Dini

Dini

 

Din blogları, dinler, islami ve dini bilgiler içeren paylaşımlı dini bloglar.

  • Akşam yemeği
    by Halid on 09/10/2019 at 17:43

    Bakalım forumu kimler okuyor 🙂 Akşam yemekleri benden hepinizi beklerim

  • Dost’a dair
    by Şems on 07/10/2019 at 21:48

    Dost sıla içinde can huyundadır.Bu nebze payidar ömrü beyhude mihnetten kurtarır.Vefa ırmağının teyemmüm toprağıdır.Misk içinde müşfik ve bahtiyar bir kalbe salâhiyet kazandırır.Mamafih bir tedbir ve ihtiyat nazari ile celb edilmiştir. Bu veciz dizeler sultan sarayinin içinde dahi bulunamayan ender derinlikte dostluğun izahatıdır.Değerler kaybı yaşadığımız  su ahir zaman ve ömürde  şikayetlere aldanmadan hakikatin  nakisini  kalplere nakkaş

  • E10 Cansız gördüğümüz eşyalarda mı acaba Sevgiyi hisseder?
    by EhiL on 10/10/2019 at 01:00

    Cansız gördüğümüz eşyalarda mı acaba sevgiyi hisseder? Farkında olmadan kurduğumuz bağın karşılığı varmı ki. Sadece işimize yaradıkları için mi severiz onları. Bir ayakkabıyı, bir terliği, bir çantayı, bir ceketi, yada bir telefonu. Eskidiğinde çöpe attığınızda hiç içiniz acır mı? Vefasız mıyız acaba? Düşündüm ne çok şeyi alıp atmışlığım var. Hayran olup almak için düşler hayaller

  • Ey miskiamber
    by Şems on 07/10/2019 at 21:41

    Gün doğarken bir güneş gibi , gece çökerken bir ay gibi , dil susarken yürekte huzur gibi , ruhumda bir serzeniş inceden inceye ilham gibi  senin bana yakınlığın , ne vakit dara düşsem dizlerim, ne vakit hüzne düşsem neşemsin. Şu can ilimde bir hilkat esen yel bir sessiz fırtına tihame gecesi gibi ılık sen var

  • Helalleşelim
    by Şems on 07/10/2019 at 21:35

    Helalleşmek bu konuda aslında sanal alem adına söz açmak isterim. Her aldığımız nefes gibi her konuştuğumuz kelam , davranış vb durumlardan hesaba çekileceğimizi unutmamalıyız. Sanal alemde gerek özellerde gerek geneldeki davranışlar neticesinde çabuk kurulan bağlar çok çabukça bozulabiliyor. Hadi buna insan beşer acısıyla bakılsa dahi önemli olan bundan sonraki tutumdur. Yani insanlı bir kusuru ondan

  • Ateizm Ne Değildir?
    by admin on 03/05/2015 at 23:06

    Bunca yıldır Ateistforum’da ve Ateizm.org’da ateizmi anlatır dururuz. Buna rağmen, gerek toplumda, gerekse Ateistforum ziyaretçileri arasında -ki bu ziyaretçiler sözde konuya ilgi duyan ve meseleyi araştırmış olması gereken kişilerdir-, ateizmin tam olarak ne olduğunun ve ne olmadığının anlaşılmadığını, netleşmediğini görüyoruz. Belki de ateizmin ne olduğundan çok, biraz da ne olmadığına değinmemiz gerek. Yanlış anlamaların ve […] The post Ateizm Ne Değildir? appeared first on Ateizm ve Din.

  • Ateistlere Sıkça Sorulan Sorular
    by admin on 03/05/2015 at 23:05

    Ateistlere Sıkça Sorulan Sorular Ateizm nedir?   Ateizm, Tanrı inancının ve bununla bağlantılı teist inançların reddidir. Ateist, teizmin Tanrı’sının varlığının gösterilemeyeceğini, dolayısıyla tüm dayanaksız iddialar gibi temel ve varsayılan tavır olarak reddedilmesi gerektiğini düşünüyor da olabilir, böyle bir Tanrı’nın varolmadığının gösterilebileceğini düşünüyor da olabilir. Gerekçesi ne olursa olsun, kişi eğer teist Tanrı’nın varolduğu fikrini reddediyorsa, […] The post Ateistlere Sıkça Sorulan Sorular appeared first on Ateizm ve Din.

  • Düşündürücü Sözler
    by admin on 03/05/2015 at 23:03

    “Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir.” Carl Sagan   “Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir.” Anatole France   “Bazı insanlar vardır, eğer bir şeyi zaten bilmiyorlarsa, onlara anlatamazsınız.” Louis Armstrong     “Gözler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür.” Henry Bergson   “Aptalca sorular sorun. Eğer sormazsanız, aptal […] The post Düşündürücü Sözler appeared first on Ateizm ve Din.

  • TEOLOJİK AKLIN ELEŞTİRİSİ
    by admin on 03/05/2015 at 23:02

    On sekizinci yüzyıl İngiliz Teologu William Paley’in, dönemini çok etkilemiş ve günümüzde de sıklıkla başvurulan bir tezi mevcut: ” Doğada yürürken bir saat bulursanız bu saatin kendi kendine oluştuğunu düşünmezsiniz. Tasarımcısının olduğunu bilirsiniz. Çünkü işleyişinde bir düzen vardır. Doğal işleyişte de bir düzen olduğuna göre evrenin de bir tasarımcısı olması gerekir. “ Tezin kendisi bu. […] The post TEOLOJİK AKLIN ELEŞTİRİSİ appeared first on Ateizm ve Din.

  • EVRİMSEL AHLAK
    by admin on 03/05/2015 at 23:00

    İnsan, herhangi bir başka primattan çok da farklı olmayan, bir başka türdür sadece. Çok övündüğümüz beynimiz kat kat yapıdadır (mecazi değil, fiziksel olarak); en altta bulunan, ve yüz milyonlarca yıl önceki atalarımızdan (sürüngenler) miras aldığımız (ve aynen koruduğumuz) sürüngen beynimiz; çok sosyal, insani, manevi bilmemne zannettiğimiz hareket, ilişki, davranışlarımızın neredeyse tamamını doğrudan etkiler. Yeni bulunduğumuz […] The post EVRİMSEL AHLAK appeared first on Ateizm ve Din.

  • Dünya Namaz Vakitleri - Apple / iOS
    on 27/09/2019 at 21:00

    Dünya Namaz Vakitleri - Apple / iOS Bulunduğunuz yerin namaz vakitlerini ve kıbleyi gösterir. İçinde olduğunuz vakti, sonraki vakte kalan süreyi gösterir.   iOS 8.2 veya üst sürümünü gerektirir. iPhone, iPad ve iPod touch ile uyumlu. https://itunes.apple.com/tr/app/namazvakti/id413953686?l=tr&mt=8 &nbs

