza edip, ondan hiçbir şey çıkarmadılar. İkincisi: Ona bir şey ilave etmediler. Yani sünnete uyup, bidate karşı çıktılar. Sünnete uymak demek, İslam’a uymak demektir; ama bildirildiği şekilde, hiç değiştirmeden uymak gerekir. Onun için Ehl-i sünnet âlimleri, Resulullah’tan gelene, hiçbir şey ilave etmemişler, bir şey de çıkarmamışlardır. Metni aynen almışlar, ona şerhler yapmışlar yani açıklamışlardır. İşte bu sebeple, Ehl-i sünnet bilgileri günümüze kadar bozulmadan gelmiştir. İmanı muhafaza Sual: İmanı muhafaza etmek için nelere dikkat etmeli? CEVAP İman, beş katlı bir kaleye benzer. Bunlar, bakır, demir, tunç, gümüş ve altın katıdır. 1- Bakır katı, edeplerdir. 2- Demir katı, sünnetlerdir. 3- Tunç katı, farzlardır. 4- Gümüş katı, ihlâstır. 5- Altın katı, Allahü teâlânın rızasıdır. Edebleri gözetmeyen, sünnete yol bulamaz. Sünnete uymayan, farza yol bulamaz. Farzı tutmayan, ihlâsa yol bulamaz. İhlâsı olmayan da, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmaya yol bulamaz. (Ey Oğul İlmihali) Demek ki, son yani beşinci kata çıkabilmek için, sırayla, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü katlardan geçerek çıkmak gerekir. Diğer katları geçmeden beşinci kata çıkılamaz. Felaketlerin en büyüğü Sual: Felaketlerin en büyüğü nedir? CEVAP En büyük felaket imansız ölmektir. İmansız, yani kâfir olarak ölmemek için, ilim sahibi olmak, ihlâsla amel etmek, haramlardan kaçıp ibadetleri yapmak şarttır. İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür. O hâlde, imanlı yaşamak lazımdır. İmanlı yaşamak için de, haramlardan sakınmak ve ibadetleri yapmak gerekir. İkinci bir felaket de, bir kimse, bir sözüyle, bir işiyle küfre düşer yani kâfir olur da, kendini Müslüman zanneder. Yaptığı işin küfür olduğunu bilmediği için tevbe de etmez, imansız olarak ölebilir. Günahı bilmemekten daha kötüsü, günahı ibadet olarak işlemektir. Bid’at inanış ve diğer bid’atler böyledir. Bu felaketlerden kurtulmak için, İmam-ı Rabbani hazretleri, (İlim, amel ve ihlâs şarttır) buyuruyor. Yani dinimizi doğru olarak öğrenip, ihlâsla amel edeceğiz. Bilmeden yapmak felaket olduğu gibi, bildiklerini de ihlâssız yapmak felakettir. İmanın esas şartı Sual: İmanın altı şartına inanan kimse mutlaka mümin midir? CEVAP Topluma bakınca, herkesin mutlaka mümin olduğu söylenemez. Birkaç örnek verelim: 1- Bir kimse, Amentü’deki altı şarttan biri olan kitaplara iman ettiğini söylese, fakat Kur’an tarihseldir dese, bazı hükümleri kıyamete kadar geçerli değil dese, mümin olamaz. Kur’ana inandım demesinin bir faydası olmaz. 2- Bir kimse, Amentü’deki altı şarttan biri olan meleklere iman etse, fakat meleklerin günah işlediğini söylese ve Hristiyanlar gibi onları kız olarak bilse, mümin olamaz. 3- Bir kimse, Amentü’deki altı şarttan biri olan Allah’a iman ettiğini söylese, fakat Allah dostlarını sevmese, onlara düşman olsa veya Allah düşmanlarını sevse, onlarla dost olsa, ölülerine rahmet okusa mümin olamaz. İmanın esas şartı, alameti; hubb-i fillah, buğd-i fillahtır. Allahü teâlânın sevdiklerini ve emrettiği şeyleri sevmek, düşmanlarından ve yasak ettiklerinden sakınmaktır. Bir kimsenin imanlı olup olmadığı buradan belli olur. Ehl-i sünnet yolunda olanları, Allah’ın dinine hizmet edenleri sevmek hubb-i fillahtır. Kâfirleri, Allahü teâlânın düşmanlarını, 72 sapık fırkada olanları sevmemek buğd-i fillahtır. Bunlar sadece kalble olur. Sevilmeyen kimse ile tartışılmaz ve dövüşülmez. Dostla da düşmanla da tartışmak zararlıdır. Dostların dostluğu azalır, kalmayabilir, düşmanların düşmanlığı artar. İmanı olan emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunur. Yani Allah’ın emrettiklerini öğretmeye çalışır. Bu da imanın şartlarındandır. İmanda şüphe Sual: (Küfre düşülmüş olabilir) diye iman tazelemeye caiz denirken, imanın varlığından şüphe etmeye küfür deniyor. İkisi arasında ne fark vardır? İkisi de imanda şüphe değil mi? CEVAP İkisi farklıdır. İman tazeleyen kişi imanının olduğunu biliyor, şayet bilmeden küfre düşmüşse, iman zayıflamış veya eskimişse diye düşünerek tazeliyor. Peygamber efendimiz, (Elbisenin eskidiği gibi, içinizdeki iman da eskir. İmanınızı tazeleyin!) buyuruyor. İmanımızı yenilemek için sık sık kelime-i şehadet getirmelidir. (İmanım var mı yok mu) diye şüphe etmek küfür olur. Yani (Acaba imanım var mı?) diye şüphe edilmez. Fakat (Ölürken imanımızı muhafaza edebilir miyiz?) diye şimdi korkmak imanlı olmanın alametidir. Bu, imanından şüphe değildir. İmanı kaybetme endişesinden meydana gelen haklı bir korkudur. Çok kıymetli mücevheri olanın, onu kaybetmekten veya çaldırmaktan korkmasına benzer. Bu kimse, (Acaba benim mücevherim var mı?) diye şüpheye düşmez. Sadece çaldırmaktan ve kaybetmekten korkar. İmanın gitmesinden korkmalıdır Bir Müslüman, sözünün ve işlerinin neye varacağını düşünmeli, her şeyde dinini kayırmalıdır. Hiçbir günahı küçük görmemelidir. Bir kimse küçük günah işlese, buna tevbe et denilince, “Tevbe edecek bir şey yapmadım ki” yahut “Niçin tevbe edeyim” dese imanı gider. Çocuğun, küçükken ana babasına tabi olarak imanı vardı. Baliğ olunca yani ergenlik çağına girince onlara tabi olması devam etmez, imanı, islamı bilmese, sorulunca anlatamasa imanı, evli ise nikahı da gider. Çünkü nikahın sahih olması ve devam etmesi için imanlı olmak lazımdır. Bir mümini öldüren veya öldürülmesini emreden kimseye, “İyi yaptın” diyenin imanı gider. Bir kimseyi haksız olarak döven veya öldüren zalime, “İyi yaptın, bunu hak etmişti” demek de imanı giderir. Yalan olarak, “Allah biliyor ki, seni çocuğumdan çok seviyorum” demek imanı giderir. Vazife olduğuna inanmayarak, önem vermeyerek, hafif görerek namaz kılmamak, oruç tutmamak, zekât vermemek imanı giderir. Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmek küfürdür. Kendisi haram olmayıp, sonradan hasıl olan bir sebepten dolayı haram olan mala, paraya, haram li-gayrihi denir. Çalınan ve haram yollardan gelen mal böyledir. Bunlara helal demek küfür olmaz. Leş, domuz, şarap gibi, kendileri haram olan şeylere haram li-aynihi denir. Bunlara helal demek küfür olur, imanı giderir. Kesin olarak bilinen haramlardan birine helal demek de, böyledir. Ezan, cami, fıkıh kitapları gibi İslamiyet’in kıymet verdiği şeyleri aşağılamak küfür olur, imanı giderir. Abdestsiz olduğunu veya namaz vaktinin gelmediğini bildiği hâlde namaz kılmak ve bildiği hâlde kıbleden başka tarafa dönerek namaz kılmak küfür olur, imanı giderir. Bir Müslümanı kötülemek için kâfir demek küfür olmaz ise de, kâfir olmasını isteyerek söylemek, küfür olur, imanı giderir. Günah işlemek küfür olmaz Allahü teâlânın emirlerine farz, yasak ettiği şeylere haram denir. Farzlara ve haramlara İslamiyet denir. İslamiyet’e uymayan şeyi yapmaya günah işlemek denir. Günah işlemek küfür olmaz. Günah olduğuna önem verilmezse küfür olur, iman gider. İbadet yapmanın ve günahtan sakınmanın lazım olduğuna inanmamak küfür olur, imanı giderir. Akıllı, bilgili, edebiyatçı olduğunu göstermek veya yanındakileri hayrete düşürmek, güldürmek, sevindirmek yahut alay etmek için söylenen sözlerde de, “küfr-i hükmî”den korkulur. Gadap, kızgınlık ve hırs ile söylenen sözler de böyledir. İslâmiyeti doğru öğrenmek için Sual: Müslümanlar, iman bilgilerinde ve diğer dini konularda şüpheye düşerse nasıl hareket etmelidir, böyle bir duruma düşmemek için ne yapmalıdırlar? Cevap: Dinimizin bildirdiği bir şeyde şüpheye düşen kimse, Allahü teâlâ ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemişse, öylece iman ettim, inandım demelidir. Hemen, şüphesini giderecek bir din âlimi aramalıdır. İlmine ve dine bağlılığına güvenilir, zeki, arif, haramlardan kaçınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, müşkülleri çözebilen bir zatı arar, bulur. Bundan aldığı cevap, şüphesini giderince, artık öylece iman eder. Böyle bir zatı aramak farzdır. Tesadüfe bırakmayıp, hemen aramalıdır. Bulamazsa, bulup da, şüpheden kurtulamazsa, Allahü teâlânın ve Resûlünün dilediği gibi inandım demeli ve şüphesinin giderilmesi için, Allahü teâlâya dua etmelidir. İşte, bunun için, her şehirde, müşkülleri çözebilen bir zatın bulundurulması farz-ı kifâyedir. Felsefecilerin iftiralarını, fen ve felsefe bilgileri ile karşılayabilen, fen adamı geçinenlerin itirazlarını, fenni metotlara dayanarak çözebilen, kafirlerin yanlış sözlerini, dinlerindeki bozuk yerleri ispat ederek, ret edebilen, doğru yoldan ayrılmış olanların, fitne ve fesat ateşlerini söndürebilen, dünya tarihini iyi anlamış, matematik bilgisi kuvvetli ve İslâm bilgilerinin derinliklerine ermiş bir din âlimi bulundurmak lazımdır. Vaktiyle İslâm devletleri böyle âlim yetiştiriyordu. Böyle bir din âlimi bulunmazsa, İslâmiyet, din cahillerinin elinde oyuncak olur. İstedikleri gibi din kitapları yazar, gençlerin dinsiz yetişmesine sebep olurlar. Bir memlekette, İslâmiyetin yerleşmesi için, her şeyden önce, hakiki din âlimi yetiştirmek lazımdır. Din âlimi bulunmazsa, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını yaymaya çalışmalıdır. Bu kitaplar bulunmazsa, din cahilleri, din adamı şekline girip, kitap yazarak, dersler vererek milletin dinini, imanını çalarlar. Bir kimsede imanın olduğunun alameti Sual: Bir kimsede imanın var olup olmadığı ne ile ve nasıl anlaşılır? Cevap: İmanın şartı altıdır, bunlar inanılacak şeylerdir. Amentüdeki altı şeye inanmak, imandır. İmanın bunlardan da önce gelen asıl iki şartı ise gayba iman ve hubb-i fillah, buğd-i fillahtır. İmanın, bir müminde var olması bu iki şarta bağlıdır: Birincisi, gayba imandır ki, görmeden, kendi aklına, bilgisine danışmadan inanmaktır. Gayba iman esastır ve gayba iman etmek lazımdır. Çünkü dünyanın ve ahiretin bütün saadetleri, görmeden inanmaya bağlıdır. Can, rûh boğaza gelmeden önce iman etmiş olmalıdır. Can boğaza gelince, ahiretin bütün halleri gösterilir. O zaman bütün kafirler iman etmek isterler. Halbuki imanın gaybî olması lazımdır. Görmeden inanmalıdır. Görülen şeye iman edilmiş olmaz. Fakat bu anda, müzminlerin tevbesi kabul olunur. İkincisi, hubb-i fillah ve buğd-i fillahtır. Bu iki şart yoksa, Amentüde bildirilen altı şarta bir kimse inansa da mümin olamaz. Hubb-i fillah; Allah için sevmek, buğd-i fillah ise, Allahü teâlâ için sevmemektir. İmanın alameti; hubb-i fillah ve buğd-ı fillahdır. Bir hadîs-i şerifte; (Allahü teâlânın bazı kulları vardır. Bunlar, Peygamber değildir. Peygamberler ve şehitler, kıyamet günü bunlara imrenirler. Bunlar, birbirini tanımayan, uzak yerlerde yaşayan, Allah için birbirini seven müminlerdir) buyuruldu. Allahü teâlânın en çok sevdiği ibadet, hubb-i fillah ve buğd-ı fillahdır. Allahü teâlânın sevdiklerini sevmek lazımdır ve imanın alametidir. İbadetlerin en üstünü olduğu bildirilen hubb-i fillah ve buğd-ı fillah da bu demektir. Resûlullah efendimiz buyurdu ki: (İmanın temeli ve en kuvvetli alameti, Müslümanları sevmek ve Müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemektir.) (Allahü teâlâ, bir Peygambere vahyetti ki, falan abide söyle; dünyada zühd ederek, nefsini rahata kavuşturdun ve kendini kıymetlendirdin. Benim için ne yaptın? Abid; ya Rabbi! Senin için ne yapılır? deyince Allahü teâlâ; düşmanıma, benim için düşmanlık ettin mi ve sevdiğimi benim için sevdin mi? buyurdu) (Bir kimse, Allahü teâlânın düşmanlarını düşman bilmezse, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için sever ve kafirleri düşman bilirse, Allahü teâlânın sevgisine kavuşur) buyuruldu. Sual: Bir kimsenin Müslüman olması için yalnızca iman etmesi kafi midir? Cevap: İnanılacak bilgileri doğru olarak öğrenip düzelttikten sonra, her Müslümanın kendine lazım olan Helal, Haram, Farz, Vacip, Sünnet, Mendub ve Mekruh olan şeyleri, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları fıkıh, ilmihal kitaplarından öğrenmesi ve bunlara uyması lazımdır. İmanın gitmesine sebep olan haller Sual: İmanın gitmesine sebep olan söz ve haller var mıdır, varsa nelerdir? Cevap: Konu ile alakalı olarak Miftâh-ul-Cennet kitabında deniyor ki: “İmanı olduğu halde, ileride imanının gitmesine sebep olan şeyler kırk kadardır: 1- Bidat sahibi yani itikadı bozuk olmak. 2- Zayıf yani amelsiz iman. 3- Dokuz uzvunu doğru yoldan çıkarmak. 4- Büyük günah işlemeye devam etmek. 5- Nimet-i islâma şükrünü kesmek. 6- İmansız gitmekten korkmamak. 7- Zulüm etmek. 8- Sünnet üzere okunan ezanı dinlememek. 9- Anaya babaya asi olmak. Onların İslamiyete uygun, mubah olan emirlerini sert sözle ret etmek. 10- Doğru olsa bile, çok yemin etmek. 11- Namazda tadil-i erkanı terk etmek. Tadil-i erkan, hiç hareket etmeden sübhanallah diyecek kadar durmaktır. 12- Namazı ehemmiyetsiz sanıp, öğrenmesine ve çoluk çocuğuna öğretmeye ehemmiyet, önem vermemek. 13- Şarap ve fazlası sarhoş eden her içkiyi, az da olsa, içmek. 14- Müminlere eziyet etmek. 15- Yalan yere evliyalık ve din bilgisi satmak. Ehl-i sünnet bilgilerini öğrenmeyip, kendini din adamı olarak tanıtmak. 16- Günahını unutmak, küçük görmek. 17- Kibirli olmak, yani kendisini beğenmek. 18- Ucub, yani ilim ve amelim çoktur demek. 19- Münafıklık, iki yüzlülük. 20- Hased etmek, din kardeşini çekememek. 21- Devletin ve üstadının İslâmiyete muhalif olmayan sözünü yapmamak. 22- Bir kimseyi tecrübe etmeden, iyi demek. 23- Yalanda ısrar etmek. 24- Ulemadan kaçmak, ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumamak. 25- Bıyıklarını sünnet miktarından ziyade fazla uzatmak. 26- Erkekler ipek giymek. 27- Gıybet etmekte ısrar etmek. 28- Kafir de olsa, komşusuna eziyet etmek. 29- Dünya umuru, işleri için, çok gadaba gelmek, sinirlenmek. 30-  Faiz almak ve vermek. 31- Öğünmek için elbisesinin kollarını ve eteklerini fazla uzatmak. 32- Sihirbazlık, büyü yapmak. 33- Salih olan mahrem akrabayı ziyareti terk etmek. 34- Allahü teâlânın sevdiği kimseyi sevmemek ve İslâmiyeti bozmak için uğraşanları sevmek. 35- Mümin kardeşine üç günden fazla kin tutmak. 36- Zinaya devam etmek. 37- Livatada bulunup, tevbe etmemek. 38- Ezanı fıkıh kitaplarının bildirdikleri vakitlerde ve sünnete uygun okumamak. 39- Haram işleyeni görüp de, gücü yettiği halde, tatlı dil ile men etmemek. 40- Nasihat vermek hakkına sahip olduklarına nasihat etmemek.” İmanın devamlı kalmasının sebepleri Sual: Bir Müslümanda, imanın devamlı kalmasının ve bu imanın devam etmesinin, sebepleri, şartları var mıdır, varsa nelerdir? Cevap: Konu ile alakalı olarak Miftâh-ul-Cennet kitabında deniyor ki: “İmanın, bizde baki, devamlı kalıp çıkmamasının şartı ve sebebi altıdır: 1- Biz gayba iman eyledik. Bizim imanımız gaybadır, zahire, görünüşe değildir. Zira biz, Allahü teâlâyı, gözümüzle göremedik. Lakin görmüş gibi inandık, iman ettik. Bundan asla şüphemiz yoktur. 2- Yerde ve gökte, insanda, cinde, meleklerde ve Peygamberlerde, gaybı bilen yoktur. Gaybı ancak Allahü teâlâ bilir ve dilediklerini dilediklerine bildirir. Gayb demek, duygu organları veya hesap, tecrübe ile anlaşılmayan demektir. 3- Haramı haram bilip, itikat etmek, inanmak. 4- Helali helal bilip, böyle itikat etmek, inanmak. 5- Allahü teâlânın azabından emin olmayıp, daima korkmak. 6- Her ne kadar günahkâr olsa da, Allahü teâlânın rahmetinden ümit kesmemek. Bu altı şeyden birisi, bir kimsede bulunmasa da, beşi bulunsa, yahut birisi bulunsa da, beşi bulunmasa, o kimsenin imanı ve İslâmı sahih değildir.” Sual: İmanı korumak için ne yapmalıdır, bunun için sabah, akşam okunacak bir dua var mıdır? Cevap: Son nefeste Müslümanın tevbe etmesi sahih olur. Fakat, kafirin imana gelmesi sahih olmaz. İmanı korumak için her Müslüman, sabah ve akşam, şu iman duasını okumalıdır: (Allahümme innî e'ûzü bike min en-üşrike bike şey-en ve ene a'lemü ve estagfirü-ke li-mâ lâ-a'lemü inneke ente allâmülguyûb.) Sabah duası gece yarısında okumağa başlanır. Akşam duası zevalden, öğleden itibaren başlar. Mürted olduğunu yani dinden döndüğünü, çıktığını inkar etmek de, tevbe olur. Sonsuz azapta kalmamak için Sual: Bir kimsenin Cehenneme gitmemesi, sonsuz azapta kalmaması için ne yapması, nasıl hareket etmesi gerekir? Cevap: Her Müslümanın birinci vazifesi nefsine uymamaktır. Nefis, insanın en büyük düşmanıdır. İnsanın imanını yok etmek ister. Bundan zevk alır. Allahü teâlânın ve Peygamber efendimizin emirlerinden ve yasaklarından birisinin bile doğru, faydalı olduğunda şüphe edenin imanı gider, kâfir olur. Kâfir, Cehennemde sonsuz yanacak, azap görecektir. Sonsuz yanmanın, azap görmenin ne demek olduğunu insan bir düşünse, korkudan uykusu kaçar, yemekten, içmekten kesilir. Hiçbir dünya zevki gözüne görünmez. Küfrün, inkârın cezası çok ağır, çok korkunç ise de, küfürden ve günahlardan kurtulmak da çok kolaydır. Bunun biricik çaresi, imanını tazelemektir. Bunun da en kolay yolu, her akşam yatarken, üç kere “Estagfirullahel'azîm” okumaktır. Manasını düşünerek okumak lazımdır. Manası; “Ya Rabbi, beni affet” demektir. Allahü teâlâ, tevbeleri kabul edeceğini vadetmiştir. Yalnız, tevbenin kabul olması için, namaz borcu ve kul hakkı olmaması lazımdır. Bir namaz borcu olan, bunu kaza etmedikçe, tevbesi kabul olmaz. Cehennemde yanmaktan, azap görmekten kurtulmak için, ölmeden evvel namaz borcundan ve kul hakkından kurtulmak lazımdır. Yapılan hiçbir hayırlı iş, insanı bu azaplardan kurtaramaz. İbni Teymiyye ve benzerlerinin kurtarır demesine inanmamalı ve aldanmamalıdır. Sual: Bir Müslümanın, öncelik olarak imanını doğru olarak düzeltmesi mi gerekir? Cevap: Akaidi, yani inanılacak bilgileri düzelttikten sonra, Helal, Haram, Farz, Vacib, Sünnet, Mendub ve Mekruh olan şeyleri, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları fıkıh kitaplarından öğrenmek ve bunlara uymak lazımdır. Bu âlimlerin üstünlüklerini anlayamamış olan cahillerin çıkardıkları sapık kitapları okumamalıdır. Allah korusun! İtikat edilecek şeylerde Ehl-i sünnet mezhebine uymayan inanışı olan Müslümanlar, ahirette Cehenneme girmekten kurtulamaz. İmanı doğru olanın ibadetinde gevşeklik olursa, tevbe etmese bile, af edilebilir. Af edilmese bile, azap çektikten sonra, Cehennemden kurtulur. İşin başı, itikadı düzeltmektir. Hâce Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri buyurdu ki: “Bütün keşifleri, kerametleri bana verseler, fakat, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadını vermeseler, kendimi harap bilirim. Keşif ve kerametim olmasa ve kabahatim çok olsa, fakat Ehl-i sünnet vel cemaat itikadını ihsan eyleseler, hiç üzülmem.&rdquo […]