  • Camilere saygı
    on 11/09/2019 at 21:00

    Sual: Camide riayet edilmesi gereken hususlar nelerdir? CEVAP Bazıları şunlardır: 1- Camiye girenin orada namazı bekleyenlere selam vermesi iyi olur. Fakat camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve nafile namaz kılmak sünnetin sevabını yok eder. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, vakit fazla ise, kaza namazı kılmalı! Eğer Kur’an-ı kerim okunuyorsa, dinlemek çok sevaptır. Sabahın sünnetini evinde kılıp gelen kimse de, camiye gelince, konuşmaz, sesli olarak bir şey okumaz. 2- Camiye girince ön safa durmalı, yaşlılar var diye geride durmamalı! Birinci safta yer varken, ikinci safta durmak mekruhtur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İmamın arkasında durana 100, onun sağındakilere 75, solundakilere 50 ve diğer saflardakilere de 25 sevab verilir.) [Şir’a] (Mescide inen rahmet, önce imama, sonra sağ taraftakilere, sonra da diğer saflara gider.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, ilk saftakilere rahmet eder, melekler de ilk saftakilere dua ve istigfar eder.) [Ebu Davud, Nesai, İ. Ahmed] (En hayırlı saf, ilk saftır. Sevabı en az olan da geri saflardır.) [Müslim] (İlk safın fazileti bilinseydi, oraya geçmek için kur’a çekilirdi.) [Müslim] (Namaz kılarken [cemaat içinde] daha faziletli olanlara ilk safta, ötekilere de, son safta bulunmak nasip olur.) [Müslim] Cennete girmek için ne yapacağını soran bir zata, Peygamber efendimiz, (Müezzin veya imam ol) buyurdu. O da, (Yapamam) dedi. (O hâlde namazını ilk safta kıl!) buyurdu. (Buhari) Ön safa geçerken kimseyi rahatsız etmemeli. Rahatsız etmemek niyetiyle arka saflarda kılmak daha sevabdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Halkı incitmemek için ön safa geçmeyen, iki misli sevaba kavuşur.) [Taberani] 3- İmamın arkasında durmak daha sevabdır. Daha sonra sağ taraf gelir. Caminin sağ tarafında durmak sola göre daha sevab olduğu için, sağı tercih etmeli. Eğer sağı tercih eden çok olup sol boş kalırsa, o zaman solu tercih etmek daha çok sevab olur. Peygamber efendimiz, mescidin sağ tarafında bulunmanın daha sevap olduğunu söyleyince, Eshab-ı kiram, mescidin sağ tarafını doldurmaya başladı. Sol tarafta açıklık kaldı. Bunu gören Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Mescidin solundaki açıklığı dolduran, iki misli sevab kazanır.) [Taberani] Demek ki, önce sağ tarafa durmak sol tarafa durmaktan daha sevabdır. Solda boşluk kalırsa burayı doldurmak, sağ tarafta durmaktan daha sevabdır. 4- Büyük camide cemaat bir saf da olsa, yine sık durmak gerekir. Safların sık olması, rahmetin gelmesine sebep olur. Saflar sıklaştırılıp omuzlar birbirine sıkıca değmelidir! Eshab-ı kiram safta çok sık durduğundan elbiselerinin omuzları eskirdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Namazda omuz omuza sık durun! Açıklıkları kapatın ki, şeytan girmesin!) [Hakim] (Hak teâlâ safı sıklaştırana rahmet eder, safta boşluk bırakana gazap eder.) [Nesai] (Saftaki boşluğu dolduranın günahları affolur.) [Bezzar] 5- Büyük camide ayaklar ile secde yeri arasından, küçük camide, ayakları ile kıble duvarı arasından geçen günaha girer. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, namaz kılanın önünden geçmenin, ne kadar çok günah olduğunu bilseydi, geçmeyip, yüz yıl beklemeyi tercih ederdi.) [İbni Mace] Herkesin gelip geçeceği yere durana da günah olur. Ancak ön safta boş yer var iken, boşluğu doldurmak için namaz kılanın önünden geçmek günah olmaz. Çünkü bu kimse, kendisine olan hürmeti kaldırmış demektir. Namaz kılanın önünden, insan veya hayvan geçmekle namaz bozulmuş olmaz. Namazı bir sütre, yani direk gibi bir şeyin arkasında kılmak gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Namaza dururken sütre koyun! Geçmek isteyene mani olun!) [İbni Mace] [Geçene işaretle, yüksek sesle okumakla mani olmak caiz ise de, bunları yapmamak daha iyidir.] 6- Camide konuşmak, gülmek, şakalaşmak sevapları yok eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mescitte dünya kelamı söyleyenin ağzından kötü bir koku çıkar. Melekler, “Ya Rabbi, bu kulun mescitte söylediği kelamdan dolayı, ağzından çıkan fena koku bizleri rahatsız ediyor” derler. Hak teâlâ da buyurur ki: “İzzim celalim hakkı için, onlara büyük bela veririm.”) [Ey Oğul İlm.] Camiye girince, önce iki rekat tehıyyet-ül-mescid namazı kılıp veya başka ibadet yapıp, itikâfa niyet ettikten sonra, yüksek sesle olmamak şartı ile konuşmak caizdir. İhtiyaç olmadan mescitte konuşulmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ahir zamanda bazı kimseler, mescidlerde dünyadan konuşacaklar, dünya kelamı söyleyecekler. Onlarla beraber olmayın! Allahü teâlânın böyle kimselerle işi yoktur.) [İbni Hibban] Mescide girince, farz veya başka namaz kılınınca, tehıyyet-ül-mescid namazı da kılınmış olursa da, sünnete veya farza başlarken, (Vaktin sünnetine ve tehıyyet-ül-mescid namazına) diye niyet edilirse, niyetinin de sevabını alır. 7- Sünnet ile farz arasında dua, sure veya üç İhlas okumamalı. Hele bunu âdet haline getirmek bid’attir. İbadetlere ilave yapmak dini değiştirmek olur. Hadis-i şerifte, (İbadetleri bizim gibi yapmayan bizden değildir) buyuruluyor. Peygamber efendimiz nasıl ibadet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde ibadet edilir. (Şunu da yapalım, ötekini de ilave edelim) demek, dinde reform olur. Asla caiz olmaz. Sünnet ile farz arasında bir şey okumanın sünneti iskat [iptal] edeceği Bahr-ür-raık’ta da yazılıdır. 8- Cemaatle namaz kılınırken, sünnete başlamak mekruhtur. Sabah sünnetini kılmamış olan, sünneti kılarsa, cemaat ile namazda oturmayı da kaçıracağını anlarsa, sünneti kılmaz, hemen imama uyar. Cemaat ile ikinci rekatta oturabileceğini anlarsa, sünneti caminin dışında, sofada [holde] çabuk kılar. Hol yoksa, içerde direk arkasında kılar. Böyle yer yoksa sünneti kılmaz. Çünkü, cemaat ile kılınırken, nafile kılmak mekruhtur. Mekruh işlememek için sünnet terk edilir. Cuma günü imam minbere çıkınca sünnete başlamak da mekruhtur. 9- Camide farzı yalnız kılmış olan, öğle ve yatsı namazlarında, yanında cemaatle namaz kılınmaya başlanırsa, ya cemaate uyup nafile olarak kılar veya camiden çıkar. Diğer üç namazı yalnız kılmış olanın, cemaat ile kılınırken bile, cemaate uyup nafile olarak kılamayacağı için, camiden çıkması vacip olur. Çünkü, orada bulunup da cemaate uymamak günahtır. 10- Soğan, sarmısak gibi pis kokulu şey yiyerek, camiye gelmek de doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sarmısak yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın, insanın rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.) [Taberani] Yağlı, kirli ve pis kokan iş elbisesiyle, kirli ayakla camiye gelip halkı rahatsız etmemelidir! Bazıları sigara kokusundan da rahatsız olur. Onun için ağzında ve elbisesinde sigara kokanlar da temizleyip, kokuyu giderdikten sonra camiye gelmelidir. Çıplak ayakla namaz kılmak Hanefi’de mekruhtur. Çorabı kirli olan ve temiz çorap da bulamayan kimse, halkı rahatsız etmemek, yani haram işlememek için çorapsız namaz kılabilirse de, mekruh işlememek için daha önceden tedbir alıp, eski de olsa, temiz çorapla camiye gelmelidir. Müslümanların vücutları, elbiseleri, çamaşırları, yemekleri temiz olur. Temiz olunca da mikrop ve hastalık bulunmaz. Kur’an-ı kerimde, (Temiz olanları severim) buyuruluyor. (Bekara 222) Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete ancak temiz olanlar girer.) [Deylemi] 11- İtikâfa niyet edenler hariç, camide bir şey yiyip içmek mekruhtur. Onun için camiye girerken itikâfa niyet etmelidir. Ondan sonra ihtiyaç olursa yiyip içmek mekruh olmaz. 12- Camide oturmak sevaptır. Hadis-i şerifte, (Beş şey ibadettir: Az yemek, camide oturmak, Kâbe’ye, Mushafa ve âlimin yüzüne bakmak) buyuruldu. (Deylemi) Camiye kötü niyetle, mesela ayakkabı çalmak için giren, günah işlemiş olur. Caminin Allahü teâlânın sevdiği yer olduğunu düşünen kimse, burayı ziyarete de niyet ederse sevabı daha çok olur. Namaz kılmayı beklemek için, camide itikâf edip ahireti düşünmek için, vaaz dinlemek için de niyet ederse, her niyeti için ayrı sevaba kavuşur. 13- Çok kimse, sandalyeye, koltuğa oturmaya alıştığı için camide diz üstü oturamıyorlar. Ya bağdaş kuruyorlar veya ayaklarını dikerek oturuyorlar. Mecbur kalmadıkça, böyle oturmak edebe uygun değildir. Kur’an-ı kerim okumak Allahü teâlâ ile konuşmak demektir. Kur’an-ı kerim okunurken yaylanıp oturmak çirkin olur. Tesbih çekerken, zikrederken de mümkün mertebe diz üstü oturmaya gayret etmelidir. Müslümanların yanında da edepli oturmak gerekir. Peygamber efendimiz, kızının yanında bile bir defa olsun, ayağını uzatıp oturmamıştır. Evliyadan bir zat, diz üstü oturmakla yorulmuş, biraz da bağdaş kurayım demiş. Bağdaş kurup otururken, (Köle efendisinin yanında böyle mi oturur?) diye bir ses gelir. O da artık ömür boyu hep diz üstü oturur. Kul olan da zaruret olmadıkça, Rabbinin huzurunda edepli oturmaya çalışmalıdır. 14- Müezzinlik yapanların bazı hususları bilmesi gerekir. Mesela yürüyerek ikamet okunmaz. İkamet okurken el bağlanmaz. Üç istigfar, namazların sonunda okunur. Sabah ve ikindinin farzından selam verip Allahümme entesselamü... dedikten sonra, öğle, akşam ve yatsıda ise son sünnetten sonra okunur. Müezzin, cemaatle namaz kılınırken arkada bir yerde durmaz, cemaatle beraber safa girer. Cemaatten arkada müezzin yeri denilen yerde yalnız başına durması mekruhtur. 15- Evde, camide veya minarede ezan kıbleye karşı okunur. Hayyealessalah derken sadece yüzü sağa, hayyealelfelah derken yüzü sola döndürmek sünnettir. Vücut döndürülmez. Minarede ise dönerek okurken de, göğüs kıbleden başka yöne döndürülmez. Ezan okunurken, Resulullah efendimizin ismini işiten, iki elin baş parmaklarını, gözlerinin üstüne koyarak, (İki gözümün nurusun sen ya Resulallah) der. Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık, ezan okunurken, Resulullahın ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öpüp gözlerine sürdü. Peygamber efendimiz, sebebini sorunca, (Ya Resulallah, senin mübarek isminle bereketlenmek için) dedi. Peygamber efendimiz, (Güzel yaptın. Böyle yapan göz ağrısı çekmez) buyurdu. 