  • Hac ile ilgili çeşitli sorular
    on 18/03/2019 at 21:00

    Sual: Hac vakti ne zamandır? CEVAP Hac vakti, arefe ve bayram günleri olmak üzere, beş gündür. Sual: Hacda 15 günden fazla kalan, mukim olup kendisine kurban kesmesi vacip olacağı için, bayram kurbanını kestirmek üzere telefonla Türkiye’deki bir yakınına vekalet verip kestirebilir mi? CEVAP Bayram kurbanını vekaleten Türkiye’de kestirmesi caizdir. Sual: Şükür kurbanını da vekaletle Türkiye’de kestirmek caiz mi? CEVAP Şükür kurbanı Mina’da kesilir. Mekke’de bile kesilmez. Sual: Bu sene hacca giderken, Ankara’da ihramı giydik. Hacca gidemeyince çıkarmak mecburiyetinde kaldık. İhramı çıkarmanın cezası nedir? CEVAP Mikâttan önce çıkarınca, ceza icap etmez. Sual: İhramı kefen yapmak ve kefeni zemzemle yıkamak caiz midir? CEVAP İhramı kefen yapmak caizdir. Kefeni zemzemle yıkamak ise, Hanefi’de caiz, Şafii’de haramdır. Sual: Haccı ertelemek olur mu? Haram para ile hacca giden, hac borcundan kurtulur mu? CEVAP Üzerine hac farz olan kimseye, haccı ertelemek, Şafii’de ve imameyne göre caiz, diğer üç mezhepte caiz değildir. O sene gitmez ise, günah olur. Sonraki senelerde hacca giderse, erteleme günahı af olur. O sene, hac yolunda ölürse hac sâkıt olur. Haram para ile hacca gidenin haccı Hanbeli’de sahih olmaz, diğer üç mezhepte, günahkâr olsa da haccı sahih olur, yani hac borcundan kurtulur. Sual: Bazı hacılar hiç iyi örnek olmuyorlar, niye böyle? CEVAP Ahir zamanda ibadet edenler azalacak, ibadet edenlerin de ibadetlerinde çeşitli noksanlıklar bulunacaktır. Bugün ticaret için, yankesicilik için hacca gidenler yok mudur? Dünya gittikçe bozulacaktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir zaman gelir ki, hacca, sultanlar [devlet başkanları] gezi için, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, din görevlileri de gösteriş için giderler.) [Hatib] Sual: Müslümanlardan veya kâfirlerden ayakbastı parası almak haram mıdır? CEVAP Evet haramdır. Sual: İhramlı iken saçını kazıtmak sünnet midir? CEVAP Vaciptir. İhramdan çıkmadan önce, başın en az dörtte birini ustura ile tıraş ettirmeli veya en az 3 cm, kendisi veya başkası kırkmalı. Berber veya ustura bulamamak özür sayılmaz. Kadın, saçını tıraş etmez. Makasla biraz keser. Sual: Hacda bayanlarla aynı hizada namaz kılmak zorunda kalacağız. Kâbe’de kadınlarla beraber aynı hizada namaz kılmak caiz midir? CEVAP Evet caizdir. Sual: (Haccı kabul olanın, kul ve Hak borçlarından başka bütün günahlar affedilir) diyorsunuz. İnsanın ya kul borcu veya Hak borcu olur. Başka ne günah olur ki de, diğer günahlar tabirini kullanıyorsunuz? CEVAP Kabul olan hac, namaz, oruç ve zekat borçlarının affına sebep olmaz. Bunları geciktirme günahlarının affına sebep olur. Kul borçları da verilmedikçe veya helalleşilmedikçe ödenmiş olmaz. Diğer günahlar çoktur. Kabul olan hac, içki içmek, yalan söylemek, kumar oynamak, cünüp gezmek, domuz eti gibi haram yemek, açık gezmek, harama bakmak, müzik dinlemek, haset etmek, ipek giymek gibi birçok günahlar vardır. Kabul olan hac bu günahların affına sebep olur. Sual: Zamanımızda ne kadar parası olana hac farzdır mesela ailesinin yanında kalan bir bekâr erkek eğer hacca gidecek ve gelecek kadar parası var ise hac buna farz mıdır? CEVAP Haccın eda şartları bulunan kimsede vücub şartları da varsa hac farz olur. Vücub şartlarından biri de, geçim ihtiyacından fazla olarak hacca götürüp getirecek ve varsa geride kalan kimselere yetecek kadar, helal parası olmak. Sual: Revakların ikinci katına çıkarak Kâbe-i şerifi tavaf etmek caiz midir? CEVAP Caiz değildir. Sual: Vekaleten hacca gitmiş olan fakire, hac farz olur mu? CEVAP Evet. Sual: Görevle hacca giden fakir, zengin olunca, tekrar gider mi? CEVAP Farza niyet edince gitmez, nafileye niyet edince gider. Sual: Hacca giden, hilali görse, Suudların yanlışını anlasa, ertesi günü Arafat’a çıkması lazım mı? CEVAP Elbette. Sual: Hacılar, ifrad hacca niyet etse, şükür kurbanı kesmez mi? CEVAP Kesmez. Sual: Hac yapanın bütün günahları af olur mu? CEVAP Kul hakkı ve kaza borcu af olmaz. Tehir günahı af olur. Sual: Kâbe-i şerifi yedi kere dönmek bir tavaf mı? CEVAP Evet. Sual: Hac mevsimi haricinde umre yapan fakire hac farz olur mu? CEVAP Hac farz olmaz. Sual: Geçen sene, hacda kesemediğim şükür kurbanının kazası olarak şimdi on gün oruç tutmam lazım mı? CEVAP Evet. Sual: Falcılığa tevbe ettim. Bu parayla hacca gitmem caiz mi? CEVAP Evet. Sual: Sâkin olunan yerden hacca vekil gönderilir. Babam İzmit’te hastalanıp İstanbul’a gelince öldü. İstanbul’dan vekil gönderilir mi? CEVAP Evet. Sual: Hacda mukim olan, kurbanını kestirmek üzere telefonla Türkiye’deki bir yakınına vekalet verse caiz olur mu? CEVAP Evet. Sual: İhramlı iken düşmanı öldürmek caiz mi? CEVAP Evet. Sual: Kardeşim, şu parayı al hacca git dedi. Hayır dedim günah mı? CEVAP Günah olmaz. Sual: Her umrede şükür kurbanı kesilir mi? CEVAP Bir umrede yapılması gereken, her umrede yapılır. Sual: Zengin hanımı tarafından, yol masrafı karşılanan fakir erkek, hanımını hacca götürmeye mecbur mu? CEVAP Hayır. Sual: İhramlı iken, dikişli terlik giymek caiz mi? CEVAP Evet. Sual: Nafile hacca başlayıp terk eden, başka sene hacceder mi? CEVAP Hayır. Hac bir kere farzdır. Sual: Hacda, bir özürle taş atamayan, yerine vekil tayin eder mi? CEVAP Hayır. Sual: İhramı iki omuza da sarmakta mahzur var mıdır? CEVAP İhram, peştamal gibi, iki beyaz bez olup, biri belden aşağı sarılır, öteki de omuzlara sarılır. Tavafa başlarken sağ koltuk altından geçirilir. (Cevhere) Sual: Hacda bedava bozuk, sapık kitaplar dağıtıyorlar. Ne yapalım, imha edelim mi? CEVAP Evet. Sual: İhramımı, kefen yapmam caiz mi? CEVAP Evet. Sual: Fakirim. Beni vekil edene (Hacca gidince, bana da hac farz olur. İkinci seneki hac paramı da verirsen giderim) demek caiz mi? CEVAP Evet. Sual: Haccımın sahih olmadığını zannediyorum. Tekrar hacca gidince, farz olan hacca diye niyet etmem caiz mi? CEVAP Evet. Sual: Hacda şükür kurbanı kesemeden ölenin yerine velisi keser mi? CEVAP Vasiyet etmiş ise kesmek lazım olur. Sual: Zengin veya fakir a’ma hac yapsa, farz sevabı alır mı? CEVAP Hayır. Sual: Nafile hac, abdestin sünnetinden efdal demek, farzı nafile olarak yapmak, sünneti yapmaktan daha sevap, manasına gelir mi? CEVAP Evet. Sual: Hacca gitmek yerine ülkedeki fakirleri doyursam olur mu? CEVAP Olmaz. Sual: Kayınvalidem demişti ki, (yabancı ülkede çalışıp kazanılan para haram olur. Bu para ile hacca bile gidilmez.) Böyle şey var mı dinimizde? CEVAP Yok öyle bir şey. Yabancı ülkede çalışıp kazanılan para haram olmaz. Sual: Hacda kurban kesmek farz mıdır? CEVAP Vaciptir. Sual: Erkeklerin dikişli sandalet ve kemer giymeleri uygun mudur? CEVAP Evet. Sual: Riyâllerde İslam harfleriyle yazı var. Hacda, içinde riyâl bulunan keseyi bacak arasına sarkıtmak caiz mi? CEVAP Zaruret kadar caiz olur. Sual: Bu yıl hacca gidiyorum. Kâbe’yi görünce dua kabul oluyormuş. Kâbe’yi görünce nasıl dua edelim? “Ya Rabbi, yapacağım bütün dualarımı kabul et” diye dua etmek uygun mu? CEVAP Biz bilmeden kendimiz için zararlı olacak dua da edebiliriz. Malın çokluğu, ömrün uzunluğu gibi şeyler hayırlı olacaksa istenmelidir. Bunu da biz bilemeyiz. Onun için dua ederken, (Ya Rabbi, yapacağım bütün hayırlı dualarımı kabul et) demeli. Kâbe’yi görünce ve zemzem içerken, (Ya Rabbi imanla ve şehit olarak ölmeyi nasip eyle) denebilir. En uygunu da (Hakiki imana kavuştur) diye dua etmelidir. Çünkü hakiki imana kavuşunca artık imansız ölme tehlikesi yoktur. Sual: Zengin, hacca gitmeyi ertelese, sonra da fakir olsa, hacca gitmesi yine farz mı? CEVAP Hac farz olduktan sonra mal elden çıksa da, affolmaz. Yani yine hacca gitmesi gerekir. Hacca gidemeden ölürse, yerine vekil gönderilmesi için vasiyet eder. Sual: Kadın, kocasının izni olmadan, hacca gidemez mi? CEVAP Kadın, kocasının izni olmadan nafile hacca gidemez; fakat kocası, hanımının mahremiyle, farz olan hacca gitmesine mani olamaz Sual: Hacda ihramlı iken koku sürünmek yasaktır. Ancak ihram giymeden koku sürünse sonra ihramlı iken bu kokuları etrafa saçsa, yahut, yasak olmasına rağmen başkası ihramına koku sürse, biz de onu kucaklayınca falan bize de koku geçse yahut, Kâbe-i şerife dokununca elimize koku geçse, ceza lazım olur mu? CEVAP Hayır ceza lazım olmaz. Yasak olan bizzat kendimizin sürmesi veya başkasına (bu kokuyu bana sür) demektir. Hac ve örtünmek Sual: Hacdan gelen kadının örtünmesi şart mıdır? CEVAP Hacla örtünmenin bir ilgisi yoktur. Yalnız hacdan gelen kadının değil, her Müslüman kadının örtünmesi farzdır. Büluğa erince, örtünmek şart olur. Açık gezmek haram olur. Günah işleyenin ibadetleri, mesela namazı, haccı, orucu sahih olursa da, vaat edilen büyük sevablara kavuşamaz. Namaz, hac ve oruç borcundan kurtulur. Ahirette niye bu ibadetleri yapmadın diye sormazlar, niye açık gezdin, niye şu günahları işledin diye sorarlar. Niyetsiz hac Sual: Kendisine hac farz olan bir kimsenin, ihrama girince, farz diye niyet etmese de yaptığı hac ile farz yerine gelir mi? CEVAP Evet, farz olur, çünkü hac için Mekke’ye gidiyor, hacca niyet etmiş oluyor. (Fetava-i Hindiyye) Hacının her günahı affolur mu? Sual: Bir hoca, (Hacc-ı mebrur yapanın günahları affolur. Dünyaya yeni gelmiş gibi olur) hadisi için, (Namaz borcu, oruç borcu, zekât borcu gibi bütün günahların affedileceğini göstermektedir. Bunun için, hac yapılınca, kaza namazı kılmak, kaza orucu tutmak ve verilmemiş zekâtları vermek gerekmez) diyor. Hırsızlık ederek çalınanlar da mı affoluyor? CEVAP Hayır, hocanın dediği yanlıştır. Şartlarına uygun olarak ve ihlasla yapılan hacca, (Hacc-ı mebrur) denir. Hacc-ı mebrur, kazaya kalmış olan [namaz, oruç, zekât gibi] farzlardan ve kul haklarından başka günahların affına sebep olur. Bunların affolması için, kazaların ve kul haklarının ödenmesi lazımdır. Mebrur hac yapmakla, farzları vaktinde yapmamanın ve vaktinden sonraya bırakmanın günahı affolur, hiç yapmamanın günahı affolmaz. Eğer, hacdan sonra, farzları kaza etmeye hemen başlamazsa, geciktirme günahı tekrar başlar ve zamanla kat kat artar. Geciktirmek, büyük günahtır. (Hacc-ı mebrur yapanın günahları affolur. Dünyaya yeni gelmiş gibi olur) hadis-i şerifi, kazaya kalmış farzlar ve kul hakkından başka günahların affolacağını göstermektedir. (İslam Ahlakı) Sual: Arefe günü, sedye ile Arafat'tan geçirilen bir kimsenin haccı kabul olur mu? Cevap: Hacca giden bir kimse, Arefe günü, öğle ezanından bayramın birinci günü, sabah namazı vaktine kadar olan zaman içinde, biraz Arafat'ta dursa veya ihramlı olarak Arafat'tan geçse, baygın iken sedye içinde taşınarak nüsükler yaptırılırsa, Arefe günü olduğunu bilmeyerek, Arafat'ta dursa, haccı sahih olur. O yerin Arafat olduğunu bilmek ve niyet etmek lazım değildir. Haccın geciktirilmesi günah mı? Sual: Bir kimseye hac farz olduktan sonra, bunu geciktirmesi, sonraki senelere bırakması günah olur mu? Cevap: Vücub şartları bulunmakla beraber, eda şartları da kendisinde bulunan kimsenin, o sene hacca gitmesi farz olur. O sene, hac yolunda ölürse hac sakıt olur ve bu kimsenin vekil gönderilmesi için vasiyet etmesi de lazım olmaz. Farz olduğu o sene gidilmezse, günah olur. Farz olduktan sonra hacca gitmeyi, daha sonraki senelere bırakan kimse fasık olur. Çünkü küçük günaha devam etmek, büyük günah olur. Sonraki senelerde, hac yolunda, evinde hasta olursa, hapse düşerse veya hacca gidemeyecek şekilde sakatlanırsa, yerine başkasını, kendi memleketinden bedel göndermesi veya bunun için vasiyet etmesi lazımdır. Bedel gönderdikten sonra iyi olursa, kendinin gitmesi de lazım olur. Sonraki senelerde hacca giderse, geciktirme günahı affolur. İmam-ı Muhammed ve imam-ı Şafii hazretlerine göre, sonraki senelere bırakması da caizdir. Sual: Hacda bayramın birinci günü Mina'da olanlar, bayram namazı kılacak mıdır? Cevap: Bayramın birinci günü Mina'da bulunanlara bayram namazı kılmak vacib değildir. Sual: Bir kimse, hiç izin, vekalet almadan kendi kendine, başkası adına hac yapabilir mi ve adına hac yapılan o şahıs hac borcundan kurtulmuş olur mu? Cevap: İzin, vekalet almadan, kendi kendine vekil olup hac eden kimsenin yaptığı hac, kendinin olur. Yani kendinin hac borcu varsa, ödenmiş olur. Yaptığı bu haccın sevabını, izinsiz vekil olduğu kimseye bağışlayabilir. Zaten her Müslüman, her ibadetinin sevabını ölü veya diri, her Müslümana hediye edebilir. Fakat yaptığı haccın sevabını bağışladığı kimse, hac yapmış olmaz ve hac borcundan kurtulmaz. Sual: Ramazan ayında olduğu gibi, hac ve kurban ibadetlerini yerine getirirken de Zilhicce ayının hilalini görmek gerekir mi? Cevap: Konu ile alakalı olarak İbni Âbidînde deniyor ki: “Ramazan ayının birinci gününü anlamakta takvimlere güvenilmemelidir, buyurdular. Çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Peygamber efendimiz; (Hilali görünce oruca başlayınız!) buyurdu. Halbuki hilalin doğması, görmekle değil, hesapladır ve hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar. Fakat, o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlamak lazımdır. Çünkü İslâmiyet böyle emir buyurmuştur.” Gökte, Ramazan hilalini aramak, bir ibadettir. Görülüyor ki, Ramazanın başlangıcını önceden haber vermek, İslâmiyeti bilmemek alametidir. Kurban Bayramı'nın birinci günü de, Zilhicce ayının hilalini görmekle anlaşılır. Zilhicce ayının dokuzuncu Arefe günü, hesapla, takvimle anlaşılan gün veya bundan bir gün sonra olur. Bundan bir gün önce Arafat'a çıkanların hacları sahih olmuyor. Sual: Hacca gitmeyenlerin, Arefe günü hacıların Arafat'ta toplandığı gibi bir yerde toplanmaları, ibadet yapmaları dinimiz açısından uygun olur mu? Cevap: Arafat'ta bulunmayanların, Arefe günü bir yerde toplanarak, hacılar gibi yapmaları mekruhtur. Fakat, vaaz dinlemek veya başka bir ibadet yapmak için toplanmaları caizdir. Sual: Kitaplarda hac veya umreye gidenler için, 'ihramdan çıkmadan önce başını tıraş ederler' deniyor. Kadınlar da erkekler gibi, ihramdan çıkmadan başlarını tıraş mı ederler? Cevap: Kadınlar, saçını tıraş etmez. Makas ile biraz keser. Sual: Hacca gidecek kimse, öncelikli olarak, elindeki hac paraları da dahil zekâtını mı verecektir yoksa zekâtını hac yaptıktan sonra mı verecektir? Cevap: Zekâtı, nisaba malik olduktan bir hicri sene sonra, vermek farz olur. Zekât vermek farz olduğu bu zaman, herkes için başkadır. Bu zaman, hac zamanından evvel ise, malın, paranın hepsi için zekât verilip, geri kalan para ile hacca gidilir. Zekat vermek zamanı, hac zamanına rastlarsa veya hac zamanından sonra ise, önce hacca gidilir. Hacdan sonra, elde mevcut paranın zekâtı verilir. Sual: Hac için, ölmeden önce birini vekil edip vasiyette bulunmak dinen uygun olur mu? Cevap: Meyyitin borcu olan haccını, vekil ettiği kimsenin, meyyitin parası ile kaza etmesi caiz olur. Yani, meyyiti borçtan kurtarır. Çünkü hac, hem beden ile, hem de mal ile yapılan ibadettir. Nafile hac, başkası yerine her zaman yapılır. Farz hac ise, ancak ölünceye kadar hacca gidemeyecek kimse yerine, vekili tarafından yapılır. […]