16- Atalarımız, camileri loş yapmışlardır. Fazla aydınlıkta kılmak, huşua engel olur. Bu bakımdan camilerde fazla ışık yakmak hem huşua mani olmak, hem de israf yönünden mahzurludur. Mübarek gecelerde, camide fazla ışık yakmak ise bid’attir. Kitap okurken, Kur’an-ı kerim çalışırken veya başka bir ihtiyaç halinde, ihtiyaç miktarı fazla ışık yakmakta mahzur olmaz. 17- Hiç zarar vermese de, camiye küçük çocuk getirmek mekruhtur. Zarar verir, kirletirse haram olur. Hadis-i şerifte (Camiye çocuk ve deli koymayın) buyuruluyor. (İbni Mace) Namaza alıştırmak için yedi yaşından büyük çocukları, zarar vermiyorsa getirmek iyi olur. 18- Cemaate yetişilemeyecek bile olsa, yine camiye giderken koşmamalı. Peygamber efendimiz, (Namaza giderken koşmayın!) buyurdu. Cemaate yetişebilmek için koşmak mekruhtur. 19- Yolda konuşmayacaksa, sabahın sünnetini evde kılmalı. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Sabahın sünnetini evde kılmak, rızkın bereketine, ev halkı ile iyi geçime ve imanla ölmeye sebep olur.) [İmad-ül-islam] 20- İmamın, son sünneti, farzı kıldığı yerde kılması mekruhtur. Cemaatin aynı yerde kılması caizdir. Yer değiştirmek için birini çekip ona sıkıntı vermemelidir. 21- Camide hikmet, güzel ahlak, nasihat bildiren şiir ve ilahileri ara sıra okumak günah değildir. Devamlı böyle vakit geçirmek mekruhtur. 22- Camilerde birinci cemaatin imamı mihrapta kıldırmazsa, mekruh olur. İmamı ve cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazları, imam mihrapta olarak, cemaat ile kılındıktan sonra, tekrar cemaatler yapılabilir. Ancak sonraki cemaatler, mihraptan başka yerde kılmalı! (Eğer sonraki cemaatin imamı mihrapta bulunur, ezan ve ikamet okunmazsa, mekruh olmaz) diyen âlimler de vardır. İhtiyaten sonraki cemaatler mihrapta kılmamalıdır! Yol kenarlarındaki belli bir imamı olmayan mescidlerde, ezan ve ikamet okunarak, mihrapta veya mescidin başka yerinde cemaatler yapılabilir. (Halebi) 23- İmam efendi, namazı uzatıp cemaati rahatsız etmemelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (İmam olunca namazı hafif kıldırın! Cemaatin içinde, küçük, yaşlı, hasta ve ihtiyaç sahibi olabilir. Yalnız kılarken uzatabilirsiniz.) [Buhari] (İmam olan, Allah’tan korksun, imamlık ettiklerinin sorumluluğunu yüklendiğini bilsin! Eğer imam namazı eksiksiz kıldırırsa, cemaatin sevabı kadar da imama sevap verilir. Eğer eksik kıldırırsa, günahı yalnız imama olur.) [Taberani] 24- Yalnız namaz kılan, selam verirken hafaza meleklerine niyet eder. Cemaatle kılan, meleklerle birlikte sağındaki, solundaki cemaate de niyet eder. 25- Camiye giren kimse, ikamet okunup farza başlandığını görünce, hemen imama uymalıdır. Çünkü cemaatle namaz kılınırken sünnet kılmak mekruhtur. Sabah namazının farzı kılınırken camiye gelen, cemaatten ayrı bir yerde sünneti kılıp, sonra imama uyar. Eğer sünneti kılınca cemaate yetişemeyeceğini zannederse, hemen imama uyar. Artık farz kılındıktan sonra da bu sünneti kılamaz. Çünkü sabah namazının farzı kılındıktan sonra sünnet kılınmaz. Öğleyin camiye gelen, ikamet okunmuş veya farza durulmuşsa, o da hemen imama uyar. Farzı kıldıktan sonra kılamadığı ilk sünneti kılar. Sonra da son sünneti kılar. Yatsı namazının farzı kılınırken camiye gelen kimse ise, öğle namazında anlatılan gibi hareket eder. (Halebi) İkindi namazının farzı kılınırken camiye gelen kimse, hemen imama uyar. Farzdan sonra da artık sünneti kılmaz. Çünkü ikindinin farzından sonra nafile kılmak mekruhtur. Fakat kaza namazı kılmak caizdir. Akşama kırk dakika kalıncaya kadar kaza namazı kılınabilir. Camiye girip, cemaat başlamadan ikindinin sünnetini iki rekat olsun kılma imkanı varsa, iki kılmalıdır. Peygamber efendimizin, ikindinin sünnetini iki rekat kıldığı zamanlar da olmuştur. Eshab-ı kiramdan, (Resulullah, ikindinin farzından önce, iki rekat namaz kılardı) rivayetleri de vardır. Camilerde yapılan bazı hatalar Sual: Camilerde genellikle yapılan hatalar nelerdir? CEVAP Abdest alırken ayaklar üç kere yıkanmıyor, üç kere hilallenmiyor, kaplama mesh sünneti yapılmıyor. Gerek ayakları üç defa yıkama sünnetine ve gerekse kaplama mesh sünnetine riayet etmelidir. Hadis-i şerifte (Unutulmuş, terkedilmiş bir sünnetimi ortaya çıkarana, yüz şehit sevabı vardır) buyuruldu. (Hakim) Abdest alıp ıslak ayakla camiye girilmemeli. Çıplak ayakla, kolları kısa ve başı açık namaz kılmak mekruhtur. Kameti yürüyerek yapanlar, kamet getirirken ellerini bağlayanlar oluyor. Böyle yapmak mekruhtur. Evinde ezan okurken de elleri kulaklara koymalı, ezan okurken göğsünü kıbleden çevirmemelidir. Camilerde kimisi ayakları çok açıyor, kimisi de hiç açmıyor. Hanefi’de ayakların dört parmak kadar açılması sünnettir. Şafii’de bir karış kadar açılır. Tekbir alırken avuç içleri yüze karşı tutanlar oluyor ve parmaklarını bitiştirenler çıkıyor. Tekbir alırken avuç içleri kıbleye karşı getirmek ve parmakları kendi haliyle açık bırakmak gerekir. Secdeden kıyama kalktıktan sonra ayaklarını dört parmak kadar açanlar oluyor. Secdeden kalkmadan önce açmak gerekir. Tehiyatta otururken dizler tutulmaz, parmaklar diz hizasında olur. Tehiyatta parmaklar kendi halinde açık kalır. Hanefi’de tehiyatta iken parmak kaldırmak sünnet, mekruh, haram diyen âlimler vardır. Parmak kaldırılmamalı. Şafii’de parmak kaldırmak sünnettir. İki kişi cemaatle namaz kılarken biri yarım metre kadar geride duruyor. Aynı hizada durmak gerekir. Sadece imamdan öne geçme ihtimaline karşı, imamdan bir topuk kadar geri durmak iyi olur. Sünnetle farz veya farz ile sünnet arasında konuşanlar çok oluyor. (Kamet getir, pencereyi kapa, saftaki, boşluğu doldur, buyurun siz geçin) gibi sözler söyleniyor. Hatta bir yerden gelmiş arkadaşına hoş geldin diyorlar. Camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve dua okumak, zikir çekmek sünnetin sevabını yok eder. Bazı âlimlere göre sünneti yeniden kılmak gerekir. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, vakit fazla ise, kaza borcu var ise, kaza namazı kılmalıdır. Secdede parmakları kapalı tutmalı, dirsekleri yere koymamalı, iki yana da çıkarıp sağ ve solundakileri rahatsız etmemelidir. İmam selam verince cemaat hemen ayağa kalkıyor. Kalkmadan önce, otururken Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârekte yâ zelcelâli velikrâm demeli. Öğle, akşam ve yatsıda, sünnetler kılınıp namaz bitince, ikindi ve sabah namazının farzını kılınca, Allahümme entesselam... dedikten sonra, üç kere istigfar söylenmiyor. Bazıları da Allahümme entesselamdan önce söylüyorlar. Bu da yanlıştır. Küçük mescidlerde, namaz kılanlar varken, yüksek sesle Kur’an okuyanlar oluyor. Onların şaşırmasına sebep olmamalı. İmam Kur’an okurken namaz kılmak, hele sünnet veya nafile kılmak çok yanlıştır. Ömür boyu kılınacak sünnet ve nafileler, Kur’an-ı kerimi dinleme farzının sevabına erişemez. Camide kıbleye ayak uzatanlar, biçimsiz şekilde oturup tesbih çekenler oluyor. Özürsüz böyle yapmak uygun değildir. İmam namaza başlayacağı zaman sünnete başlamamalı. Başlanmışsa, iki rekat kılıp selam vererek imama uymalıdır. Tefekkür eder Sabahın sünnetini evinde kılıp, camiye gelen kimse, konuşmaz, sesli olarak bir şey okumaz. Dudağını kıpırdatmadan kalbinden kelime-i tevhid okuyabilir veya tefekkür eder. Eğer kazaya kalmış namazı varsa, kaza kılar. Kur’an-ı kerim okunuyorsa dinler. Sabah namazının farzı ile sünneti arasında okunması bildirilen dualar vardır. Bu duaları sabah namazının sünnetinden önce veya farzdan sonra okumalıdır. Çünkü, İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Sünnetten sonra yalnız, (Allahümme entesselam...... ikram) denir. Fazla bir şey okunursa, sünnet namazı, sünnet olan yerinde kılınmamış olur. Bazı âlimler, “Sünnet sakıt olur, tekrar kılınması lazım olur” buyurdu. Farzdan sonra olan sünneti (Allahümme entesselam....) dedikten sonra, daha fazla geciktirmek mekruh olur. Resulullah efendimiz, farzdan sonra, (Allahümme entesselam...) diyecek kadar oturup, hemen son sünnete başlardı. Hadis-i şeriflerde, namazlardan sonra okunmaları bildirilen “Evrâd” son sünnetlerden sonra okunur. Çünkü sünnet namazlar, farzların devamıdır. Son sünnetlerden sonra okumaya, farzdan sonra okumak denilir. (Resulullah farz namazdan sonra Tesbih, Tahmid, Tekbir ve Tehlil okurdu) demek, (Son sünnetlerden sonra okurdu) demektir. (Redd-ül Muhtar) Bunlar, Hanefi mezhebine göredir. Şafii mezhebinde durum farklıdır. Herkes kendi mezhebine göre amel etmelidir. Mesela bir Hanefi, “Şafiiler imam arkasında Fatiha okuyor” diye Fatiha okursa, tahrimen mekruh işlemiş olur. Namazı iade etmesi vacip olur. Camide ilahi okumak Sual: Büyük camide birkaç imam var. İmamlar sıra ile namaz kıldırıyor. İmamın biri, kendi sırası gelince, namazdan sonra ilahi ve şiir okuyor. Hep aynı ilahiyi okuyor. Böyle ilahi okuması bid’at midir? CEVAP Mümini kötülemek, şehevi aşk, ahlaksızlık gibi haram şeyler bulunan şiiri okumak tahrimen mekruhtur. Vaaz, nasihat, hikmet, Allahü teâlânın nimetleri bulunan, müminleri öven şiirleri yani ilahi ve mevlidi teganni etmeden okumak sevap ve tarihi şiirleri ara sıra okumak mubah ise de, şiirle meşgul olmak makbul değildir. Camilerde ilahi ve mevlidleri [namaz kılanlara mani olmamak şartı ile], ara sıra okumak caizdir. Her zaman okuyup, âdet haline getirmek caiz değildir. (Redd-ül Muhtar) İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İlahi, kaside ve Kur'an-ı kerimi teganni ile okumak ve dinlemek, bizim yolumuzda yasaktır. (1/266 ve 3/7) Şiir, vezinli söze denir. Nağme bulunmayan güzel sesi dinlemek mubahtır. Sıkıntı gidermek için, nağme ile, kendi kendine okumak caiz diyenler vardır. Fakat, başkalarını eğlendirmek veya para kazanmak için okumak haramdır. (Ahlak-ı alai) Görüldüğü gibi, imamın ilahiyi âdet haline getirmesi uygun olmaz. Camide koku sürmek Sual: Bizim mahallenin muhtarı camide bazen yanındakilere esans sürer. Emekli bir hoca, "Bana verme bu bid'at" diyerek camide huzursuzluğa sebep oldu. Camide koku sürmek bid'at midir? CEVAP Günah olan bid'at dinde değişiklik yapmak demektir. Esans sürmekle dinde değişiklik yapılmıyor. Camide koku sürmek belki dikkati çeker, rahatsız olan olabilir, istemeyene de koku sürmüş olunabilir. Ama bid'at demek uygun olmaz. Koku sürünmek sünnettir. Güzel kokuyu reddetmek sünnete aykırıdır. Tirmizi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah (Güzel kokuyu reddetmezdi) buyuruluyor. Koku hakkında bildirilen hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (Şu üç ikram geri çevrilmez: güzel koku, süt ve minder veya yastık.) [Tirmizi] (Güzel bir koku ikram edilen, onu sürünsün ve reddetmesin.) [Taberani, Hakim] (Verilen reyhanı reddetmeyin. Reyhan Cennet kokusudur.) [Tirmizi] (Şu üç şey her Müslümana vaciptir: Cuma günü yıkanmak, misvak kullanmak ve güzel koku sürünmek.) [Buhari, İ.Ahmed] [Buradaki vacib, bilinen vacib değildir, lüzumlu anlamındadır.) (Güzel koku sıkıntıyı giderir.) [Ebu Nuaym] (Güzel kokuyu severim.) [Nesai] (Dört şey Peygamberlerin sünnetidir: Haya, güzel koku, misvak ve evlenmek.) [Tirmizi] (Koku sürünürken Besmele çekmeyen şeytanları sevindirmiş olur.) [İ.Sünni] (Rahmet melekleri kadınlara mahsus koku sürünen erkeğe yaklaşmaz.) [Taberani] (Bir kadın, cezbedici koku sürer ve erkekler de ona bakarsa, evine gelinceye kadar Allahü teâlânın gazabında olur.) [Taberani] Kadınların güzel kokuyu eşlerine karşı evinde sürünmesi gerekir. Sünnetleri camide kılmak Sual: Camilerde sünnet namaz kılmak bid'at mi? CEVAP Camide sünnet ve nafile kılmak bid'at değildir. Farzdan sonra son sünnet yoksa, farzı kılınca veya son sünneti kılınca, imamın, sağa, sola veya cemaate dönmesi müstehaptır. İşlerini görmesi için hemen gitmesi de caizdir. Âyet-el-kürsi ve tesbihleri okumaları ve ellerini kaldırarak dua etmeleri müstehaptır. (Merakıl-felah) Dare Kutni’nin bildirdiği hadis-i şerifte, (Peygamber efendimiz, farz namazdan sonra, sünneti farz kıldığı yerde kılmazdı) buyuruldu. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle: (Farz namazı kıldıktan sonra nafile [sünnet] kılmak isteyen, biraz ileri veya geri çekilsin! Yahut biraz sağa sola gitsin!) [Abdürrezzak] (Namazını mescitte kılan, evi için de bir nasip ayırsın! Çünkü Allahü teâlâ, onun evinde kıldığı namaza da sevap verir.) [Müslim] (Mescide girince, oturmadan önce iki rekat namaz kılın! Sonra ister oturun, ister işinize gidin!) [Ebu Davud] (İkamet okunduktan sonra farzdan başka namaz kılmayın!) Orada bulunanlar, (Ya Resulallah, sabah namazının iki rekat sünnetini de mi kılmayalım?) diye sual edince buyurdu ki: (Evet sabahın iki rekat sünnetini de kılmayın!) [Beyheki] Sual: İkamet okunurken camiye girince oturmak gerekir mi? CEVAP İkamet okunurken camiye giren, imam ayağa kalkmamışsa, oturur. İmam otururken ayakta beklemek mekruh olur. İmam ayakta ise ayakta durmanın mahzuru olmaz. (Nimet-i İslam) Sual: Birçok camilerin giriş yerlerine sandalyeler konmuş. Sandalyede namaz kılanlar oluyor. Sebebini sorunca da, dini bir gerekçe gösteremeyip, (Dinimizde kolaylık olduğu, güçlük olmadığı için sandalyede namaz kılıyoruz) diyorlar. Doğru mu? CEVAP Doğru değildir. Dinde güçlük yok demek, (Size güç gelen ibadetleri yapmayın veya bu ibadetleri istediğiniz gibi değiştirin) demek değildir. Dinimizin izin verdiği ruhsatlardan istifade edin demektir. Ayağını yıkamak zor gelen kimse, çıplak ayağına veya naylon çoraba mesh edemez. Ojenin üstünü veya kaplanmış dişini mesh edemez. Fıkıh kitapları, hastanın nasıl namaz kılacağını en ince teferruatına kadar bildirmiştir. Gerek Peygamber efendimiz ve gerekse ulema, sandalyede namaz kılmaya izin vermemiştir. Kendi kafasına göre, dini değiştirenler büyük vebal altındadır. Sual: Camide her namazdan sonra müsafeha etmek sünnet mi? CEVAP Muteber eserlerde, âdet etmeden namazlardan sonra camide ara sıra müsafeha etmenin caiz olduğu bildiriliyor. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Camide her namazdan sonra müsafeha etmek bid'attir. Şiilerin âdetidir. (Redd-ül Muhtar) Sual: Camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve nafile namaz kılmak gibi sünnetin sevabını yok eder mi? CEVAP Evet. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, vakit fazla ise, kaza namazı kılmalıdır! Sual: Camiye gidene kesin olarak Müslüman denebilir mi? CEVAP Beş vakit namaza cemaatle devam eden kimse Müslümandır. Dünyevi bir menfaat için beş vaktin hepsine devam etmek çok zordur. Bilhassa yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılmak münafıklara ağır gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Mescide devam edenin imanlı olduğuna şahitlik edin! Çünkü Allahü teâlâ “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahirete inanan imar eder” buyurdu.) [İbni Mace] Demek ki, mescidlerin imarının içinde, mescide [camiye] devam etmek de vardır. Sual: Müezzinin, arkada tek başına imama uyması mekruh mu? CEVAP Evet. Sual: Kıble yönündeki büyük harfli yazılara karşı namaz mekruh mu? CEVAP Mekruh olmaz. Sual: Öğleyin camiye girince, vaktin sünnetine, ilk kazaya kalmış öğlenin farzına, tehıyyet-ül-mescide de, bir de sübha namazına niyet etmek caiz mi? CEVAP Evet, her niyet için ayrı sevap verilir. Sual: Camide arka saftaki bir yaşlıya yer vermek caiz mi? CEVAP Evet. Sual: Unutulan şeyi almak için, camiye abdestsiz girmek caiz mi? CEVAP Girip hemen çıkmalı. Sual: Mescide girince okunması gereken bir şey var mı? CEVAP Besmele ile girmeli ve itikâfa niyet etmeli. Sual: Camiye girip oturduktan sonra, tehıyyet-ül-mescid kılınır mı? CEVAP Kılınır. Sual: Camide, Kur'an-ı kerim okunan tarafa dönmek efdal midir? CEVAP Evet. Kâbe’ye karşı dönmek de caizdir. Sual: Sabahın sünnetini evde kılıp camide, kaza namazı kılmak caiz mi? CEVAP Kazası varsa caizdir. Sual: Camide imam Kuran-ı kerim okuduktan sonra el-fatiha deyince fatiha okumak şart mı? CEVAP İmam el-fatiha deyince Fatiha okumak gerekmez. Okunmasında da mahzur yoktur. Sual: Bulunduğumuz mahalleye bir mescit yapıyoruz. Fakat arsanın durumuna göre helasını kıble tarafına yapmak gerekiyor. Bir mahzuru var mıdır? CEVAP Mescidin kıble tarafına hela yapmak mekruhtur. Ancak, mescidle hela arasında cami duvarına bitişik olmayan bir duvar varsa mekruh olmaz. (Hindiyye) Sual: Turistlerin camiye gusülsüz girmeleri günah değil midir? CEVAP İmansız turistler, Rabbimizin emir ve yasaklarına muhatap değildir. İmansızlık, bütün günahlardan büyüktür. Sevap günah müslümanlar içindir. Sual: Bir mescidin, bir caminin üstü de semaya kadar mescit hükmünde olduğuna göre, mescidlerin üstüne bina yapmak caiz olur mu? CEVAP Yapılmış bir caminin, bir mescidin üstüne bina yapmak caiz değildir. Nitekim ceddimizin yaptığı camilerin üstünde bina yoktur. Mescit yapılırken, üstüne imam lojmanı gibi bina yapılmasının caiz olduğu Redd-ül Muhtar'da yazılı ise de, caiz olan bir şeyi zaruret bulunmadıkça yapmamak iyi olur. Sual: İşyerimizin mescidinde imamlık yapıyorum. Cemaatin sıcaktan rahatsız olmaması için mescide klima koyduk. Klima ile cemaat oynayınca, arıza olabiliyor. (Görevlilerden başkası klimaya dokunmasın) diye bir yazı yazdık. Cemaatten biri, (Mescide Latin harfiyle yazı yazılmaz) diyerek yazıları söküp atıyor. Orada bulunan takvimi de alıyor. Bu şahsın yaptığı uygun mudur? CEVAP Yazdığınız yazıda mahzur yoktur. Faraza günah olsa bile, idarecilerden başkasının buna müdahale etmeye hakkı yoktur. Herkes, her suçu kendi eliyle düzeltmeye kalkarsa, anarşi çıkar. Hiç kimse, başkalarının işine karışmamalıdır! Camide yanlış bir iş yapılıyorsa, oranın idarecisi kimse, ona bildirilir. Sual: Beytullah ne demektir? CEVAP Kâbe’ye de, camiye de "Beytullah" denir. Allah’ın evi demektir. Allah’ın evinden maksat, Allahü teâlâya ibadet edilen yer demektir. Her fırsatta camiye gitmeye çalışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Camiler Allah’ın evidir.) [Hakim] (Allahü teâlânın en çok sevdiği yer, camilerdir.) [Hakim] (Camiye gelen Allah’ın misafiri olur. Allahü teâlâ da, misafirine elbette ikram eder.) [Taberani] Süslü camiler Sual: Camileri süslemek günah mıdır? CEVAP Camilerin kıbleden başka duvarını süslemek caiz ise de, bu parayı fakirlere vermek daha iyidir. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. Yan duvarların fazla süslü olması da mekruhtur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İnsanlar camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz.) [İbni Mace] (Bir zaman gelir ki Kur'anın merasimi ve Müslümanlığın da ismi kalır. Müslüman denilen kimseler Müslümanlıktan çok uzak olur. Camileri süslü, hidayet bakımından ise viran olur.) [Deylemi] İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: (Namazda huşu esastır. Buna mani olan her şeyden kaçınmalıdır. Mescidlerdeki nakış ve işlemeler, namaz kılanın gözüne dokunur, onu meşgul eder, huşuya mani olursa, namazın sevabı azalır. Bunun vebali o süsleri yaptıranlaradır. Arkadaşları İsa aleyhisselama dediler ki: - Şu mabed, ne kadar da güzel bir sanat eseridir, ne güzel tezyinatlı bir şekilde yapılmış. İsa aleyhisselam buyurdu ki: - Allahü teâlâ, bu mabedde taş üstüne taş koymaz, hepsini harap eder. Sizin hayran olduğunuz süslere Allahü teâlâ kıymet vermez. Resul-i ekrem efendimiz, Medine mescidini inşa ederken, Cebrail aleyhisselam gelip, (Nakışsız olarak yapın!) dedi.) [İhya] Mescid-i dırar nedir? Peygamber efendimiz zamanında münafıkların, fitne ve fesat yuvası ve silah deposu olarak kullandıkları ve Kubâ denilen yerde yaptırdıkları bir mescittir. Zındığın biri, (Allah camilerin yıkılmasını emrediyor, Peygamber de yıktırdı. Bugünkü camiler, mescidler geleneğe dayanan bir bid’attir) diyor. Bu çok cahilce bir iddiadır. Peygamber efendimizin Medine’ye hicretinden sonra, birçok kimsenin Müslüman olması, münafıkları iyice endişelendirmişti. Münafıkların başı olan Abdullah bin Ubey bin Selûl’ün dayısının oğlu olan Ebû Âmir, papazlığa özenir ve papaz elbisesi giyerdi. Peygamber efendimizi kıskanarak, kendisine uyanlarla birlikte Mekke’ye gitti ve müşriklere katıldı. Bedir, Uhud ve Hendek muharebelerinde Müslümanlara karşı savaştı. Mekke’nin fethinden sonra Şam’a kaçtı. Oradan Medine ve Kubâ’daki münafıklara haber gönderip, kendisine Kubâ’da bir mabet yapmalarını ve burasını silah deposu olarak kullanmalarını istedi. Kendisinin de Bizans ordusuyla yardıma geleceğini bildirdi. Münafıklar da Peygamber efendimizin hicreti esnasında Medine’ye gelirken Kubâ’da inşa ettirdikleri Kubâ Mescidi karşısında gösterişli bir mescit yaptırdılar. Buna mescid-i dırar denmiştir. Münafıklar, Müslümanları bölerek birbirine düşürmek istiyorlardı. Hatta Bizans askerleri Medine’ye gelince, mescide depo ettikleri silahlarla onlara yardım edeceklerdi. Peygamber efendimizin orada namaz kılmasını sağlamakla da, Mescid-i Dırâr’ın mukaddes bir yer olduğu intibaı hasıl olacaktı. Böylece Müslümanlar da namaz kılmaya koşacak ve münafıkların oyununa geleceklerdi. Dırar Mescidinin