  • Şükür nedir?
    on 18/03/2019 at 21:00

    Sual: Şükür nedir? CEVAP İslam âlimleri şükrü şöyle tarif etmişlerdir: Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip dil ile de hamd etmektir. Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak şükretmek olur. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşat etmek de şükür sayılır. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, günahlardan kaçınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği nimetlerle günah işlerse, nankörlük etmiş olur. Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azâlarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demesi de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür. Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, İslamiyet’e uymak demektir. Şükür, yapılan iyiliği anarak ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür. Nimeti muhafaza ve artırmak için Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur: 1- Gelen her nimeti Allah’tan bilip şükretmek. 2- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak. 3- Nimetlerden istifade edildiği müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek. Şükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur. Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah’tan sakının ki şükredebilesiniz.) [Nisa 123] Allahü teâlâ, şükredene bol bol nimet verir. (Fâtır 30) Hazret-i İbrahim, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu doğru yola iletti. (Nahl 121) Cenab-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifadesi için birçok hayvan yaratmıştır. Kimine binilir, kiminin etinden, sütünden, yününden, derisinden vesairesinden istifade edilir. (Yâsin 71-73) Bu hayvanlar, şükretmemiz için istifademize verilmiştir. (Hac 36) Çoğu bilmez, azı şükreder Allahü teâlâ, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez. (Bekara 243, Yunus 60, Neml 73, Mümin 61) Allahü teâlâ, çeşitli nimetler verdiğini, fakat şükredenlerin az olduğunu, az şükredildiğini bildiriyor. (Secde 9, Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Nahl 78, Mülk 23) Kıymetli şeyler ekseriya az olur. Mesela altın pek çok olsa, bu kadar kıymeti olmaz. Azların kıymetli olduğunu bildiren âyet-i kerimelerden birkaçı şöyle: Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamaya başlayınca, [Hazret-i Nuha] "Her cinsten birer çifti ve aleyhine hükmedilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir" dedik. Pek azı, onunla beraber iman etmişti. (Hud 40) İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da çok azdır! (Sad 24) İsrailoğullarından, "Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra pek azınız müstesna, sözünüzden döndünüz. (Bekara 83) İnkârlarından dolayı, Hak teâlâ, onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanır. (Bekara 88) Allah yolunda savaşacaklarını söylemişlerdi ama savaş onlara farz kılınınca, azı hariç, yüz çevirdiler. (Bekara 246) Nice az topluluk, çok topluluğa Allah’ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir. (Bekara 249) Allah’ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız. (Nisa 83) İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırış etme! Allahü teâlâ, iyilik edenleri elbette sever. (Maide 13) Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe 82) Günahlarımızı düşünerek elbette üzülmemiz, ağlamamız gerekir. (Az gülsünler) demek, (Güler yüzlü olmayın) demek değildir. Müslüman her zaman güler yüzlü olur. Fakat günahlarını düşünerek üzülür ve ağlar. Namaz, şükür ve kanaat Namazı doğru kılan, Allahü teâlânın sayılamayacak kadar çok olan bütün nimetlerine şükretmiş sayılır. Nitekim, (Namaz, şükrün bütün aksamını câmidir) buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan şükretmiş olur. Namaz kılmayan ise, nankörlük etmiş olur. Hadis-i kudsilerde buyuruldu ki: (Beni anan şükretmiş, beni unutan nankörlük etmiş olur.) [Hatib] (Bir kimse, kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ.Gazali] Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kanaat eden, en çok şükredenlerden sayılır.) [İbni Mace] (Kıyamette “Şükredenler gelsin!” diye seslenilir. Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve genişlikte, her hâlükârda Allahü teâlâya şükredenlerdir.) [İ.Gazali] (Bir nimet için, Elhamdülillah diyen, daha iyisine kavuşur.) [T.Gafilin] (Yiyip içtikten sonra Elhamdülillah diyen Cennete girer.) [Hakim] (İnsanlara teşekkür etmeyen kimse, Allahü teâlâya şükretmez. Aza şükretmeyen de, çoğa şükretmez. Allahü teâlânın nimetini söylemek şükürdür, hiç bahsetmemek ise nankörlüktür.) [Beyheki] (Nimete şükür, o nimetin gitmesine karşı emandır.) [Deylemi] (İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.) [Ebu Davud] (Bir kimse, kavuştuğu nimeti her hatırlayışta, Allah'a şükrederse, Allahü teâlâ da, onun her şükrüne karşı yeniden sevab verir. Kim de başına gelen musibeti her hatırlayışta, "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" derse, Allahü teâlâ da her seferinde onun sevabını artırır.) [Tirmizi] Mümin kabirde doğru cevap verince, hemen o anda kabrin sağ tarafından ay yüzlü bir kişi çıka gelir. (Ben senin, dünyada, sabrından ve şükründen yaratıldım. Kıyamete kadar, sana yoldaş olurum) der. Ne mutlu sabredip şükredenlere... Hâline şükret, haset etme Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allahü teâlâya şükreder ve zenginlerin hâlini düşünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekleyemediği için üzüntü içindedir. Kıskanç insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez. Yani onun boyunu bosunu, güzelliğini, çalışkanlığını, başarısını kıskanır. Daha kötüsü, onun başına gelen fenalıklara sevinir. İşte bu hâl, kıskançlığın en kötü derecesidir. Böyle insandan, Allahü teâlânın yardımı kesilebilir. Daha da mahrum olur. İyi kalbli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allahü teâlânın himayesinde demektir. Bir hadis-i şerifte, (Bir müslüman, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir müslüman için istemezse ve bir müslüman, kendisine gelecek bir kötülüğü, istemediği halde, o kötülüğü başka bir müslüman için isterse, onun imanı tam değildir) buyuruldu. Yani, Peygamber efendimiz yalnız kendisini düşünenleri beğenmiyor. Başka müslümanları düşünenleri beğeniyor ve öyle yapmalarını istiyor. Düşünün bir kere; bütün dünya, Peygamber efendimizin bu emirlerini yapmış olsa, dünyada kavga, gürültü kalır mı? Haset, tekebbüre sebep olur. Başkasında bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği halde, ona tekebbür eder. İmam-ı Gazali hazretleri, (Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür: Haset, riya, ucub) buyurdu. Haset eden, çekemediği kimseyi gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamette, bu zulümlerinin karşılığı olarak, hasenatı alınarak ona verilir. Haset edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayır hasenat işleyenlere, on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, biri kalır. Haset edenin duası kabul olmaz. İyiliğe teşekkür edilir Sual: İyiliğe teşekkürün dindeki yeri nedir? CEVAP İyilik edene, mal ile, hizmet ile karşılığı yapılır. Bunu yapamayan, hamd ve sena, teşekkür ve dua eder. İyiliğe karşı, iyilik yapmak, insanlık vazifesidir. Böyle olunca, her iyiliği yapan, en büyük iyilik olarak, yok iken var eden, en güzel şekli veren, lüzumlu uzuvları, kuvvetleri ihsan eden, her birini bir ahenk ile işleterek sıhhat veren, akıl ve zeka bahşeden, çoluk çocuk, ev, ihtiyaç eşyası, gıda, içecek, elbiselerimizi yaratan yüce bir sahibe, bu nimetleri sebepsiz, karşılıksız ihsan eden ve her an yok olmaktan, düşmandan, hastalıktan muhafaza eden ve bize hiç ihtiyacı olmayan, sonsuz kuvvet, kudret sahibi olan Allahü teâlâya şükretmemek, kulluk hakkını ödememek ne büyük kabahat, ne çok zulüm ve ne alçak bir vaziyet olur? Hele, Ona ve nimetlerin Ondan geldiğine inanmamak veya bunları başkasından bilmek en büyük zulüm, en çirkin yüz karası olur. Bir kimseye her ihtiyacı verilse, her ay yetecek para, gıda hediye olunsa, bu kimse, o ihsan sahibini her yerde, herkese nasıl över. Gece gündüz onun sevgisini, teveccühünü, onun kalbini kazanmaya uğraşmaz mı? Onu dertlerden, sıkıntılardan muhafaza etmeye çalışmaz mı? Ona hizmet edebilmek için, kendini tehlikelere atmaz mı? Bunları yapmasa, o ihsan sahibine hiç kıymet vermese, herkes onu ayıplamaz mı? Hatta, insanlık vazifesini yapmıyor diye cezalandırılmaz mı? İyilik eden bir insanın hakkına böyle riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, gönderen, Allahü teâlâya şükretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak niçin gerekmesin? Elbette, en çok Ona şükretmek, ibadet etmek gerekir. Çünkü, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta diğerlerinden gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir. İnsanlık vazifesi Sual: Nimete şükür nasıl olur? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki: İnsanın, bu nimetleri gönderen Allahü teâlâya gücü yettiği kadar şükretmesi insanlık vazifesidir. Aklın emrettiği bir vazife, bir borçtur. Fakat, Allahü teâlâya yapılması icap eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünkü, insanlar, yok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç, ayıplı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayıplardan, kusurlardan uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allahü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allah’ın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ, bunları beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun için insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri ile Allahü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarayan vazifeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir. İşte, insanların Allahü teâlâya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden ile yapmaları ve inanmaları gereken şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine İslamiyet denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslamiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir. (c.3 m.17) Kısacası şükür, İslamiyet’e uymak demektir. Dil ile şükür Sual: Dil ile şükrün önemi nedir? CEVAP Peygamber efendimiz, bir kimseye (Nasılsın?) buyurdu. O kimse, (İyiyim) dedi. Üçüncü defa sorunca o kimse, (Elhamdülillah iyiyim) dedi. Peygamber efendimiz, (İşte senden bu cevabı bekliyordum. Bunun için soruyu tekrarladım) buyurdu. (Taberani) Âlimler, salihler, bir kimseyi Allahü teâlâya şükrettirmek için, (Nasılsın?) derlerdi. İnsan ya şükreder, ya susar veya şikayette bulunur. Allah’tan şikayet etmek ise çok çirkindir. Kulun Mevlasına zillet göstermesi izzettir. Mevlayı başkasına şikayet etmesi ise zillettir. Şükür, ihsanını, iyiliğini anmak suretiyle ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür. Bir grup kimse, Halife Ömer bin Abdülaziz hazretlerini ziyarete geldiklerinde, içlerinden gencin biri, (Üstün faziletinizi adaletinizi duyduk. Size dilimizle teşekkür etmeye geldik. Teşekkür edip döneceğiz) der. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Beni İsrailde bir abid var idi. Beşyüz yıl ibadet etmişti. Kıyamet günü Allahü teâlâ, "Bu Abidin benim ihsanımla Cennete götürün!" buyurur. Abid, "Ben ihsan ile değil, yaptığım beşyüz yıllık ibadetle Cennete girmek istiyorum" der. Allahü teâlâ emreder, hesabı görülür. Yalnız göz nimeti beşyüz yıllık ibadetten fazla gelir. Melekler abidi Cehenneme götürürler. Abid, "Ya Rabbi beni rahmetinle, ihsanınla Cennete koy" diye dua eder. Allahü teâlâ buyurur ki: "Ey kulum, seni yoktan kim yarattı? [Abid, sen yarattın, der.] Seni yaratmam, senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle mi oldu? [Abid, senin rahmetinle oldu, der.] Allahü teâlâ verdiği bazı nimetleri de sayar. Abid, "Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu" der.) [T. Gafilin] Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez. Görmek büyük nimet iken, herkeste göz olduğu için göz nimetine her zaman şükretmeyiz. Gençler, yaşlanmadıkça gençliğin kıymetini bilmez. Hastalar sağlığın kıymetini anlar. Fakirler zenginliğin kıymetini bilir. Hayatın kıymetini de ancak ölüler anlar. Şu halde yaşlanmadan gençliğin, hastalanmadan sıhhatin ve ölmeden önce de hayatın kıymetini bilip şükretmelidir. Hamd ve şükür Sual: Hamd ve şükür arasında fark var mıdır? CEVAP Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet'e uygun olarak kullanmak demektir. Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve övgülerin hepsi, Allahü teâlânın hakkıdır. Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen hep Odur. Kuvvet ve kudret sahibi yalnız Odur. O hatırlatmazsa, kimse, iyilik ve kötülük yapmayı irade, arzu edemez. Kulun iradesinden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istediği her şeyi, O da irade ederse, dilerse yaratır. Yalnız Onun dilediği olur. İyilik ve kötülük yapmayı, çeşitli sebeplerle hatırlatmaktadır. Sual: Çok şükür mü demek iyidir, yoksa Elhamdülillah demek mi? CEVAP İkisi de aynı ise de, Elhamdülillah demek daha faziletlidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Sevilenin her şeyi, sevenin gözünde her zaman sevgilidir. İncitirse de, iyilik ederse de sevilir. Sevmek nimeti ile şereflenenlerin, sevmenin tadını alanların çoğu, sevdiğinin iyiliklerine kavuşunca sevgileri artar. Yahut incitmesinde de, iyiliğinde de, sevgileri değişmez. Sevdiğinin hiçbir hareketi ona çirkin gelmez. Sıkıntılı ve neşeli zamanlarında hep hamd eder. Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir. Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Çünkü Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir. Şükür ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz.) [c.2, m.33] İyilik eden bir insanın hakkına riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, gönderen Allahü teâlâya şükretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak, niçin lazım olmasın? Elbette, en çok Ona şükretmek, ibadet etmek lazımdır. Çünkü, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri, deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta onlardan gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir. O halde, hamd ve şükre devam etmek gerekir. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Cennetin bedeli La ilahe illallah, nimetin bedeli Elhamdülillah’tır.) [Deylemi] (Müminin her işi, hayırdır. Nimete şükreder, hayra kavuşur. Belaya uğrayınca da, sabreder, yine hayra kavuşur.) [Müslim] Hadis-i şerifte, (Nimetin bedeli Elhamdülillah) buyuruluyor. Peki, sadece Elhamdülillah demekle nimetin bedelini vermiş olur muyuz? Yani şükretmiş olur muyuz? Bir kimsenin eline bir miktar para geçse, onunla şarap alıp içse, (Elhamdülillah, elime para geçti şarabımı alabildim) dese, nimetin şükrünü eda etmiş olamaz. O nimeti dinin yasaklamadığı yerde, hatta emrettiği yerlerde kullanırsa ancak o zaman şükretmiş olur. Elhamdülillah demenin, yani şükrün kısa tarifi, İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymaktır. Hamd etmek Sual: Hamd etmek vacib mi, sünnet mi? CEVAP Hamd, yani elhamdülillah demek, namazda vacib, her duadan önce ve yiyip içtikten sonra sünnettir. Her hatırladıkça söylemek mubahtır. Pis yerlerde söylemek mekruh, haram yedikten, içtikten sonra söylemek, haramdır ve hatta küfre sebep olur. (Redd-ül Muhtar 1/6) Hâline şükretmenin yolu Sual: Hâline şükretmenin yolu nedir? CEVAP Ahiret işinde, salih kimselere bakıp, onlar gibi olmaya çalışmak gerekirken, dünya işlerinde, kendimizden daha aşağıda olan fakirlere bakmak gerekir. Kendimizden daha çok zengin olanlarla sık sık görüşmemek iyi olur. Zengin de, fakir de olsak, dilencilere değil, fakirlere yakın olmak çok iyidir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Fakirlerin kıyamette saltanatı vardır. Onlara “Allah rızası için sana bir şey vereni, bir lokma veya bir yudum su vereni Cennete götür” denir. Onlar da alıp götürürler.) [İ.Asakir] (Fakirlerle dostluk kurun. Zira kıyamette devlet onlarındır.) [Ebu Nuaym] İnsan, içinde bulunduğu duruma isyan etmemelidir. Belki o durumu kendisi için daha iyidir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer o fakir olsaydı, küfre girerdi. Kimi de, ancak fakirlikle salah bulur, [doğru, iyi yolda olur], eğer zengin olsaydı, küfre düşerdi. Kiminin imanı da, ancak sıhhatte olması ile tamam olur. Eğer hastalansa, küfre girerdi. Kiminin imanı hastalık içinde bulunmakla olgunlaşır. Eğer sıhhatte olsaydı küfre sürüklenirdi.”) [Hatib] Kanaat Aza kanaat etmek, çoğu istememek değildir. Bulunduğu duruma razı olmak demektir. Hadis-i şerifte, (Kim Allahü teâlânın verdiği az rızka razı olursa, Allahü teâlâ da onun az ameline razı olur) buyuruldu. Nimete şükredince Sual: Fakir bir kimsenin de şükretmesi gerekir mi? CEVAP Elbette gerekir. Cenab-ı Hak, göz, kulak gibi uzuvların yanında akıl ve iman gibi nimetler vermiş, insanlar için çeşitli gıdalar yaratmıştır. Bunlara şükretmek gerekir. İmam-ı Rabbani hazretleri, şükrün İslam’a uymak olduğunu, Cenab-ı Hakkın, (Şükrederseniz nimetimi artırırım) buyurduğunu bildirmektedir. Hadis-i şerifde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, yiyip içtiğinde Elhamdülillah diyeni, bu sözü için Cennete koyar.) [İbni Asakir] İmam-ı Mücahid hazretleri Nahl suresinin, (Onlar, Allah’ın nimetini bilip itiraf ederler. Sonra da onu inkâr ederler) mealindeki 83. âyet-i kerimesini, (Onlar, nimetlerin Allah’tan olduğunu bilirler. Fakat, "Bu nimetleri biz kazandık veya bize miras kaldı" diyerek nankörlük eder) diye tefsir etmiştir. İnsan, bir hasta veya sakat görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadığı için şükretmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, hasta, sakat birini görünce, "Allahü teâlâya hamdolsun ki beni böyle etmedi. Bundan ve daha başka dertlilerden üstün kıldı" derse, nimetin şükrü olur.) [Beyheki] Nimete şükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olur. Hadis-i şerifte, (Az veya çok bir nimete kavuşan, "Elhamdülillah" derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) buyuruldu. Şükredenden Allahü teâlâ razı olur. Hadis-i şerifte, (Yiyip içtikten sonra "Elhamdülillah" diyenden Allahü teâlâ razı olur) buyuruldu. Allahü teâlânın başta iman nimeti olmak üzere verdiği sayısız nimetlere her zaman şükretmek, hamd etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsanların en efdali, çok hamd edenlerdir.) [Taberani] Âyet-i kerimede buyuruluyor ki: (Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) [Bekara 152] [Nankörlük, şükretmemek, nimetleri Allahü teâlâdan bilmemek demektir.] İyilik edene dua Sual: İyilik eden arkadaşa, teşekkür etmeyip, gıyabında dua etsek uygun olur mu? CEVAP Yüzüne karşı teşekkür etmeli, gıyabında da dua etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İyilik gördüğüne, Cezakellahü hayran kesira [Allah, seni çok hayırla mükafatlandırsın] diyen, ona en büyük duayı etmiş olur.) [İ. Asakir] (Bir müslüman, arkadaşının gıyabında dua edince, bir melek de ona, “Aynen bir mislini de Allahü teâlâ sana versin” diye dua eder.) [Müslim] Meleğin duası ise elbette kabul olur. Şükür secdesi Sual: Şükür secdesi nedir, nasıl yapılır? CEVAP Kendisine nimet gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için şükür secdesi yapması müstehaptır. Şükür secdesi, tilavet secdesi gibidir. Şükür secdesi yapacak olan, niyet edip, secdeye gidince, önce Elhamdülillah der. Sonra secde tesbihini okur. Sonra Allahü ekber der ve ayağa kalkar. (Tahtavi) Sual: Şükür secdesi, abdestsiz yapılabilir mi? CEVAP Tilavet secdesi gibidir, abdestsiz yapılmaz. Şükür duası Sual: Sıkıntılı bir halimizden kurtulduk. Acaba böyle bir durumda en güzel şükür nasıl olur? Dua, secde vb...nasıl hareket etmeliyiz? CEVAP 1- Her gün sabah ve akşam aşağıdaki duayı okuyunuz: ("Allahümme ma esbaha bi min nimetin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke la şerike leke, felekel hamdü ve lekeşşükür" duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) [Akşam okurken esbaha yerine emsâ denir.] [Bu dua çok kıymetlidir, ezberleyip gündüz ve akşam okumayı ihmal etmemeli.] 2- Şükür secdesi yapınız. 3- İki rekat şükür namazı kılınız. 4- Mali durumunuz iyi ise hayatınızın şükrü için hayvan kesin ve fakirlere dağıtın. 5- Şükür İslam’a uymak demektir. Dinin her emrine uymaya çalışınız. Herkes, içinde bulunduğu nimetin kıymetini bilmelidir! Nimetin kıymeti bilinirse, artar, bilinmezse elden gider. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, bir kimseye nimet verir ve insanların ihtiyaçlarını ona düşürür de, o da onların ihtiyaçlarını gidermezse, nimeti yok olmaya mahkumdur.) [İbni Neccar] Her müslüman, sahip olduğu imkanları, başarıları, nimetleri kendinden bilmemelidir! "Bunu ben yaptım" dememelidir! Her nimeti Allahü teâlâdan bilmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, bir kimseye nimet verir, o da nimetin Allah’tan olduğunu bilirse, henüz hamd etmeden, Allahü teâlâ onu şükretmişlerden yazar. Bir kimse de, işlediği günaha pişman olursa, henüz tevbe etmeden, Allahü teâlâ onu affeder.) [Hakim] Şükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa da bildirelim: Hifa Hatun Medine’de güzelliği diller destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullah efendimizden Cennete götürecek ibadetin ne olduğunu sordu. (Önce evlenmek gerekir. Evlenen dinin yarısını korur) cevabını alınca, Hifa Hatun, (Kendime denk olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım) dedi. Resulullah efendimiz, (Yarın mescide ilkönce gelen zat ile evlendireyim) buyurdu. Hifa hatun da razı oldu. Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel değildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allahü teâlânın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. Süheybin düğün yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheyb de Hifa için bir mihnet demekti. Gerdek gecesi, (Cennette öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve şükredenler girer) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, (Nimete şükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi. Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hazret-i Süheyb, sevincinden başını secdeye koyup, (Ya Rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günaha girmeden, canımı al) diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber efendimiz, (Şu anda Hifa hatun da vefat etti) buyurdu. İkisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete şükretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti. Allah’a şükrün lüzumu Sual: Kendi isteğimizle yaratılmadığımıza göre, Allah’a şükretmemiz gerekir mi? CEVAP Hiç yoktan yaratıldığımız için şükür gerektiği gibi, şu hususlardan dolayı da şükür gerekir: 1- Allahü teâlâ, bizi bir taş, bir bitki veya bir hayvan olarak değil de, insan olarak yarattığı için, 2- Müslüman bir ülkede doğduğumuz için, [Gayrimüslim bir ülkede dünyaya gelseydik, araştırıp iman etmemiz çok zor olurdu. Müslüman ülkede doğmamız, Allahü teâlânın bir ihsanıdır.] 3- Müslüman ülkede doğduğu hâlde, dinsiz olan birçok kişi gibi olmadığımız için, 4- Müslüman aileden dünyaya gelip, onlar bizi Müslüman olarak yetiştirdiği için, 5- Bozuk çevrenin etkisinde kalmadan, imanımızı muhafaza ettiğimiz için, 6- Musa aleyhisselam gibi büyük bir peygamber, bu ümmetten olmak için dua etmiştir. Bir peygamberin bile isteyip de kavuşamadığı nimete, biz kavuştuğumuz için, 7- Ülkemizde ve dünyada, insanların çoğu, namaz kılmaktan mahrumdur. Namaz kılmak, Allahü teâlânın kulunu kendisine muhatap seçmesi, huzuruna kabul etmesi demektir. Milyonlarca, milyarlarca insan arasından, bizi muhatap kabul ettiği, bize yap, yapma diye emirler verdiği ve her gün beş sefer, huzuruna kabul ettiği için, 8- Her ülkede bid’at ehli gruplar var. Bid’atler ibadet gibi işleniyor. Bid’at ehli olmadığımız için, 9- Cehennemden kurtulacağı bildirilen, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasında olduğumuz için, 10- İslam âlimlerini tanımayı, sevmeyi, kitaplarını okuyup dinimizi öğrenmeyi ve yaymayı bize nasip ettiği için de çok şükretmek gerekir. Ne kadar çok şükretsek, yine layıkıyla şükretmiş olamayız. Çünkü Allahü teâlânın nimetleri, ihsanları saymakla bitmez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.) [Nahl 18] Bir beyit: Vücudun her zerresi, gelse de dile, Şükrün binde birini, yapamaz bile. Bunca nimetlere şükrediyor muyuz? Nimet içinde yüzen, şükrü kolay hatırlayamaz. Şükretmemek nankörlüktür. Allahü teâlâ, (Şükrederseniz, nimetlerimi artırırım. Nankörlük ederseniz, azabım çok şiddetlidir) buyuruyor. (İbrahim 7) Şükretmek için İslam’a uymak gerekir. İslam’ın emir ve yasaklarına uyan şükretmiş olur. Hamd etmek Sual: Nefsimize uyup günah işlediğimiz zamanlar oluyor, bu zamanlar da dahil, her halimize hamdolsun demek caiz midir? CEVAP Günahlar kast edilmeden, elhamdülillahi alâ külli hâl yani her halimize hamd olsun demek caiz olur. Küfre düşmek veya sapıtmak gibi haller de düşünülünce, o zaman şöyle demelidir: (Elhamdülillahi alâ külli hâl, sivel küfri ved-dalâl.) (Küfür ve dalalet hariç, her halden dolayı Allah’a hamd olsun) demektir. Şöyle demek de uygun olur: (Elhamdülillahi alâ külli hâl. Ve eûzü billahi min hâli ehlinnâr.) (Her halden dolayı Allah’a hamd olsun. Cehennem ehlinin halinden Allah’a sığınırım) demektir. Hazret-i Ebu Bekre şükretmek Sual: (Ebu Bekir’i sevmek ve ona şükretmek her mümine şarttır) anlamında bir hadis var. Şükür sadece Allah’a olmaz mı? CEVAP Şükür, teşekkür etmek demektir. Bir iyilik edene memnuniyetini, minnetini bildirmek demektir. İyilik edene bu hissi göstermek ve onu övmektir. Araplar şükran derler. Teşekkür ederim demektir. İnsanlara da şükredilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (İnsanlara şükretmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.) [Tirmizi, İ. Ahmed] (Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür olur. İyiliği gizleyen nankörlük etmiş olur.) [Ebu Davud] Elhamdülillah demek Sual: Her nimet için elhamdülillah demek gerekir mi? CEVAP Evet gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Bir Müslüman dünyadaki her şeye sahip olsa, "Elhamdülillah" dese, bu "Elhamdülillah" sözü, o her şeyden daha kıymetlidir.) [Deylemi] (Yeni gömlek giyerken, "Hamd olsun O Allah’a ki, bedenimi örtecek ve hayatımı güzel edecek şeyi bana nasip etti" diyen ve eskisini de birine veren, hayatında da, ölümünde de Allah’ın himayesinde olur.) [İ.Ahmed] Hamd olsun demek Sual: Nasılsın diyene, hamd olsun iyiyiz veya çok şükür iyiyiz demek kâfi midir yoksa Allah’a hamd olsun, Allah’a şükürler olsun demek şart mıdır? CEVAP Allah’a hamd olsun, Allah’a şükürler olsun demek çok iyidir. Bununla beraber İslam âlimleri, hamd olsun, şükürler olsun, çok şükür gibi ifadeler kullanmışlardır. Mesela İmam-ı Rabbani hazretleri, bazı mektuplarında Allah kelimesini kullanmadan da hamd olsun diyor. Hamd gibi, dua da Allah için yapılır. Allah’a dua ediyorum demek şart değildir. Dua ediyorum demekle Allah adı kasten kaldırılmış olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Allah’ın seçtiği, sevdiği kullarına selam olsun) buyuruyor. Allah’ın selamı olsun demiyor. Hamd gibi selam da Allah için olduğundan dolayı, Allah ismi kullanılmamıştır. Bu bakımdan vesselam demek kâfi görülmektedir. Kur'an-ı kerimde de, Allah’a şükür yerine, sadece şükür kelimesi kullanılmıştır: (İnsanların çoğu şükretmez.) [Bekara 243, Yunus 60, Yusuf 38, Müminun 61] (Az şükrediyorsunuz.) [Araf 10, Müminun 78, Secde 9, Mülk 23] (Nuh, çok şükreden bir kul idi.) [İsra 3] Şükretmek nasıl olur? Sual: Şükür nedir? Allahü teâlâya nasıl layıkıyla şükredebiliriz? CEVAP Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip yerinde sarf etmek ve dille de hamd etmektir. Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimet sahibinin emirlerine uyup yasakladıklarından sakınmaktır. Bu da, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalble iyiliğe niyet eder. Dille hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükürse, Allahü teâlânın verdiği nimetleri, onun sevdiği ve istediği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâya layıkıyla şükretmek mümkün değilse de, şunlar yapılırsa, şükredilmiş kabul edilir: 1- Her nimetin Allah’tan geldiğini bilmek. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa’ya buyurdu ki: (Kendine verdiğim nimeti benden bilen, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışmasıyla bilip benden bilmezse, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ. Gazali] 2- Nimetleri Allahü teâlânın istediği şekilde kullanmak. Mesela gözün şükrü, ibretle bakmak, harama bakmamak, Müslümanın ve arkadaşının kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, iyi şeyler dinlemek, kötü şeyleri, söylenilen ayıpları dinlememektir. 3- Kendimiz dinin emir ve yasaklarına uyarken, diğer insanların da bu nimetten istifade etmesini, hidayete ermelerini sağlamak için çalışmak. 4- Allahü teâlâ çeşitli nimetler verince, buna layık olmadığını düşünüp utanmak şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmek de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmek de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demek de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür. 5- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak. 6- Nimetlerden faydalanıldığı müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek. 7- Yapılan iyiliği anıp ihsan edeni övmek, yani dille de Elhamdülillah demek. 8- Bir hadis-i şerif meali: (“Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükr” duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) [M. Rabbani 3/17] (Bu duayı akşam okurken, esbaha yerine emsâ denir.) 9- Vasıtalara şükretmek. Allahü teâlâ nimetlerini, rızkımızı bir vasıtayla gönderir. Onlara teşekkür etmekle de, Allahü teâlâya şükretmiş oluruz. Bir hadis-i şerif meali: (İnsanlara teşekkür etmeyen Allahü teâlâya şükretmemiş olur.) [İ. Ahmed] Hamd etmek Sual: Allah’a hamd etmenin, yani Elhamdülillah demenin hükmü nedir? CEVAP Hamd etmenin hükmü yerine göre değişir. Birkaç örnek verelim: Vacib olanlar: Namazda hamd etmek vacibdir. Fatiha suresi okumakla hamd edilmiş olur. Sünnet olanlar: Duaya başlarken, hutbede ve yiyip içtikten sonra hamd etmek sünnettir. Müstehab olanlar: Duaların sonunda hamd etmek müstehabdır. Mubah olanlar: Her hatırladıkça hamd etmek mubahtır. Haram olanlar: Haram bir şeyi yiyip içtikten sonra hamd etmek haramdır. Küfür olanlar: Domuz eti, şarap gibi kesin haram olan bir şeyi yiyip içtikten sonra hamd etmek haramdır, hattâ haramlığına önem verilmezse küfür olur. Sayılamayan nimetler Sual: Çok sıkıntıları olan bir Müslümanın, yine de şükretmesi gerekir mi? CEVAP Müslüman olmak en büyük nimete sahip olmak demektir. Bu nimete ne kadar şükretsek azdır. Müslüman olan, nimetler içindedir. Allahü teâlâ, (Rahmetim gazabımı aştı) buyuruyor. (Deylemi) Bu bakımdan, her işte müminin kârı çok olur. Birkaç örnek verelim: 1- Günahlar bire bir yazılırken, sevablar en az bire on yazılır. Bire yedi yüze kadar çıkar, hatta daha da fazla karşılık verilir. Bir âyet-i kerime meali: (Bir iyilik yapana on katı sevab verilir. Bir kötülük ise ancak misliyle [bire bir] cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz) [Enam 160] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (İyilik yapmak isteyip de yapamayana, Allahü teâlâ, tam iyilik etmiş gibi sevab yazar. Eğer o iyiliği yaparsa on, yediyüz misli ve çok daha fazla sevab yazar. Eğer kötülüğe niyet eder de yapmazsa, tam bir sevab yazar. O kötülüğü yaparsa, sadece bir günah yazar.) [Buhari] 2- İyilik yapmaya imkânı olmayan bir mümin samimi olarak, (Şu dağ altın olsa da, herkese dağıtsam) diye düşünse sanki dağıtmış gibi sevaba kavuşur, ama imkânım olsa şöyle hırsızlık ederdim, şöyle günah işlerdim diye düşünse, o günahları işlemedikçe günah yazılmaz. Hatta günah işlemeye karar verip sonra Allah rızası için vazgeçse, sevab da alır. 3- Mümin hastalanıp ibadet edemez hâle gelince, ona yine lütuflar yağmaya başlar. Hastayken doğru dürüst yapamadığı amellere daha çok sevab kazanır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Mümin, hastalanıp ibadet edemeyince, Allahü teâlâ, günahları yazan soldaki meleğe, “Onun günahlarını yazma” emri verir. Sevabları yazan sağdaki meleğe de, “Ona sıhhatliyken yaptığı amellere verilen sevabların en güzelini yaz, ben onun durumunu bilirim ve onu ben bu hâle getirdim” buyurur.) [İbni Asakir] 4- İnsanların amellerini yazan ikişer melek, her sabah akşam değişir. Eğer kul sabah ve günün sonunda iyi iş işlemişse, aradaki günahlara bakılmadan affedilir. Bu ne büyük bir ihsandır! Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Melekler, insanların amel defterlerini götürdükleri zaman, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar.) [Ebu Ya’la] 5- Sevab veya günah yazılırken de melekler mümine lütufta bulunur. Mümin, birkaç günah işler, sağdaki âmir olan melek soldakine günahları yazdırmaz, (Biraz bekle, belki bir iyilik) işler der. Kul bir iyilik işleyince, şimdi yazalım der. Bir iyiliğe on sevab verilir. O kişi üç günah işlemişse, 10’dan 3’ü çıkar, geriye 7 sevab yazılır. Bir hadis-i şerif meali: (Sağdaki melek, soldaki meleğin âmiridir. Kul, bir iyilik yapınca, on sevab yazar. Kötülük yapınca, sağdaki melek, soldaki meleğe, bekle der. O da, 6 saat bekler. Eğer kul istigfar ederse, hiç günah yazmaz. İstigfar etmezse, tek bir günah yazar.) [Taberani, Beyheki] 6- Dört rekâtlık namazda yanılıp üç mü, dört mü kıldım diye şüphelenince, üç kabul eder, bir rekât daha kılar. Secde-i sehv eder. Peygamber efendimiz, böyle yapan kimse için, (Eğer beş rekât kılmışsa, melekler bir rekât daha ekleyip o namazı altı rekât olarak yazarlar) buyuruyor. (Müslim) Bir rekât fazla kıldığı namaz boşa gitmiyor, yanına bir daha eklenerek iki rekât namaz olarak takdim ediliyor. Hep böyle, müminin lehine hareket edilmektedir. Bir kimse Allah’a bir adım yaklaşırsa Allahü teâlâ ona on adım yaklaşıyor. Hep nimet içindeyiz. 7- Allah dostlarını, sadece seven bile kurtulur. Silsile-i aliyye büyüklerinden, Kâbe-yi şerifi görünce, (Yâ Rabbi, bizi seveni dostun yap) diye dua edenler oldu ve bu duaları kabul oldu. Demek ki, bu büyükleri seven kurtulur. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Dini sual sormakla dört kişi sevabda ortaktır: Sual soran, cevap veren, dinleyen ve bunları sevenler.) [Ebu Nuaym] Gazetede, maillerde bunları okuyanlar, radyoda ise dinleyenler de sevaba ortak olur. Bir de, bir kimse gazete alamıyordur yahut bilgisayarı, maili yoktur, okuyamıyordur. Radyoyu o saatte dinleyemiyordur, fakat (Gazete alsaydım veya bilgisayarım olsaydı da, bu sual ve cevapları okusaydım) yahut radyoda konuşulurken (O saatte müsait olsaydım da dinleseydim) diyordur. Böyle diyenler de, diğerleri gibi sevaba kavuşur. Mesela, Osman Ünlü hoca konuşuyor, bir mazeretle dinleyemeyen biri, (Ne iyi, suallere nakle uygun cevap veriliyor, Osman hocadan ve ona bu imkânı verenlerden Allah razı olsun) derse, yine sevaba ortak olur. 8- Yatağa abdestli giren, ölürse şehit olur. Namaza kalkmak yahut ertesi gün faydalı işler yapmak niyetiyle uyuyanın uykusu ibadet olur. İki hadis-i şerif meali: (Âlimlerin uykusu ibadettir.) [İ. Gazali] (Oruçlunun uykusu ibadettir.) [Deylemi] 9- Ramazan ayına kavuşmak büyük nimettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ, Ramazanın ilk gecesi, müminlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna da artık hiç azap etmez. Ramazanın son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder) [Beyheki] (Allahü teâlânın sıfatları da ebedî olduğu için, razı olması, affetmesi de ebedîdir. Bir defa rahmetle bakarsa, bir defa affederse, artık ona hiç azap etmez.) 10- Camiye giren bile nimete kavuşuyor. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Camiye giren, o andan itibaren namazda sayılır.) [İbni Ebi Şeybe] 11- Cuma günü ölen bile kurtulur. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Cuma günü ölen mümin, şehit olur ve kabir azabından kurtulur.) [Ebu Nuaym] 12- Ömründe bir kere günahtan sakınan, sonunda Cennete gider. Bir hadis-i şerif meali: (Ömründe bir kere Allah’ı anan veya Ondan korkan Mümin, Cehennemden çıkar.) [Tirmizi] 13- İman eden kâfirin, kâfirken yaptığı iyilikler boşa gitmediği gibi, yaptığı bütün günahları da affolur, hatta sevaba çevrilir. Bir âyet-i kerime meali: (Allahü teâlâ, kâfirken tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin seyyiatını hasenata [günahlarını sevablara] çevirir. Allah çok affedici ve çok merhamet sahibidir.) [Furkan 70] Allahü teâlâ, (Affettiğim kimseyi artık asla kınamam) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Tevbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur.) [İbni Mace] 14- Rabbimizin affetmediği günah yoktur. Bir âyet-i kerime meali: (De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] 15- Allahü teâlâ, âhirette bile, yapılan cömertlikten veya başka iyilikten dolayı kulunu affeder. Mahşer günü bir tek sevabı kalan mümin, bunu tek sevaba ihtiyacı olan başka mümine bağışlayınca Allahü teâlâ, ikisini de Cennete koyar. Cehennemden sorgu için çıkarılan bir kimseye, (Haydi tekrar Cehenneme) dendiği zaman, o mümin, ayağındaki zincirlerle koşarak Cehenneme gider. Cehenneme gidilirken koşulur mu diye sorulduğu zaman, (Dünyada ne başımıza gelmişse, söz dinlememekten ileri gelmiştir, bari burada söz dinleyeyim diye koşuyorum) der. Bu söz Allahü teâlânın hoşuna gider ve onu Cennete götürün buyurur. Teşekkür ve şükür Sual: (İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmiş olamaz) hadis-i şerifindeki insanlara teşekkürden maksat nedir? CEVAP (Bize gelen nimete vesile olan kimseye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağımız şükrü Allahü teâlâ kabul etmez) demektir. Mesela, evi olmayan bir fakire, hayırsever bir zengin bir ev hediye etse, o fakir de zengine teşekkür etmeyip sadece, (Yâ Rabbi, bana ev nasip ettiğin için sana şükrederim) dese, yetmez, bu nimete vesile olan şahsa da teşekkür etmesi gerekir. Nimete şükür Sual: Nimetlere şükretmenin kısa yolu varsa nedir? CEVAP Dinî hususlarda kendimizden üstün olana bakıp kibirlenmemek, dünyalık hususlarda ise kendimizden aşağıda olana bakıp bizdeki mevcut nimetlere nankörlük etmemek gerekir. Bir hadis-i şerif meali: (Dinde kendinizden yukarıda olana bakın, aşağı olana bakmayın, yoksa kendinizi beğenip, helâk olursunuz. Dünyalık hususunda da, kendinizden yukarıda olana bakmayın, yoksa nankörlük edersiniz. Kendinizden aşağı olana bakın ki nimete şükredesiniz.) [Ey Oğul İlmihali] Şükür mü, sabır mı? Sual: (Allah’ın nimetlerini yiyip, şükredenin sevabı, oruç tutup sabredenin sevabından az değildir) hadis-i şerifinde, şükretmek, neden oruç tutup sabretmekten daha sevabdır? Oruç tutup sabreden çok sıkıntıya katlanır, ama şükretmek daha kolay değil mi? CEVAP Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yaratıp gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet’e uygun kullanmak demektir. Yani Allah’ın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, gizli açık Allah’a itaat edip günahlardan kaçınmaktır. Kişi, Rabbinin verdiği nimetleri günaha vasıta kılarsa şükretmiş olmaz, nankörlük etmiş olur. Şükrün esası, nimetlerin sahibini bilmek, bunu kalble tasdik edip dille söylemektir. Büyüklerin söyledikleri gibi, Horasan’ın köpeklerini de aç bıraksanız, sabretmiş olurlar. Şükretmekse, çok zordur. Onun için Kur’an-ı kerimde, (İnsanların çoğu şükretmez, şükredenler azdır) buyuruluyor. Her uzvun şükrü vardır: 1- Ellerin şükrü: Harama el uzatmamak, helal olan şeyleri tutmak, 2- Dilin şükrü: Yalan, gıybet, iftira, fuhuş söz gibi kötü şeylerden uzak durmak, hayır söylemek ve Allahü teâlâyı zikretmek, 3- Gözlerin şükrü: Harama bakmamak, Müslümanların kusurlarını görmemek ve her şeye ibretle bakmak, 4- Kulakların şükrü: İyi şeyler dinlemek, kötü şeyleri, çalgıları dinlememek, söylenilen ayıpları duymamak, 5- Burnun şükrü: Haram şeyler koklamamak, helal olanları koklamak, 6- Ayakların şükrü: Kumarhane, meyhane gibi kötü yerlere gitmemek; camiye ve salih akrabaları, diğer salih zatları ziyarete gitmek, 7- Fercin şükrü: Zinadan, livatadan uzak durmak, nikâhlı eşle beraber olmak, 8- Midenin şükrü: Haram lokmadan sakınmak, helal şeyleri yiyip içmek, 9- Kalbin şükrü: Kibir, ucb, suizan, öfke, riya, kin, haset, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplanmaktan korkmak, övünmek gibi şeylerden kaçmak; ilim, tefekkür, rıza, hayâ, tevazu, merhamet, mürüvvet, hüsnüzan etmek gibi güzel vasıflara