kurucularından beş münafık gelerek; “Yâ Resulallah, kış gecesinde ve yağmurlu zamanlarda hasta ve hacet sahibi olanların namaz kılmaları için bir mescit yaptık. Sel geldiği zaman vadi, Kubâ Mescidi cemaatı ile aramıza engel oluyor. Namazımızı kendi mescidimizde, sel çekilip gidince de onlarla birlikte kılacağız. Mescidimizde bize namaz kıldırmanı arzu ediyoruz” dediler. Peygamber efendimiz de; “Ben, şimdi sefere çıkıyorum. Seferden dönersek ve Allahü teâlâ da dilerse, orada size namaz kıldırırız” buyurdu. Peygamber efendimiz, Tebük’ten dönüp Medine’ye gelirken, Zi-Evân denilen yerde konakladı. Bu sırada Dırar Mescidini kuran münafıklar, gelip Peygamberimizi Dırar mescidine götürmek istediler. Allahü teâlâ, Tevbe suresi 107-110. âyet-i kerimelerini indirerek oraya gitmemesini bildirdi. Âyet-i kerimelerin kısaca meali şöyledir: (Müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescit kuranlar, “Bununla iyilikten başka bir şey istemedik, diye yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takva üzerine kurulan mescit (Kubâ Mescidi) içinde namaz kılman elbette doğru olanıdır.) Peygamber efendimiz bu âyetler indikten sonra, Mâlik bin Duhşüm ile Âsım bin Adiy’e, “Şu halkı zalim olan mescide gidiniz. Onu yıkınız, yakınız” buyurdu. Onlar da gidip, binayı ateşe verdiler. İlk camiler ve Allah’ın evleri Yeryüzünde yapılan ilk ibadet yeri, Mekke şehrinde bulunan Kâbe’dir. Buraya "Mescid-i Haram" da denir. Allahü teâlânın "Benim evim" buyurduğu Kâbe’ye "Beytullah = Allah’ın evi" denir. Bunun gibi, camilere de "Beytullah" denir. Böyle söylemek, camilerin çok şerefli olduğunu bildirmek içindir. Kâbe, Hazret-i Âdem tarafından yapılmıştı. Nuh aleyhisselam tufanında yıkıldı. Bugünkü Kâbe’yi İbrahim aleyhisselam ile oğlu Hazret-i İsmail yapmıştır. Müslümanların önemli mabedi olan "Mescid-i Aksâ"; Hazret-i Süleyman zamanında, M.Ö. 965-926 yıllarında onun tarafından Finikeli mimarlara yaptırılmıştır. Fakat Kudüs’ü zapteden Buhtunnasar tarafından yaktırıldı. Binanın arsası Kudüs Müslümanlarının eline geçince, "Mescid-i Aksâ" denilen cami tekrar yapıldı. Müslümanlar için değeri çok yüksek olan camilerden biri de, Medine’deki "Mescid-i Nebi"dir. Medine’nin en büyük camisidir. Resulullah efendimiz, Medine’ye hicret ettiği zaman, devesinin ilk çöktüğü yerde inşa edilmiştir. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’den ödünç aldığı 10 altın ile bu mescit tamam oldu. Medine’de iken, Peygamberimiz vefat edinceye kadar, bütün namazlarını hep bu camide cemaatle kıldı. Peygamber efendimiz, Medine’ye hicret ederken, önce Kubâ köyüne uğradı. Burada Kubâ Mescidi denilen camiyi yaptırdı. İlk Cuma namazının kılındığı cami, Ranuna Vâdisindeki "Mescid-i Cuma"dır. Mescid-i Fadih, Mescid-i beni Kureyzâ, Mescid-i Ümm-i İbrâhim, Mescid-i Beni Zafer, Mescid-ül-İcâbe, Mescid-ül-Fetih, Mescid-ül-Kıbleteyn, Mescid-i Zühâbe, Mescid-i Cebel-i Ayniyye, Mescid-ül-Baki ilk camilerden bazılarıdır. Mescid-i Dırâr, Kubâ köyünde bulunan münafıkların ileri gelenleri tarafından, kötü maksatla yaptırılan toplantı yeridir. Resulullah efendimiz bunu yıktırmıştır. Camiler Allah’ın evleridir. Allahü teâlâ; cami yapmayı, tamir etmeyi emretmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kâfirliklerini itiraf eden müşriklerin, Allah'ın mescidlerini imar etme yetkileri yoktur. Allah’ın mescidlerini sadece, Allah’a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah’tan korkanlar imar eder.) [Tevbe 17-18] (Allah'ın mescidlerinde, Allah'ın adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır?) [Bekara 114] (Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin.) [Araf 31] (Mescidler elbette Allah’ındır.) [Cin 18] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Mümin öldükten sonra, 7 amelinin sevabı kabrinde de kendisine yazılır. Bunlardan biri de cami yaptırmaktır.) [Ebu Davud) (Allah rızası için bir cami yapana, Allahü teâlâ da Cennette bir ev yapar.) [Buhari] Mihrab ne demektir? Sual: Birçok camilerde Mihrabın üstünde, Al-i İmran suresinin 37.âyeti yazılıdır. Buradaki mihrab ne demektir? CEVAP Mihrab, müstakil bir ev, mescit veya mescit içinde müstakil bir oda diye tarif edilmiştir. Arabide, meclisin en kıymetli yerine ve ön tarafına da mihrab denir. Mihrab, harb kökünden gelir. Çünkü burada şeytanla harb yapılır. (Kadı Beydavi) Hazret-i Meryem’in validesi Hanne ihtiyarlamıştı. Bir ağaç gölgesinde otururken, bir kuşun, yavrusuna bir şeyler yedirdiğini gördü, kendisinde de annelik hevesi uyandı. (Ya Rabbi, eğer bana bir çocuk ihsan edersen, nezrim olsun onu Beyt-ül-mukaddese hizmetçi olarak vereceğim) dedi. Bu duası kabul olduktan sonra kocası İmran bin Masan vefat etti, daha sonra da Hazret-i Meryem’i doğurdu. Hanne, Hazret-i Meryem’i bir hırkaya sararak Mescid-i Aksaya götürdü. Oradaki din âlimleri olan 29 zatın yanına bıraktı. (Bu bir adaktır, kabul ediniz) dedi. Herbiri, onu alıp himaye etmek istedi. Bu yüzden aralarında ihtilaf çıktı. Zekeriyya aleyhisselam, o zatların reisi ve Hazret-i Meryem’in teyzesinin kocası idi. Bu sebeple Hazret-i Meryem’i kendi alıp himaye etmek istedi. Diğer zatlar ise, (Meryem’e anası herkesten daha yakın iken, onu kendi yanında bırakmıyor, artık senin yanında bırakılması uygun olur mu? En iyisi kur’a çekelim kime çıkarsa, o alıp baksın) dediler. Irmağa gittiler, kalemlerini suya attılar. Hangisinin kalemi sabit kalıp suyun yüzüne çıkarsa, Hazret-i Meryem’e o bakacaktı. Bunlardan yalnız Hazret-i Zekeriyya’nın kalemi su üzerine çıkıp kaldı. Hazret-i Meryem’i, Zekeriyya aleyhisselam alıp, teyzesinin yanına götürdü. Hazret-i Meryem, genç bir kız olunca, onun için Mescid-i Aksa’da merdivenle çıkılan, yüksek bir çardak yaptırdı. Bu çardağa mihrab deniyordu. Sonra Hazret-i Meryem’i buraya bıraktı, onun yiyecek ve içeceğini yalnız kendisi götürür, ona verirdi. Başkaları onun yanına giremezdi. Bu esnada, Hazret-i Meryem’e Allahü teâlâ, çeşit çeşit nimetler; yaz mevsiminde kış meyvesi, kış mevsiminde de yaz meyvesi ihsan etti. Hazret-i Zekeriyya, (Ya Meryem! Bu nimetler sana nereden geliyor) diye sual etti. Hazret-i Meryem’in cevabı âyet-i kerimede şöyle bildirilmektedir: (Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mihraba her girişinde orada bir rızık bulur, "Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?" der; o da, "Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir" dedi.) [Al-i İmran 37] Camide yer ayırmak Sual: Camide safta boş yer görünce gidip oraya oturdum. Bir arkadaş geldi, burası benim yerim, dedi. Ben az önce okuduğum Mushafı kitaplığa koymak için kalkmıştım dedi. Ben de camide yer mi yok, birkaç başka yere otursan, ne fark eder dedim. Tartışmayı büyütünce kalkmak zorunda kaldım. Ne yapmak uygundu? CEVAP Camide kendine muayyen yer ayırmak mekruhtur. Fakat, dışarı çıkarken, kimse oturmasın diye, yerine ceketini bırakırsa, gelince oraya tekrar oturabilir. (S. Ebediyye) Camide böyle şeyler konuşmak uygun olmaz. O arkadaş, ceketini veya başka şey bırakmadığı için oturmanız normal. Kalk burası benim demek hoş olmadığı gibi, sizin de ısrar etmeniz hoş olmamış. Böyle işlerde hep fedakârlık bizden olmalı. Haklı da olsak, hak benim dememeli, peki demeli hemen yeri teslim etmeli. Sesi yükseltmeden konuşmalı, iki taraftan biri yaşlı ise, yaşlı olana da saygılı davranmalı. Sual: Camide konuşmak, şakalaşıp, gülüşmek caiz midir? CEVAP Zaruretsiz konuşmamalı ve gülmemelidir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Camide gülmek, kabirde karanlığa maruz kalmaya sebeptir.) [Deylemi] (Ahir zamanda camide dünya kelamı konuşanlarla beraber olmayın! Allahü teâlânın böyle kimselerle işi yoktur.) [İbni Hibban] (Hayvanların otu yediği gibi, camide konuşmak da sevapları yer, yok eder.) [İ.Gazali] (Mescitte dünya kelamı söyleyenin ağzından kötü bir koku çıkar. Melekler, “Ya Rabbi, bu koku bizi rahatsız ediyor” derler. Hak teâlâ da buyurur ki: “İzzim celalim hakkı için, onlara büyük bela veririm.”) [Ey Oğul İlm.] Farz ile sünnet ve sünnet ile farz arasında da konuşuluyor. Bu konuşma, sünnetin sevabını yok eder. Zaruretsiz konuşmamalıdır. Camiye girerken Sual: Camiye girerken, dua edilir mi? Oradakilere selam verilir mi? CEVAP Eğer Camide Kur’an okunmuyorsa oradakilere selam verilir. Caminin kapısından içeri girerken dua etmeli, mesela (Ya Rabbi, bana fazlınla rahmet kapısını aç) demelidir. Evimize girerken de aynı şekilde dua etmelidir. Bir hadis-i şerif meali: (Mescide giren, Peygamberinize [Esselamü aleyküm ya Resulallah diyerek] selam versin! Sonra, “Ya Rabbi, bana rahmet kapılarını aç” diye dua etsin.) [Müslim, Ebu Davud, Nesai] (Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de, giriş kapısı olan kalbler, herkeste açık değildir. Bunun açılması için dua etmeliyiz!) Camiden çıkarken de aynı şekilde, (Ya Rabbi, bana fazlınla rahmet kapısını aç) diye dua etmelidir. Camide konuşmak Sual: Camilerde dünya kelâmı konuşmak sevablarımızı azalttığına göre, camide ihtiyâç halinde konuşmak, (Soğuk geliyor, pencereyi kapatın, ön saftaki boş yerleri doldurun, balkonda yer var, oraya çıkın) gibi sözler dünya kelâmı sayılır mı? CEVAP Camiye girerken itikâfa niyet edilirse, konuşmak zarar vermez. İhtiyaç halinde yukarıdaki sözleri konuşmakta mahzur yoktur. İtikâf edene, hep ibâdet etmiş, namaz kılmış gibi sevab yazılır. İtikâf demek, bir müddet camiye girip orada kalıp ibadete niyet etmek demektir. Sual: Mescid olarak da kullanılan odaya, abdestsiz girmek caiz midir? CEVAP Hayır, abdestsiz girip oturulmaz, fakat ihtiyaç olunca bir şey almak için girilip çıkılabilir. Haram parayla cami Sual: Avrupa’da uygunsuz yerlerden toplanan haram parayla yaptırılan camide namaz kılınır mı? CEVAP Haram parayla cami yaptırmak, kirli elbiseyi idrarla yıkamaya benzer, daha çok pislenir. Böyle camide namaz kılınmaz. Elde haram para varsa, bir miktar helâl para karıştırmalı. Haramla helâl karışınca, mülk olur. Her ne kadar tayyib [temiz] olmasa da, kullanmak caiz olur. Böyle, helal haram karışık paralarla yapılan camide, namaz kılmak caiz olur. (Hadika) Sual: Cami de, kilise ve havra da Allah’ın evidir denebilir mi? CEVAP Kiliseler ve havralar Allah’ın değil, şeytanın evidir. Allahü teâlâya, Onun istediği gibi ibadet edilen yere Allah’ın evi denir. Mesela Kâbe’ye Beytullah, yani Allah’ın evi denir. Hadis-i şerifte, (Camiler, Allah’ın evidir) buyuruldu. (Hâkim) Kilisede namaz kılınmaz ve Kur’an-ı kerim okunmaz; çünkü kilisede, şeytanlar toplanır. Kilise putlardan temizlenirse, namaz kılmak mekruh olmaz. (Redd-ül-muhtar) Camide kermes Sual: Caminin içinde kermes düzenlemek caiz midir? CEVAP Hayır, caiz değildir. Caminin içinde alışveriş yapmak, mekruhtur. (Redd-ül-muhtar) Bir hadis-i şerifte, (Mescidlerde alışveriş yapmayın) buyuruldu. (Tirmizî, Nesaî, Ebu Davud) Camide telefonu kapatmak Sual: Bir caminin kapısına, (Camide cep telefonlarını kapatın) anlamında, (Hak’la irtibata geçince, halkla irtibatı kesin) diye levha asılmış. Uygun mudur? CEVAP İnsan dışarıdayken de, yani halkın içindeyken de Hak’la beraber olabilir. Aksine camideyken de halkla, dünya ile meşgul olabilir. Telefonunu kapatsa da yine halkla beraber olabilir. Bu bakımdan, (Camiye girerken telefonları kapatalım) demek daha uygun olurdu. Camiye abdestsiz girmek Sual: Unuttuğu bir eşyasını almak için, camiye abdestsiz girmek caiz olur mu? CEVAP İhtiyaç olunca, o kadar zaman için abdestsiz girmek caiz olur, mekruh olmaz. Kıble duvarında levha Sual: Caminin veya evdeki namaz kılınan odanın kıble duvarına, içinde canlı resmi olmayan tablolar, Besmele veya âyet yazılı levhalar asmak caiz midir? Bir de, yere işlemeli seccadeler seriliyor, Bunlar zihni meşgul ettiği için mekruh olmuyor mu? CEVAP Zihni meşgul eden şeyler mekruh olur. Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olmaları mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar) Resimli, nakışlı seccadeler zihni meşgul ediyorsa kullanmamalıdır. (S. Ebediyye) Kıble duvarını sade yapmalı, hiçbir şey asmamalı ve yazı yazmamalıdır. Mahya kurmak Sual: Camilerde iki minare arasına mahya kurmak caiz midir? CEVAP Hayır. Çifte minareli camilere mahya kurulması, sultan üçüncü Ahmed han devrinde sadrazamlık yapmış olan Damat İbrahim Paşa’nın 1719’de ihdas eylediği bid’attir. (Mirat-ül-Haremeyn s.802) Minarede ışık yakmak Sual: Vaktin girdiğini belirtmek için minarede ışık yakmak caiz midir? CEVAP Caiz değildir. Minarelerde ışık yakmak Mecusilere benzemek olur, bid’attir. (Tahtavi) Camide fazla ışık yakmak Sual: Özellikle mübarek gecelerde, camilerde çok ışık yakıyorlar. Bu israfa girmiyor mu? CEVAP Mübarek gecelerde, camilerde fazla ışık yakmak bid’attir. (Eşbah, Ukud-üd-dürriyye) Önce camiye gitmek Sual: (Herhangi bir şehre gidince önce camiye gitmeli) deniyor. Bunun hikmeti nedir? CEVAP Önce Allahü teâlânın evini ziyaret etmek, onun misafiri olmak önemlidir. İki hadis-i şerif meali: (Camiler Allah’ın evleridir ve müminler de Onun ziyaretçileridir. Ziyaretçisine ikram etmesi, ziyaret edilen üzerine haktır.) [Hâkim] (Güzel abdest alıp camiye giren misafirine Allahü teâlâ mutlaka ikram eder.) [Beyheki] Hadis-i şerifte bildirilen hususların doğruluğundan şüphe etmemeli. Birçok kimseden bir memlekete gidince önce camiye giden Müslümanın işinin rast gittiğini işittik. Şahsen biz de, önce camiye gidince, işimizin rast gittiğini çok gördük. Bu ziyaret işini îtiyat [alışkanlık] hâline getirmeli. Mekruh vakit değilse, iki rekât tehıyyet-ül-mescid namazı kılmalı. Cünübün mescide girmesi Sual: Âcilen bir şey almak zorunda kalan cünüp, mescide girip o şeyi alıp çıksa, caiz olur mu? CEVAP Mescide teyemmüm ederek girip, o eşyayı alıp hemen çıkar. (S. Ebediyye) Başkasını rahatsız etmek Sual: Camide, öndeki boş yerlere geçmekte mahzur olur mu? CEVAP Kimseye çarpmadan, sıkıntı vermeden geçilebilirse mahzuru olmaz. Geçerken ister istemez insanlar rahatsız olur. Başkalarını rahatsız etmek günahtır. Geç kalanın, başkalarını rahatsız etme ihtimali olduğu için, ön saflara geçmemesi daha uygun olur. Camileri imar etmek Sual: Kur'an-ı kerimde, camileri imar etmenin öneminden bahsediliyor. İmar ne demektir? CEVAP Önce o âyet-i kerimenin mealini yazalım: (Allah'ın mescitlerini ancak, Allah'a ve âhiret gününe inanan, namazı doğru kılan, zekâtını veren ve Allah'tan korkan kimseler imar eder.) [Sadece böyle inanan kimselerin yaptıkları işler, Allah katında doğru ve makbul olur.] (Tevbe 18) Âyet-i kerimede geçen imar, yeni mescitler yapmak, mevcut mescitleri restore etmek, dışarıdan gelebilecek zararlardan korumak, kullanışlı hâle getirmek, hasır, halı gibi şeyler sermek, ışıklandırılmasını yapmak, kış ve yaz rahatça ibadet edilecek hâle getirmek, mescitlerde devamlı namaz kılmak, Kur'an okumak, vaaz etmek, ilim öğrenmek ve öğretmek gibi işler yapmaktır. (Beydavî) Âyet-i kerimede bildirilen vasfa haiz müminlerden başkasının, mescit yaptırmasının ve diğer bütün iyi işlerinin hiç kıymeti yoktur. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Kâfirlerin cami yapmaları ve diğer bütün [iyi] işleri, boşa gidecektir.) [Tevbe 17] Camide oyun oynatmak Sual: Bazı camilerde tenis oynatıldığı gibi Karagöz ve Hacivat oyunu da gösterilmiş, çeşitli resimler de konmuştur. Maksat ne olabilir? CEVAP İyi niyetle de yapılsa hiç uygun değildir. İki hadis-i şerif: (Cebrail aleyhisselam, “Biz, köpek ve resim olan yere girmeyiz” dedi.) [Buhari, Taberani] (Resim, cünüp ve köpek olan yere melek girmez.) [Ebu Davud, Nesaî] Camide dünya kelâmı konuşmak bile caiz değildir. Dünya kelâmı konuşmak, gülmek, şakalaşmak sevapları yok eder. Nerde kaldı ki, tenis veya başka oyunlar oynansın! İki hadis-i şerif: (Mescitte dünya kelamı söyleyenin ağzından kötü bir koku çıkar. Melekler, “Ya Rabbi, bu kulun mescitte söylediği kelamdan dolayı, ağzından çıkan fena koku bizleri rahatsız ediyor” derler. Hak teâlâ da buyurur ki: “İzzim celalim hakkı için, onlara büyük bela veririm.”) [Ey Oğul İlm.] (Âhir zamanda bazı kimseler, mescidlerde dünyadan konuşacaklar, dünya kelamı söyleyecekler. Onlarla beraber olmayın! Allahü teâlânın böyle kimselerle işi yoktur.) [İbni Hibban] Camiyi yol haline getirip, her zaman oradan geçmek, camide bir şey yemek, uyumak da mekruhtur. Alışveriş yapmak da mekruhtur. (Redd-ül-muhtar) Alışveriş yapmak, içinden geçmeyi âdet hâline getirmek, dünya kelamı konuşmak bile caiz olmayınca, tenis ve başka oyunları oynamak hiç caiz olur mu? Cami oyun eğlence yeri değildir. Çocukları alıştırmak için mubah olan şeyler yaptırılabilirse de, bunları başka yerde yapmalıdır. Sual: Bir caminin veya mescidin, küçük veya büyük olmasındaki ölçü nedir, neye göre küçük veya büyük denmektedir? Cevap: Bir caminin veya mescidin, kıble duvarı ile arka dıuvarı arası yirmi metreden az ise, bu mescide, küçük mescid denir. Camiye, eve, sağ ayakla girmeli Sual: Camiye, eve, tuvalete girerken ve buralardan çıkarken de, dinimizin bildirdiği belli bir ölçü var mıdır yoksa herkes istediği gibi girip çıkabilir mi? Cevap: Camiye sağ ayak ile girilir ve camiden çıkarken de, önce sol ayak ile çıkılır. Uyûn-ül-besâirde; “Camiye girerken, girmeden evvel, önce sol, sonra sağ ayakkabı çıkarılır. Bundan sonra, önce sağ ayakla camiye girilir. Önce sol ayakla çıktıktan sonra veya çıkmadan evvel, önce sağ ayakkabı giyilir” deniyor Hadîkada da deniyor ki: “İmâm-ı Nevevî Müslim şerhinde buyuruyor ki, mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehabdır. Ayakkabı, gömlek giyerken, baş tıraş ederken ve tararken, bıyık kırkarken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide, Müslümanın evine ve odasına girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı, çorap, elbise çıkarırken, camiden ve Müslümanın evinden, odasından çıkarken, helaya girerken, sümkürürken, taharetlenirken soldan başlamak müstehabdır. Bunları tersine yapmak, tenzihi mekruh olur. Çünkü şekilde olan sünneti terk etmek olur.” Sarımsak yiyenin camiye gitmesi Sual: Soğan, sarımsak gibi koku yapan şeyleri yiyerek camiye veya toplum içine gitmenin dinen bir mahzuru var mıdır? Cevap: Hadîs-i şerifte; (Soğan, sarımsak yiyen, mescidimize gelmesin!) buyuruldu. Çünkü, melekler pis kokudan incinir. Pırasa gibi pis kokulu şeyleri yiyenler ve cüzzam, baras hastaları, yarası kokanlar, üzeri balık, et kokanlar da böyledir. Bunlar mescide sokulmaz. Mescide giderken çiğ soğan, sarımsak yemek, tenzihen mekruhtur. Pişmiş yemek mekruh değildir. İlaç olarak yemek caizdir. Sual: Camilerde, beş vakit namazın ardından müsafeha etmenin, tokalaşmanın dinimiz açısından bir mahzuru olur mu? Cevap: Bu konuda İbni Âbidînde buyuruluyor ki: “Camide her namazdan sonra birbiri ile müsafeha etmek bidattir. Bayram günleri, camilerde müsafeha ederek bayramlaşmak ve namazlardan sonra, âdet etmeden, ara sıra müsafeha etmek caizdir.” Mabet, ibadet için, toplanılan yerdir Sual: Mabet ne demektir, buralarda ne yapılır, mabetlerin maksadı, gayesi nedir? Cevap: İbadet yapmak için, toplanılan yerlere Mabet veya İbadethane denir. Yahudilerin mabetlerine Sinagog ve Havra denir. Hıristiyanların mabedine Kilise denir. Müslümanların mabedine Mescid ve Cami denir. Mabetlerde ibadet yapılması ve dinlerin emirleri, yasakları, öğretilir. Şimdi mabetlerde konuşan vazifeliler iki şey üzerinde durmaktadırlar: 1- Parlak, yaldızlı sözlerle, acıklı hikâyelerle, nağmeli hazin okumalarla, hatta çalgı ve hoparlörlerle, dinleyicileri rikkate, heyecana getirmek, kalpleri alarak, onların teslim olmalarını, bir gayeye sürüklenmelerini sağlamak. 