sahip olmak, yani kötü sıfatlardan kurtulup güzel huylarla süslenmek, 10- Bedenin şükrü: Oruç tutmak, namaz kılmak ve bedenle yapılan ibadetleri yapmak. Diğer şükürlerden bazıları: Allah’ı tanımanın şükrü: Bildirdiği emir ve yasaklara riayet edip hubb-i fillah ve buğd-i fillah üzere olmak, yani sevdiklerini sevip düşmanlarına düşman olmak ve ayrıca çok elhamdülillah demektir. Peygamberi tanımanın şükrü: Ehl-i sünnet itikadı üzere olup sevdiklerini ve onu sevenleri sevmek, sevmediklerini ve onu sevmeyenleri sevmemek, sünnetiyle amel etmektir. Bir büyüğü tanımanın şükrü: Eserlerini okumak, okutmak ve yaymak, talebeleriyle birlik beraberlik içinde olmaktır. İmanın şükrü: Doğru iman bilgilerini Allahü teâlânın diğer kullarına ulaştırmak, hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere olmak. Yani sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir. Aklın şükrü: Aklı dinin emrettiği şekilde kullanmaktır. İlmin şükrü: Bildiğiyle amel etmek ve emr-i maruf yapmaktır. Sağlığın şükrü: Oruç tutmak, bedeni günah olan yerlerde hırpalamamak, dinin emrettiği yerlerde kullanmaktır. Malın şükrü: Zekât, sadaka vermek, hayır hasenat yapmaktır. Evin şükrü: Evde günah olan işler yapmamak ve misafir ağırlamaktır. Arabanın şükrü: Faydalı hizmetlerde kullanmaktır. Mesleğin şükrü: Mesleği dine uygun şekilde kullanmaktır. Eşin şükrü: Haklarına riayet etmek ve onu üzmemeye çalışmaktır. Evladın şükrü: Güzel bir isim koymak, akikasını kesmek ve İslam terbiyesi üzere yetiştirmektir. Dertten kurtulmanın şükrü: Şükür secdesi yapmak veya şükür namazı kılmaktır. Günün şükrü: (Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeş-şükr) diyen gündüzün şükrünü yerine getirir. Akşam (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsâ) diyerek okuyan da gecenin şükrünü yerine getirmiş olur. İbadet etmenin şükrü: Sabah akşam yüz kere, (Sübhanallahi ve bi-hamdihi sübhanallahil’azîm) demektir. Bütün nimetlerin şükrü: Bütün nimetlerin, Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı olduklarını düşünerek İslam’ın beş şartını kusursuz yerine getirmektir. Bunun için, şu üç hususa riayet etmelidir: 1- Ehl-i sünnet itikadına göre itikadı düzeltmek, 2- İslamiyet’i Ehl-i sünnet âlimlerinin ilmihal kitaplarından öğrenip bunlara uymak, 3- Tasavvuf büyüklerinin yolunda, kalbi ve nefsi temizlemektir. Şükretmek nasıl olur? Sual: Allah’a şükretmek ne demektir, nasıl yapılır? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri (Allah’a şükretmek, Ona inanıp, emir ve yasaklarına riayet etmekle olur) buyuruyor. (3/41) Bir âyet-i kerime meali de şöyle: (Ya Musa, sana verdiğim emir ve yasaklara sarıl da, şükredenlerden ol!) [Araf 144] Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Bir nimet için Elhamdülillah diyen, nimetin şükrünü eda etmiş olur.) [Beyheki] Kur’an-ı kerimde üç şey, üç şeyle beraber bildirildi. Biri yapılmazsa, ikincisi kabul olmaz. 1- Resulullah’a itaat edilmedikçe, Allahü teâlâya itaat edilmiş olmaz. 2- Ana, babaya şükredilmedikçe, Allahü teâlâya şükredilmiş olmaz. 3- Zekât verilmedikçe, namazlar kabul olmaz. (Tefsir-i Mugni) Şükreden kurtulur. Bir âyet-i kerime meali: (Allah’a iman edip, nimetlerine şükrederseniz, size niçin azap etsin?) [Nisa 147] Şükredenin kazancı nedir? İki âyet-i kerime meali: (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) [İbrahim 7] (Biz şükredenlerin mükâfatını vereceğiz.) [Âl-i İmran 145] Şükür bu kadar önemliyken, şükredenler azdır. Bir âyet-i kerime meali: (Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır.) [Sebe 13] Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İslam’ın beş şartını yerine getiren, nimetlere şükretmiş olur. Şükreden de, Cehennem azabından kurtulur. Salih amel, İslam’ın beş şartıdır. İslam’ın bu beş temelini, bir kimse hakkıyla kusursuz yaparsa, Cehennemden kurtulur; çünkü bunlar, salih işler olup, günahlardan ve çirkin şeylerden korur. Bir âyet-i kerime meali: (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur.) [Ankebut 45] (1/304) Şükrün önemi hakkında iki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Nimete kavuşunca şükreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af diler, zulme uğrayınca bağışlarsa, emniyet ve hidayet üzere olur.) [Taberani] (Şu üç şey iman alametidir: Belaya sabır, nimete şükür, kazaya rıza.) [İhya] Allah’ı anmak Sual: İbadet edebilmek, Allah’tan bir nimet midir? Şükretmek gerekir mi? CEVAP Her şey Allahü teâlâdandır. Nimetlerine şükretmek gerekir. Mesela Allahü teâlâyı anmak da bir ibadettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Allah’ı anmak, Allah’ın bir nimetidir. Onun şükrünü eda edin!) [Deylemi] Şükür nimeti Sual: Doğuştan nimetlere kavuştuğumuz gibi, sonradan da, sayılamayacak kadar maddî ve manevî çeşitli nimetlere kavuşuyoruz. Nimet çok olunca şükür hatırımıza gelmiyor. Şükretmediğimiz için vebali oluyor mu? CEVAP Elbette, vebali olur. Bir hadis-i şerifte, (Sizin günah işlemenizden çok, nimetlere şükretmemenizden korkuyorum. Şükredilmeyen nimetler öldürücü ve yok edicidir) buyuruldu. (İbni Asakir) Eğer şükredilmezse, hem nimet elden alınır, hem de nankörlüğün cezasını çekeriz. Şükredersek, hem sevaba kavuşuruz, hem de nimetin yok olmasını önlemiş oluruz. İki hadis-i şerif şöyledir: (Bir kimse, Allahü teâlânın kendine verdiği nimete Elhamdülillah derse, o nimetin şükrünü ödemiş olur. Bir daha derse, sevabı artırılır. Üçüncü defa derse, günahları affolur.) [Beyhekî] (Nimete hamd etmek, o nimetin elden çıkmasına karşı bir garantidir.) [Deylemî] Hâline şükretmek Sual: Her türlü belaya uğrayan kimsenin, yine sabretmesi mi gerekir? CEVAP Elbette sabretmesi gerekir. Beterin beteri olduğunu düşünerek her hâlimize şükretmeliyiz. Sabretmezsek elimize ne geçecek ki? İsa aleyhisselam, cüzzamdan etleri dökülmüş, gözleri kör olmuş, her tarafı perişan yatalak ve fakir bir genç hastanın, (Çoklarını müptela ettiği dertlerden beni koruyan Allahü teâlâya hamdolsun) dediğini işitince, (Sana gelmedik belâ mı var da, böyle dua ediyorsun?) buyurdu. Hasta genç, (Ben iman ve marifet sahibiyim, kalbimde dünya ve para sevgisi yok) dedi. Hazret-i İsa, (Doğru söyledin) buyurarak elini hastanın vücuduna sürdü. Gözleri açıldı, vücudunu kaplayan hastalık da hemen geçti. Eskisinden daha güzel bir genç oldu. (Eskiden günah işleyecek durumda değildim. Şimdi bu yakışıklı hâlimle günah işlersem felaket olur) diye korkmaya başladı. Fakat Hazret-i İsa ile birlikte sağ salim uzun müddet yaşadılar. Nimeti göstermek Sual: (Allahü teâlâ, sana bir mal verince, bu nimetin eserinin senin üzerinde görülmesini sever) hadis-i şerifi, maddî şeyler için midir, yoksa manevî şeyler de buna dâhil midir? CEVAP Elbette dâhildir. Manevî nimetler, mal mülk gibi maddî nimetlerden daha büyüktür. Mesela iman nimeti, malla mülkle ölçülmez. İman nimetinin şükrünü göstermek gerekir. Allahü teâlâ, (Nimetlerime şükrederseniz arttırırım) buyuruyor. Şükrün dereceleri var. Allahü teâlâ, (Ey, imanla şereflenen müminler, iman nimetinin şükrünü ifa edebilmek için birbirinizi seviniz!) buyuruyor. Ana babadan, kardeşten daha çok sevmek gerekir. Hele, ana baba bu yolda ise, elbette onları da böyle sevmek gerekir. İman şükrünü yerine getirmek için insanların Cehennemden kurtulmasına çalışmak gerekir. Bunu da güler yüzle, tatlı dille yapmalı, dini doğru olarak öğreten kitapları ucuza satarak veya ücretsiz dağıtarak, milletin imanını korumaya çalışmalıdır. İman nimetine şükretmek için dua da etmek gerekir. Mesela abdeste başlarken okunan şu duayı, kim okursa, iman nimetine şükretmiş olur. (Elhamdülillahi alâ dînil islâm ve alâ tevfîkil îmân ve alâ hidâyetir-rahman.) İmanının sağlamlaşması için bu duayı okumalı. Çünkü şükredince nimet artar. İman artmaz, ama kuvvetlenir. Diğer nimetlerine şükredince artar, imana şükredince sağlamlaşır, kuvvetlenir. “Nasılsın” diyene “elhamdülillah” denmez mi? Sual: Yeni türeyen bazı kimseler, (Nasılsın diyene elhamdülillah denmez, şükürler olsun demek gerekir) diyorlar. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP Elhamdülillah denmez demek çok yanlıştır. Elhamdülillah diyerek hamd etmek çok uygundur. Hamd ile şükür arasında bazı farklar vardır: Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet'e uygun olarak kullanmak demektir. Yani, hamd kalb ve dil ile; şükür ise fiilen yapılır. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir. Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Çünkü Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir. Şükür ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz. (2/33) Demek ki, şükür sadece nimet verildiği zaman oluyor. Hamd ise, nimet de olsa, sıkıntı da olsa Allahü teâlâdan geldiği için onu memnuniyetle karşılamaktır. Bu, çok kıymetli bir şey ise de, böyle her zamanda hamd eden azdır. Vermek istemeseydi Sual: İmam-ı Rabbani hazretleri, (Allah, vermek istemeseydi, istek vermezdi) buyuruyor. Benim uygunsuz bir kızla evlenme isteğim var. Bir de, bende çeşitli günahları işleme isteği mevcuttur. Bu istekleri Allah bana vermeseydi elbette ben bunları istemezdim. Bu istekleri Allah verdiği için, benim bunları işlemem günah olmaz, değil mi? CEVAP Oradaki istek, günah işleme isteği değil, Allah'a kavuşma isteğidir. O yazının tamamı şöyledir: (Allahü teâlâ, kendini aramak arzusunu arttırsın. Ona kavuşmaya mani olan şeylerden sakınmak nasip eylesin! Allahü teâlâyı istemekte, Onun için yanıp yakılmakta olduğunuzu bildirdiği için, çok hoşa gitti. Çünkü istemek, kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yakılmak da, kavuşmanın başlangıcı demektir. Büyükler, (Vermek istemeseydi, istek vermezdi) buyuruyor. İstek nimetinin kıymetini bilip, bunun elden kaçmasına sebep olacak şeylerden sakınmalı. İsteğin gevşememesine ve ateşin soğumamasına dikkat etmeli. Bu nimetin elden çıkmamasına en çok yarayan şey, buna şükretmektir. Çünkü İbrahim sûresinin yedinci âyetinde mealen, (Nimetlerime şükrederseniz, elbette arttırırım) buyuruldu.) [m. 61] Günah işlemek Allah'a kavuşmaya mani olur. Allah'a kavuşmaya mani olan şeylerden sakınmak ve Ona kavuşma isteğine şükretmek gerekir. Nimetin bedeli Sual: (Nimetin bedeli Elhamdülillah’tır) hadisi gereğince, elde ettiğimiz bir şey için Elhamdülillah demekle o nimetin bedeli ödenmiş olur mu? CEVAP Ne maksatla Elhamdülillah dediğine bakılır. Mesela bir kimsenin eline bir miktar para geçse, onunla şarap alıp içse, (Elhamdülillah, elime para geçti, şarabımı alabildim) dese, nimetin şükrünü eda etmiş olamaz. O nimeti, dinimizin emrettiği yerlerde kullanırsa, ancak o zaman şükretmiş olur. Çok şükür Elhamdülillah Sual: (“Çok şükür Elhamdülillah” demek yanlıştır. Çünkü hamd etmekle şükretmek aynıdır) deniyor. Böyle söylemenin mahzuru olur mu? CEVAP Hiç mahzuru olmaz, aksine iyi olur. Şükürle hamd arasında fark vardır: Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanıp söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet'e uygun olarak kullanmak demektir. Yani hamd dille, şükür bedenle yapılır. Bir örnek verelim: Sağlıklı bir kimse, (Elhamdülillah sağlığım yerindedir) derse hamd etmiş olur. Sağlığını dinin emrine uymakta kullanırsa şükretmiş olur. Sağlığını günah işlemekte yıpratırsa, şükretmemiş, nankörlük etmiş olur. Şükürle hamd etmenin farklı bir tarifi daha vardır. Bu konuda İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir. Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir. Şükürse nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz. (2/33) Demek ki, şükür sadece nimet verildiği zaman oluyor. Hamd ise, nimet de olsa, sıkıntı da olsa Allahü teâlâdan geldiği için onu memnuniyetle karşılamaktır. Yine İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Hadis-i şerifte, (Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükür” duasını sabah okuyan, gündüzün, gece okuyan da, o gecenin şükrünü ifa etmiş olur) buyurulmuştur. (Mektubat-ı Rabbani 3/17) Bu duada da, (Sana hamd ve şükrediyoruz) deniyor. Hamd ve şükür aynı mânada olsaydı beraber kullanılmazdı. İkisi yakın mânada bile olsa, (Çok şükür Elhamdülillah) demenin hiç mahzuru olmaz. Vücudun zekâtı Sual: Bütün uzuvlarım yerli yerinde. Bir hastalığım yok. Aklım ve imanım da var. Bunların şükrünü nasıl yaparım? Büyük ve güzel bir evimiz de var. Evin şükrü nasıl olur? CEVAP İslam’ın beş şartına uyan, her türlü şükrü yapmış olur. Beden için ayrı bir şükür de vardır. Bir hadis-i şerif: (Her şeyin zekâtı vardır, vücudun zekâtı da oruçtur.) [İbni Mace] Demek ki oruç tutarsak, vücudumuzun zekâtını ödemiş, şükrünü yapmış oluruz. Başka bir hadis-i şerifte, (Oruç tutan sağlıklı olur) buyuruluyor. (İbni Mace) Ev için ayrı bir şükür de vardır. Bir hadis-i şerif: (Her şeyin bir zekâtı vardır. Evin zekâtı ise, misafir odasıdır.) [A. Rifaî] Misafir kabul eden kişi, evinin şükrünü yerine getirmiş olur. Bir hadis-i şerifte, (Misafir girmeyen eve, melekler de girmez) buyuruluyor. Melek girmeyen eve şeytan girer. O hâlde misafiri nimet bilmeli. Misafirin gelmesi maddî ve manevî yönden çok faydalıdır. Misafir gelen evde hayır ve bereket olur. Misafir rızkıyla gelir. Üstelik ev halkının mağfiretine sebep olur. Her nimeti gönderen, Allahü teâlâdır Herkese her nimeti gönderen, her şeyi var eden, ancak Allahü teâlâdır. Her varlığı, her ân varlıkta durduran Odur. Kullardaki üstün ve iyi sıfatlar, Onun lütfu ve ihsânıdır. Hayatımız, aklımız, ilmimiz, gücümüz, görmemiz, işitmemiz, söyleyebilmemiz, hep Ondandır. Saymakla bitirilemeyen çeşitli nimetleri, iyilikleri gönderen hep Odur. İnsanları güçlüklerden, sıkıntılardan kurtaran, duâları kabul eden, dertleri, belâları gideren hep Odur. Rızıkları yaratan ve ulaştıran yalnız Odur. İhsânı o kadar boldur ki, günâh işleyenlerin rızkını kesmiyor. Günâhları örtmesi o kadar çoktur ki, emrini dinlemeyen, yasaklarından sakınmayanları, herkese rezîl ve rüsvâ etmiyor ve nâmus perdelerini yırtmıyor. Affı ve merhameti o kadar çoktur ki, cezâyı ve azâbı hak edenlere azap vermekte acele etmiyor. Nimetlerini, ihsânlarını, dostlarına ve düşmanlarına saçıyor. Kimseden bir şey esirgemiyor. Bütün nimetlerinin en üstünü, en kıymetlisi olarak da, doğru yolu, saâdet ve kurtuluş yolunu gösteriyor. Yoldan sapmamak ve Cennete girmek için teşvik buyuruyor. Cennetteki sonsuz nimetlere ve kendi rızasına, sevgisine kavuşabilmemiz için, Sevgili Peygamberine uymamızı emrediyor. Allahü teâlânın nimetleri güneş gibi meydandadır. Başkalarından gelen iyilikler, yine Ondan gelmektedir. Başkalarını vâsıta kılan, onlara iyilik yapmak isteğini veren, onlara iyilik yapabilecek gücü, kuvveti veren, yine Odur. Bunun için, her yerden, herkesten gelen nimetleri gönderen hep Odur. Ondan başkasından iyilik, ihsân beklemek, emânetçiden emânet ve fakîrden sadaka istemeye benzer. İnsanın, bu nimetleri gönderen Allahü teâlâya, gücü yettiği kadar şükretmesi, insanlık vazîfesidir. Aklın emrettiği bir vazîfe, bir borçtur. Allahü teâlâya yapılması icap eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünkü insanlar, zayıf, muhtaç, ayıplı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, ayıplardan, kusurlardan, uzaktır. İnsanların Allahü teâlâya karşı, kalp, dil ve bedenle yapmaları ve inanmaları lâzım olan şükür borcu, kulluk vazîfeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun Sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazîfelerine İslâmiyet denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez... Sual: Şükür secdesi diye bir secde var mıdır varsa niçin ve nasıl yapılır? Cevap: Şükür secdesi de, tilavet secdesi gibidir. Kendisine nimet gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için secde-i şükür yapması müstehabdır. Secdede önce, Elhamdülillah denir, sonra, secde tesbihini okur. Namazlardan sonra şükür secdesi yapmanın mekruh olduğu, Mektûbât-ı Ma'sûmiyye’de de yazılıdır. Cahillerin sünnet veya vacip sanacağı mubahları yapmak da, tahrimen mekruhtur. Bidat hasıl olmasına sebep olur. Sual: Allahın verdiği nimetlere şükür hususunda, öncelik nedir, hangi nimetler ön plandadır? Cevap: İslâm âlimleri, insanların Allahü teâlâya karşı şükür borcunu nasıl yapacağı hususunu, öncelikli olarak hangi nimetlere şükredileceği konusunu farklı farklı bildirmişlerdir. Bazılarına göre, birinci vazife, Allahü teâlânın varlığını düşünmektir. Bazılarına göre, nimetlerin Ondan geldiğini anlamalı, dil ile hamd, şükür ve sena etmelidir. Bazılarına göre, birinci vazife, Onun emirlerini yapmak, yasaklarından, haramlarından sakınmaktır. Bir kısmı da, insan önce kendini temizlemeli, böylece, Allahü teâlâya yaklaşmalıdır, dedi. Bazıları, insanları irşad etmeli, doğru, salih olmalarına çalışmalıdır, dedi. Bazıları da, insanın belli bir vazifesi olmaz, her insanın kendine göre, başka başka vazifeleri ve öncelikleri olur, dedi. Sual: Allaha şükretmek, sadece elhamdülillah demekle mi olmaktadır? Cevap: Şükür, Allahü teâlânın verdiği bütün nimetleri, Onun bildirdiği yani İslâmiyete uygun olarak kullanmak demektir. Nimet ise, faydalı şey demektir. Nimetler, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılıdır. Ehl-i sünnet âlimleri, meşhur olan dört mezhebin âlimleridir. Şükredilirse, nimetler artar Sual: Bir insan veya bir millet kavuştukları nimetin kıymetini bilmezlerse, bu nimetler onların elinden gider mi? Cevap: Allahü teâlâya şükretmek, Onun dinini kabul etmek, emrettiklerini yapmak, yasak ettiklerinden de sakınmak demektir. Nimetin kıymeti bilinmeyince, elden gider, şükredilince elde kalır ve artar. Sûre-i İbrahimin 7. âyetinde mealen; (Şükrederseniz, verdiğim nimetleri elbette arttırırım) buyurulmaktadır. Peygamberlerin bildirdikleri emir ve yasaklar, insanlar için birer rahmettir, iyiliktir. Bu emir ve yasaklar, inkar edenlerin söyledikleri gibi, külfet, eziyet olmadığı gibi akla da aykırı değildir. İyilik edenlere, şükretmek yani, sevindiğini bildirmek, aklın istediği bir şeydir. Dinin bildirdiği hükümler, bütün nimetleri, iyilikleri yaratan, gönderen Allahü teâlâya karşı, şükrün nasıl yapılacağını göstermektedir. Ayrıca dünyanın, hayatın düzeni, cenab-ı Hakkın bu emirlerini yapmakla ve yasak ettiklerinden de sakınmakla mümkün olur. Eğer Allahü teâlâ, herkesi kendi başına bıraksaydı, kötülükten, karışıklıktan başka bir şey olmazdı. Allahü teâlânın haram etmesi olmasaydı, nefisleri, keyifleri peşinde koşanlar, başkalarının mallarına, canlarına, ırzlarına saldırır, karışıklıklar hasıl olur, saldıran da, karşısındakiler de, zarar görürlerdi. İnsanların, Allahü teâlânın emir ve yasaklarından uzaklaştıkça, geçimsizlik, sefalet, sıkıntı ile kıvrandıkları hep görülmüştür. Teknoloji, akıllara hayret verecek şekilde ilerlediği halde, dünyadaki huzursuzluğun, sıkıntının azalmadığı hatta arttığı görülmektedir. Allahü teâlâ, insanların saadetlerine sebep olan şeyleri emretti, felaketlerine sebep olanları da yasak etti. Dinli olsun, dinsiz olsun, bir kimse bilerek veya bilmeyerek, bu emir ve yasaklara uyduğu kadar, dünyada rahat ve huzur içinde yaşar. Eğer iman ederse, ahirette de, ebedi saadete kavuşur. Bir kimse, Allahü teâlânın ihsan ettiği nimetlerin kıymetini bilir, buna göre yaşar, kendinde bir değişme olmazsa, bu kimseye verilen nimetler, onda hep kalır hatta artar. Bu hal, bir insan için olduğu gibi cemiyet ve milletler için de aynıdır. Nitekim Ra’d sûresinin 11. âyetinde mealen; (Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hâllerini değiştirmez) buyurulmuştur. Sual: Hamdetmek ne demektir, ne anlamda ve niçin söylenmektedir? Cevap: Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Hamd, Elhamdülillah demektir. Bunun anlamı, herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve senaların, metihlerin, övmelerin hepsi, Allahü teâlânın hakkıdır demektir. Nimetlerden mahrum kalmanın sebebi Sual: İnsanlardan bazılarının, Allah tarafından gönderilen nimetlere kavuşamamasının sebebi ne olabilir? Cevap: Konu ile alakalı olarak İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Muktûbât kitabında, bir talebesine hitaben buyuruyor ki: “Allahü teâlânın feyizleri, nimetleri, ihsanları, yani iyilikleri, her an, insanların iyisine, kötüsüne herkese gelmektedir. Herkese mal, evlat, rızık, hidayet ve daha her iyiliği fark gözetmeksizin göndermektedir. Kullarının günahlarını yüzlerine vurmuyor. Kendisine karşı gelenlerin, günah işleyenlerin rızıklarını kesmiyor. Dünya için çalışanlara karşılıklarını, fark gözetmeksizin veriyor. Fark, bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da alamamak suretiyle, insanlardadır. Nitekim güneş, hem çamaşır yıkayan adama, hem de çamaşırlara, aynı şekilde, parlamakta iken, adamın yüzünü yakıp karartır, çamaşırlarını ise beyazlatır. Güneş, elmaya ve bibere aynı şekilde parladığı hâlde, elmayı kızartınca tatlılaştırır; biberi kızartınca acılaştırır. Tatlılık ve acılık hep güneşin parlaması ile ise de, aralarındaki fark, güneşten değil, kendilerindendir. İnsanların, Allahü teâlâdan gelen nimetlere nail olmamaları, Ondan yüz çevirdikleri içindir. Yüz çeviren, elbette bir şey alamaz. Ağzı kapalı bir kap, nisan yağmuruna elbette kavuşamaz. Evet, yüz çeviren birçok kimsenin, nimetler içinde yaşadığı görülüp, mahrum kalmadıkları zan olunuyor ise de, bunlarda nimet olarak görülenler, hakikatte azab ve felaket tohumlarıdır. Mekr-i ilâhî ile yani Allahü teâlânın aldatarak, nimet şeklinde gösterdiği musibetlerdir. O kimseleri harap etmek ve daha ziyade azıp, sapıtmaları içindir. Nitekim, Mü'minûn suresinin 56. âyetinde mealen, (Kâfirler, mal ve çok evlat gibi dünyalıkları verdiğimiz için, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardım mı ediyoruz sanıyor. Peygamberime inanmadıkları ve din-i islâmı beğenmedikleri için, onlara mükafat mı ediyoruz, diyorlar? Hayır, öyle değildir. Aldanıyorlar. Bunların nimet olmayıp, musibet olduğunu anlamıyorlar) buyurulmuştur. O hâlde, Hak teâlâdan yüz çevirenlere verilen dünyalıklar, hep haraplıktır, felakettir. Şeker hastasına verilen tatlılar, helvalar gibidir. Onu bir an evvel helake sürükler. Allahü teâlâ, bizleri, böyle olmaktan korusun!” Allahü teâlâya karşı şükür borcu Sual: Şükür nedir ve insan, Allahü teâlâya karşı lazım olan şükür borcunu nasıl ve ne şekilde yapmalıdır? Cevap: Allahü teâlâya şükretmek, Onun dinini kabul etmek ve İslâmiyetin ahkamını, bildirdiği hükümleri yapmak, yerine getirmek demektir. Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yaratıp gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür; bütün nimetleri İslâmiyete uygun olarak kullanmaktır. İslâm âlimlerinden bazısı şükrü, Allahü teâlânın varlığını düşünmek; bazısı nimetlerin Ondan geldiğini anlamalı ve dil ile hamd ve sena etmeli; bazısı, Onun emirlerini yapmak, haramlarından sakınmak; bir kısmı da, insan önce kendini temizlemeli, böylece, Allahü teâlâya yaklaşmalı ve bazısı da, insanları irşad etmeli, doğru, salih olmalarına çalışmalı diye tarif etmişlerdir. Sonra gelen İslâm alimleri de buyuruyor ki: “İnsanın Allahü teâlâya karşı vazifesi üçe ayrılır: Birincisi, bedeni ile yapacağı işlerdir ki, namaz, oruç gibi. İkincisi, ruhu ile yapacağı vazifedir ki, doğru itikat etmek, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, inanmak. Üçüncüsü, insanlara adalet yapmakla, Allahü teâlâya yaklaşmaktır. Bu da, emaneti muhafaza, insanlara nasihat etmek, evvela İslâmiyeti öğretmekle olur.” Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, ibadet üçe ayrılır: Doğru itikat, doğru söz ve doğru iş. Bunlardan son ikisinde, açık olarak emredilmemiş olanlar, zamana ve şartlara göre değişir. Allahü teâlâ, Peygamberleri vasıtası ile değiştirir. İbadetleri, insanlar değiştiremez. Peygamberler ve bu Peygamberlerin vârisleri olan, Ehl-i sünnet mezhebinin âlimleri, ibadetlerin çeşitlerini ve nasıl yapılacaklarını ayrı ayrı bildirmişlerdir. Herkesin bunları öğrenmesi ve ona göre hareket etmesi lazımdır. Kısacası, doğru itikat, doğru söz ve amel-i salih, birinci vazifedir. Bütün İslâm âlimleri ve tasavvuf büyükleri buyurdular ki: “İnsana vacib olan birinci vazife, iman, amel ve ihlas sahibi olmaktır. Dünya ve ahiret saadetleri, ancak bu üçüne kavuşmakla elde edilir. Amel, kalp ile ve dil ile, yani söz ile ve beden ile yapılacak işler demektir. Kalbin işleri, ahlaktır. İhlas, amelini yani bütün işlerini, ibadetlerini, yalnız Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için yapmak demektir.” Sual: Verdiği nimetlerinden dolayı, Allahü teâlâya ne yapılırsa şükredilmiş olur? Cevap: İnsanların Allahü teâlâya karşı, kalp, dil ve beden ile yapmaları ve inanmaları lazım olan şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine İslâmiyet denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslâmiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir. Aklı olan kimselerin, Allahü teâlâya şükretmek için, Muhammed aleyhisselama uymaları lazımdır. Havadaki azot ve oksijen de nimettir Sual: İnsan, rahat nefes alıp verdiği için, bu nimete de şükretmeli midir? Cevap: Yüz litre havada, 78 litre azot, 21 litre oksijen, bir litre argon gibi necib gazlar ve 0,03 litre karbondioksid gazı bulunur. Hava, bu gazların karışımıdır. Havada gaz halinde bulunan azot, yumurta akı, ekmek, et gibi cisimlerin yapı maddesidir. Böyle azottan yapılmış maddelere Protein diyoruz. Proteinler, aminoasidlerin peptidleşmesinden hasıl olan polipeptid yapısındadır. Bunlar, protoplazmanın yapı taşı olduğundan, proteinsiz, yani azotsuz yaşanmaz. Yalnız yağ, şeker, nişasta gibi azotsuz gıdalarla beslenen bir hayvan, yaşayamaz. İnsan, her gün gıdalardan 8 gram azot almak mecburiyetindedir. Lakin ne insan ve ne de hayvan ve ne de bitkiler, havadaki azotu alamıyoruz. Zira, azot moleküllerindeki ikişer atom, birbiri ile kuvvetli bağlı olup, kolay ayrılmıyor. Havada oksijen bulunmasaydı veya oksijen miktarı yüzde 21 den az veya çok olsaydı, zararlı olur, hiçbir canlı nefes alamaz, yaşayamazdı. Yer yüzünde hiçbir insan, hayvan, bitki bulunmazdı. Yağmurlu, karlı ve fırtınalı havalarda oksijen miktarı hiç değişmiyor. Allahü teâlâ değişmekten muhafaza ediyor. Allahü teâlâ, insanlara büyük nimet olarak, Peygamberleri gönderip imanı bildirdi. Havadaki oksijen miktarını yüzde 21 olarak sabit tutuyor. Bu nimetlerin kıymetlerini anlamalı, her nefeste şükretmelidir. Görmek, işitmek ve söylemek nimetlerinin kıymetlerini de düşünmelidir. Bu nimetler için, gece gündüz durmadan hamdedilse karşılık yapılabilir mi? Lazım olan hamd ve şükür yapılmadığı için, bunları geri alıyor mu? Almıyor, affediyor. Hamd ve şükür etmeyenlerin, hatta inkar edenlerin, dünya nimetleri içinde, rahat ve mesut yaşadıkları, bazı sevilmişlerin de sıkıntılar çektikleri görünüyor. İmâm-ı a'zam hazretlerinin zindanda işkence yapılarak öldürülmesi ve imâm-ı Rabbânî hazretlerinin üç oğlunun bir günde vefat etmeleri böyledir. Bunlar bizi aldatmasın! Çünkü, Allahü teâlânın af ve sabır sıfatları, diğer sıfatları gibi sonsuzdur. Bizim gibi cahiller, böyle af ve merhamet sahibi Rabbimize karşı kusurlarımızı bilmeli, Ona karşı şükürde hiç kusur yapmamalı, emirlerine ve yasaklarına, yani İslâmiyete bütün gayretimiz ile sarılmalıyız. […]