2- Dinin emirlerini, yasaklarını öğretmek ve bunlara uyulmasını sağlamak. Bugün Hristiyanların kiliselerinde ve Yahudilerin havralarında, kalplerin, ruhların değil de, yalnız nefislerin, düşüncelerin birleştirilmesine çalışılmaktadır. Dinî vecibeler olarak da, eski din adamlarının koydukları ve her zaman, her yerde başka olan şeyler öğretilmektedir. Bunun için, kiliseler, havralar, bir mabet değil, bir politika, bir konferans yeri olup, insanları uyuşturarak, liderlerin, şeflerin arzu ve düşüncelerine sürüklemektedirler. Müslüman görünen bazı kimselerin de, mescid ve camileri, havra ve kiliseye çevirme peşinde oldukları görülmektedir. Cami içinde yasak edilenler Sual: Cami içinde konuşmak, alışveriş yapmak, çocuklar için oyun yerleri yapmak, caminin içinden geçmek dinimizce uygun mudur? Cevap: Konu ile alakalı olarak İbni Âbidînde buyruluyor ki: “Camiden bazen geçmek caizdir. Yol hâline getirmek mekruhtur. Özür olursa, mekruh olmaz. Camilere necaset sokmak mekruhtur. Üzerinde necaset bulunan kimse, camiye giremez. Fetâvâ-i fıkhiyyede diyor ki: “Mescitte necaset gören kimsenin, bunu hemen temizlemesi lazımdır. Temizlemeyi özürsüz geciktirirse, günah olur. Namaz kılanın üzerinde, secde yerinde necaset görenin, bunu ona bildirmesi lazımdır. Bunu haber vermek ve namazı geçecek olanı uyandırmak vacip değil, sünnettir.” Camide pazar kurmak, yüksek sesle konuşmak, nutuk söylemek, kavga etmek, silah çekmek, ceza vermek tahrimen mekruhtur. Müminin hiciv, aşk, ahlaksızlık gibi haram şeyler bulunan şiiri okuması tahrimen mekruhtur. Camilerde ilahi ve mevlidleri namaz kılanlara mâni olmamak şartı ile, ara sıra okumak caizdir. Her zaman okuyup, âdet hâline getirmek caiz değildir. Camide bir şey yemek, uyumak mekruhtur. Misafir olan müstesnadır. Misafir, camiye girerken itikâfa niyet etmeli, önce tehıyyet-ül-mescid olarak, namaz kılmalıdır. Sonra, yiyebilir ve dünya kelamı konuşabilir. İtikâf eden de yiyebilir, yatabilir. İtikâf sünnet-i müekkededir. İtikâfı terk etmek, beş vakit namazın sünnetlerini özürsüz kılmamak gibi olduğu Berîka da yazılıdır. Camide soğan, sarımsak gibi fena kokulu şeyleri yiyene, sigara içene mâni olmalıdır. Kasapları, balıkçıları, ciğercileri, yağcıları, üzerleri pis ise ve pis kokarsa ve üzeri pis kokanları ve cemaati dili ile incitenleri, camiden çıkarmalıdır. İlaç olarak kokulu şey özür ile veya unutarak yiyen, cemaate gelmez, mazur olur. Pis koku insanlara ve meleklere eziyet verir. Camide, alışveriş olan her akit, sözleşme mekruhtur. Nikah yapmak ise müstehabdır. İbadet etmeyip, camide dünya kelamı ile meşgul olmak tahrimen mekruhtur. Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi, camide dünya kelamı konuşmak da, insanın sevaplarını giderir. İbadetten sonra, mübah olan şeyleri, hafif sesle konuşmak caizdir. İslâmiyetin beğenmediği şeyleri konuşmak, her zaman caiz değildir. Cami içinde tütün içmek, soğan, sarımsak yemek haramdır.” Sual: Camide namaz kılmayıp sadece tesbih çekenleri, Kur’ân okuyanları, namaz kılmak için camiye gelenler, camiden çıkarabilirler mi? Cevap: Namaz kılanlar sıkışıyorsa, kılmayanları kaldırabilirler. Mahalle mescidi dar geliyor ise, o mahalleden olmayanları, dışarı çıkarabilirler. Sual: Büyük camilerin bazılarında, bir tarafta Kur’ân-ı kerim okunuyor, diğer tarafta vaaz veriliyor. Böyle durumlarda neyi tercih etmelidir? Cevap: Caminin bir tarafında Kur’ân-ı kerim okunsa, bir tarafta da ehl-i sünnet olan salih bir kimse vaaz verse, vaaz dinlemek efdaldir. Hele hafız fasık ise, teganni ile okuyorsa, dinlemek caiz değildir. Cami, kubbesi, minaresi olan bina demek değildir. İçinde, her gün beş kere, cemaat ile namaz kılınan bina demektir. Namazdan evvel veya sonra, bu cemaate vaaz vermek de caizdir. Vaaz, ehl-i sünnet itikadında olan bir zatın, ehl-i sünnet âlimlerinden birisinin bir kitabına bakarak okuduğu veya ezberden söylediği bir sözünü açıklaması demektir. Mezhepsizlerin, İngiliz casuslarının ve misyonerlerin konuşmalarına vaaz denmez, nutuk ve konferans vermek denir. Camilerde nutuk ve konferans vermek ve bunları dinlemek caiz değildir. Ehl-i sünnet âlimlerinin her sözü, Kur’ân-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin tefsirleri, izahlarıdır. Sual: Camilerde zorla para isteyen dilencilere para verilir mi? Cevap: Camide, sarkıntılık eden dilenciye sadaka vermek haramdır. Camide kendine yer ayırmak Sual: Bir kimse, kendi mahallesindeki camide, namaz kılmak için belli bir yeri, kendisi için ayırabilir mi? Cevap: Camide namaz kılmak için kendine muayyen, belli bir yer ayırmak mekruhtur. Fakat, dışarı çıkarken, kimse oturmasın diye, yerine ceketini bırakırsa, gelince oraya tekrar oturabilir. Umumi yerlerde, Mina’da, Arafat’ta, vapurda, otobüslerde de böyledir. Yani oturmayı âdet ettiği yere başkası oturmuş ise, kaldıramaz. Kendine, ihtiyacından fazla yer ayırırsa, fazlasını başkası alabilir. Bu yerin fazlasını, iki kişi isterse, hangisine verirse, o oturur. İkisi de istemeden, bu fazla yere biri oturursa, bundan alıp ikincisine veremez. Fakat, burayı, onun emri ile, onun için ayırdım, kendim için ayırmadım diye yemin ederse, kaldırabilir. Satıcıların pazar yerinde yerleştikleri yer de böyle olup, önce geleni sonra gelen yerinden kaldıramaz. Bütün bu umumi yerlerde, ilk oturan, herkese zararlı olmuş ise, kaldırılabilir. Sual: Cami içine giren kuşları kovmanın, çıkarmanın veya öldürmenin dinen bir mahzuru var mıdır? Cevap: Camilerdeki yarasa ve güvercinleri kovmak ve yuvalarını dışarı atmak caizdir. Çünkü, camileri kirletirler. Camilerin temiz olması için bunlar çıkarılır. Fetâvâ-i kâri-ül-Hidâyede ve Cevâhir-ül-fetâvâda deniyor ki: “Camileri kirleten kuşları çıkarmak mümkün olmazsa, öldürmek caizdir. Eziyet veren hayvanlar her yerde öldürülebilir.” Cami dışındaki kuş yuvalarını bozmak, caiz değildir. Sual: Cami içinde bir şeyler yemenin, içmenin veya yatıp uyumanın mahzuru var mıdır? Cevap: Cami içinde bir şey yemek, içmek, uyumak mekruhtur. Misafir olan müstesnadır. Misafir, camiye girerken İtikâfa niyet etmeli, önce tehıyyet-ül-mescid olarak, namaz kılmalıdır. Sonra, yiyebilir ve dünya kelâmı konuşabilir. İtikâf eden yiyebilir, yatabilir. İtikâf sünnet-i müekkededir. İtikâfı terk etmek, beş vakit namazın sünnetlerini özürsüz kılmamak gibi olduğu Berîkada yazılıdır. Sual: Camilerin iç duvarlarını çeşitli şekillerle süslemenin dinen bir mahzuru olur mu? Cevap: Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizdir. Fakat, bu parayı fakirlere harcetmek efdaldir. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. Yan duvarların fazla süslü olması da mekruh olur. Sual: Cami içinde, alışveriş veya başka şeyler için sözleşme, akit yapmanın bir mahzuru olur mu? Cevap: Cami içinde, alışveriş olan her akit, sözleşme mekruhtur. Ancak nikâh akdi yapmak ise müstehabtır. Sual: Sarımsak, soğan ve pis kokulu şeyleri yiyip, içenleri, camiye geldiklerinde ikaz etmek, bunlara müdahale etmek gerekir mi? Cevap: Camide soğan, sarımsak gibi fena kokulu şeyleri yiyene, sigara içene mani olmalıdır. Kasapları, balıkçıları, ciğercileri, yağcıları, üzerleri pis ise ve pis kokarsa ve üzeri pis kokanları ve cemaati dili ile incitenleri, camiden çıkarmalıdır. Sual: Cami içinde, lüzumlu, lüzumsuz şeyleri konuşmak günah olur mu? Cevap: İbadet etmeyip, camide dünya kelamı ile meşgul olmak tahrimen mekruhtur. Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi, camide dünya kelamı konuşmak da, insanın sevaplarını giderir. İbadetten sonra, mubah olan şeyleri, hafif sesle konuşmak caizdir. İslâmiyetin beğenmediği şeyleri konuşmak, her zaman caiz değildir. Sual: Cami içinde dilenmenin ve kaybolan bir şeyin bulunması için camide bir şeyler okumanın, araştırma yapmanın hükmü nedir? Cevap: Camilerde, sarkıntılık ederek dilenmek haramdır. Kaybolan şeyleri, camide araştırmak ise mekruhtur. Sual: Bazı camilerde, çocuklara yüksek sesle Kur’ân okutuyorlar ve o anda orada namaz kılanlar da şaşırıyorlar. Bunlara müdahale etmek gerekmez mi? Cevap: Bu konuda İbni Hacer-i Mekkî hazretleri, Fetâvâ-yı kübrâ kitabında buyuruyor ki: “Camide Kur’ân-ı kerim okumak büyük kurbettir. Yüksek sesle okuyup, namaz kılanları şaşırtan çocukları susturmak lazımdır. Hocaları susturmazsa, yetkililer çocukları da, hocalarını da camiden çıkarmalıdır.” Camilerde değişiklik yapmak Sual: Bazı camilere sandalyenin yanı sıra masa bile koyanlar olmuştur. Camilere böyle masa, sandalye koymak, dinimiz açısından uygun mudur? Cevap: Gayr-i müslimler, Müslümanları Hristiyan yapmaya, camileri kiliseye çevirmeye uğraşıyorlar. Bu işi sinsice yapabilmek için, Müslüman görünüyorlar. Camilere ileride masa sokabilmek için, secde yerlerini biraz yükseltmekle işe başlıyorlar. "Basılan yere baş konulmaz, hastalık olur" diyorlar. Secde yerlerini uzun yıllarda "yükselte yükselte, masaya yol açarız" diyorlar. Camilere müzik, org sokabilmek için, önce hoparlörden, teypten başlıyor, ibadetlerin çalgı aletleri ile yapılmasına, yavaş yavaş alıştırmak istiyorlar. Yapılması günah olmayan, mubah bir şeyin ibadet sanılması korkusu olursa, bu mubah şeyi yapmak haram olur, büyük günah işlemek olur. Bunun için, Müslümanların çok uyanık olması, ibadetleri Eshâb-ı kiram gibi, dedeleri gibi yapmaya titizlikle ehemmiyet vermeleri lazımdır. Hoparlör, teyp ve benzerleri ile ibadet etmek, iyi ve faydalı görülse bile, bidat olduğu için ve ibadetleri değiştirmeye yol açacağı için, camilere sokulmamalı, İslâm düşmanlarının planlarına, tuzaklarına kapılmamaya dikkat etmelidir. Bekara sûresi 216. âyetinde mealen; (Beğendiğiniz, sevdiğiniz çok şey vardır ki, sizin için zararlıdır!) buyuruldu. İbadetlerde yapılacak ufak bir değişiklik, çok faydalı görünse de, bunu yapmaktan kaçınmalıdır. Radyo ile, hoparlör ile okunan ezan kabul olmaz. İmamın ve müezzinin kendi seslerini işitmeyip, radyo, hoparlör sesleri ile hareket eden cemaatin namazları sahih olmaz. Sual: Necaset bulaştıracak çocukları camiye götürmek uygun olur mu? Cevap: Bu konuda İbni Âbidînde buyuruluyor ki: “Necaset bulaştıracak olan deliyi ve küçük çocukları camiye sokmak haramdır. Necaset tehlikesi olmazsa, mekruhtur.” Sual: Camide yüksek sesle konuşmanın, alışveriş yapmanın, kan aldırmanın, dinimizce hükmü nedir? Cevap: Camide alışveriş etmek, yüksek sesle konuşmak, kan aldırmak mekruhtur. Fakat bunlar, cami dışında mekruh değildir. Hatta dışarıda alışveriş ibadettir. Kan aldırmak da, mekruh değil, sünnettir. Sual: Cami veya mescitlerde, oturup, sohbet etmek, dünya kelamı söylemek, konuşmak, dinimizce yasak mı edilmiştir? Cevap: Bu konuda Süleymân bin Cezâ hazretleri, Eyyühel Veled kitabında buyuruyor ki: “Camiye girince, dünya kelamı söyleme! Resûlullah efendimiz buyurdular ki: (Camide dünya kelamı söyleyen kimsenin ağzından fena, kötü bir koku çıkar. Melekler derler ki, ya Rabbi, bu kulun camide dünya kelamı söylemesinden dolayı, ağzından çıkan koku bizleri rahatsız ediyor. Hak teâlâ buyurur ki: İzzim, celâlim hakkı için, onlara yakında büyük bir bela veririm.)” Camiye veya mescide girince önce Tehıyyetül mescid denilen iki rekat namaz kılıp veya başka ibadet edip, sonra dünya kelamı konuşmak caizdir. Sual: Camilerin temizlenmesine yardım etmek de sevap mıdır? Cevap: Bu konuda Eyyühel-veled kitabında deniyor ki: “Cami temizliğine elinden geldiği kadar yardım et! Çok büyük sevap sahibi olursun. Resûl aleyhisselâm buyurdu ki: (Bir ümmetim cami temizlese, benimle beraber dörtyüz gazâ, dörtyüz kere hac etmiş, benimle dörtyüz rekat namaz kılmış, dörtyüz kere oruç tutmuş ve dörtyüz kul âzâd etmiş gibi, Hak teâlâ o kula sevap ihsan eder.)&rdquo