  • İslam ve Toplumsal Yaşam Ahlakı
    by byemreabi on 20/03/2019 at 07:38

    İnsan sosyal bir varlıktır, bu nedenle sürekli sosyal bir yapıya muhtaçtır ve yanlız yaşayamaz. Aristo’ya göre ”yanlızlık vahşi hayvanlara yada tanrıya mahsustur.” Bu nedenle insan sürekli başka türlerle sosyal bir birliktelik içerisindedir. Bu husus hem... […]

  • TANRI’ NIN ADALETİNİ SORGULAMAK
    by Meltemce on 20/03/2019 at 07:47

    “İlâhi adalette zaman aşımı yoktur.” “Hayat tezatlarla dolu” deriz çoğu zaman. Kimi kötü insan, “nimet” içinde yüzer… En son hak edeceğini düşündüğümüz zalim kişiler, olmadık noktalara gelir, tepelerde oturur… Nice şımarıklar, varlığına varlık katar… Nice... […]

  • TANRIDAN NE BEKLİYORUZ?
    by Meltemce on 13/03/2019 at 09:40

    Bir sorum var sizlere. Hem de akıllara ziyan! Soru şu: Tanrı görünür olsaydı, nasıl olurdu? Meselâ beş duyumuzla algılayabilseydik O’nu… Birazcık hayal kuralım. Düşünsenize; içimizden biri bir suç işlese, anında yanında bitip, kafasına bir tane... […]

  • Oku, Şükret, Çalış, Dua Et
    by alicandir on 20/03/2019 at 07:56

    Karanlıkların en karanlığına battınız mı hiç? Ben battım. Üstelik etrafta hiç bir tutunacak dal da yoktu. Bir saniye bile dinmeyen acılar içinde diz çöktüm sonunda ve dua etmeyi “öğrendim”; ama öyle yüzeysel bir dua değil... […]

  • NEDEN ACI ÇEKİNCE DİNE YÖNELİRİZ?
    by alicandir on 06/03/2019 at 08:45

    NEDEN ACI ÇEKİNCE DİNE YÖNELİRİZ? Hayatınıza bir sıkıntı girdiğinde kutsal kitaplara yönelmeniz sürpriz değildir, geninde vardır insanın Allah’a aidiyet ve kitapları okumanın da tek yolunun zorluk yaşamak olduğunu gösteriyor Allah böylece. Yoksa evdeki rafta roman... […]

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.