  • Namaz kılmamanın zararı
    on 10/09/2019 at 21:00

    Sual: Namaz kılmak büyük bir ibadet olduğu için terk edilmesi de çok büyük günah değil midir? CEVAP Elbette çok büyük günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kasten [mazeretsiz] namaz kılmayanın diğer amellerini Allahü teâlâ kabul etmez. Tevbe edinceye kadar da Allah’ın himayesinden uzak olur.) [İsfehani] (Beş vakit namazı terk eden, Allahü teâlânın hıfz ve emanından mahrum olur.) [İbni Mace] (Namaz kılmayanın Müslümanlığı, abdest almayanın namazı yoktur.) [Bezzar] (İman ile küfür arasındaki fark, namazı kılıp kılmamaktır.) [Tirmizi] (Namaz, imanın başı ve Cehennemden kurtarıcıdır.) [Miftah-ul-Cennet] Namaz kılmayan Sual: Namaz kılmamanın zararı nedir? CEVAP Birçok zararı vardır. Seyyid Abdülhakim efendi hazretleri buyurdu ki: Namaz kılmayan, her şeyden önce bütün müminlere zulmetmiş olur; çünkü her namazda (Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin) demekle bütün müminlere dua ediliyor. Namaz kılmayan, her gün beş vakit namazda sünnetlerle beraber 21 kere tekrarlanan bu duadan Müslümanları mahrum bırakıyor. Kıyamette bütün müminler bu haklarını namaz kılmayanlardan alacaktır. Namaza gevşeklik gösteren, kıymetini bilmeyip hafif tutan birçok cezaya uğrar: Ömründen hayır ve menfaat görmez. Çeşitli hastalık, aşağılık, hakaret ve zilletler içerisinde hayat sürer. Salihlerden saygı görmediği gibi, çeşitli mahrumiyet ve sıkıntılara maruz kalır. Sıhhatinden hayır ve menfaat görmez. Genelde kötü yerlerde çalışanlar, namaz kılmayan veya namaza gevşeklik gösterenlerdir. Zahmetli, yorucu ve ağır işlerde çalışanlar da çoğunlukla bunlardır. Namazı doğru kılan, hem salihlerin yanında, hem de, arkadaşları ve akrabaları arasında saygı ve itibar sahibidir. Namaz kılanda yaratılışındaki güzellikten başka bir güzellik ve cemal vardır ki, namaz kılmayan ne kadar güzelleşmeye, süslenmeye çalışsa da, her gün yıkansa da, yeni elbiseler giyse de, yine bu güzellik ve cemale kavuşamaz. Güzel kokular sürünse de, kendisinde hâsıl olan tiksindirici kokuyu, hissedenlerden gizleyemez. Namaz kılanın yüzü güzel olur, uzun zaman yıkanmasa da, günlerce çamaşır değiştirmese de, vücut, elbise ve çamaşırları pis kokmaz. Namaz kılmayan, sık sık yıkanıp çamaşır değiştirse de, o nezafete, o zarafete sahip olamaz. Günde defalarca sadaka verse, yetimleri sevindirse, yedirip giydirse, günlerce Kur'an okusa, her yıl hacca gitse, buna benzer ibadet ve iyilik yapsa da sevap alamaz. Allahü teâlâ, o vakitleri namaza mahsus kıldığından bu vakitleri namazda geçirmek gerekir. Bu vakitleri Allahü teâlânın tayin ettiği şekilden çıkarmak yani bozmak zulmünde bulunduğu için namaz kılmayanın her işinden, hayır ve bereket kalkar, duası da makbul olmaz. Namaz kılan Ya Rabbi dediği zaman, Allahü teâlâ, (Lebbeyk = söyle yapılsın) buyurur. Namaz kılmayana lebbeyk, işittim demez. Ancak namazı doğru kılan hayır ve berekete ve rahmete vesile olur. Namazda, Hazret-i Âdem’den itibaren bütün müminlerin ve bütün mahlûkatın hakları vardır. Namaz terk edilince, Hakkın rahmeti, örtülü kalır. Rahmetin gelmesine kesilmesine sebep olduğundan bütün mahlûkat namazı terk edene buğzeder. Müslümanların dualarının bereketinden mahrum kalır. Ölse, mezarı yanından geçen bir Müslümanın okuduğu Fatihadan gerektiği kadar faydalanamaz. Allahü teâlâ böylelerini, üluhiyyet makamında özel hizmet sayılan namaza almadığından, bu önemli hizmetten kovulmuş olur. Bu hizmet için verilecek olan faydalardan mahrum kalır. Namaz kılmayan, görünüşü bozularak yatağa düşer. Üstünü başını, yatağını, yorganını ve diğer şeylerini pisleterek berbat eder. Öyle olur ki, en yakınları, çocukları, hanımı, ana ve babası da ölümünden nefret eder. Hiç kimseden saygı göremez.. Bu kimse büyük bir padişah da olsa, yine ölüm zamanında nefret edilen bir şekilde ölür. Namaz kılmayanın ölümünde, gözlerinde korku alametleri, telaş ve hüzün eserleri, gözünü göğe dikme işaretleri görünür. Gözlerinin rengi değişir. Yukarıya veya aşağıya doğru dikilir ki, bakmak mümkün değildir. Burun delikleri kurur. Kuş tüyü yatakta, süslü odada ve sarayda bin bir ihtişam ve debdebe içerisinde bulunsa da, yine zelil ve aşağı olur. Namaz kılmamakla iman zayıflar. Bu kimsenin namaza saygısı olmadığından melekler, ölüler ve diğer yaratıklar da ona saygı göstermez. Namaz kılmayan ölürken saçı sakalı karışır. Namaz kılanın ise ölümünde de hayattaki durumu bozulmaz, canlı gibi kalır. Onun ölümünü gören, ölümünden haberdar değilse, uyuduğunu zanneder. Namaz kılmayan ne kadar çok yemek yese de, yine açlık ızdırabı dinmez. Gittikçe şiddetlenir, dayanılmaz bir hâl alır. Ne kadar fazla ve iyi yemekler yedirilse, bu acı, bu ağrı, bu sızı dindirilemez. Bu ızdırap teskin olunamaz. Hep açlıkla acı çeker. Açlık bir orantı halinde yükselir, artar. Nihayet kıvrana kıvrana can verir; çünkü namazı terk etmek büyük günahtır. Cezası da o nispette büyük olur. Namaz kılan, güler yüzlü, parlak ve nurani yüzlü olur. Sevinç ve neşe alametleri yüzünde ve gözlerinde aşikâr olur. Kendi kusurlarını ve Hak teâlânın lütuf ve ihsanını görür de, alnından terler dökülür, burnunun delikleri sulanır. Kulak altları ve burun delikleri hafif bir şekilde terler. Güzel bir şekilde kokar. Renginde latif bir güzellik olur. Etrafa güzel kokular yayılır. En lezzetli ve en nefis yemekler yemiş gibi tok ve kanmış olarak vefat eder. İbadetler imandan parça değildir. Yani inandığı halde bir ibadeti yapmayan veya bir haramı işleyen kâfir olmaz. Ancak namazda sözbirliği olmadı. Hanbeli’de bir namazı özürsüz terk eden kâfir olduğundan öldürülür. Yıkanmaz, kefene sarılmaz, namazı kılınmaz ve Müslümanların kabristanına konulmaz. Ayağına ip bağlanır, murdar bir it gibi, bir çukur kazıp içine konur. Üzerine toprak atılır. Üzerine kabir alameti de yapılmaz. Şafii ve Maliki’de büyük günah işlediği için ceza olarak öldürülür. Hanefi’de namaza başlayıncaya kadar dövülüp hapse atılır. Namaz kılmamak imansız ölmeye, namaz kılmak ise iki cihan saadetine sebep olur. Namaz ve dindarlık Sual: Namaz kılmadan da, hayır hasenat yaparak dindar olmak mümkün değil midir? CEVAP Sermaye olmadan kâr etmek nasıl mümkün değilse, namaz kılmadan da dindar olmak mümkün değildir. Namaz kılmayanın hayır hasenatına sevab verilmez. Peygamber efendimiz, (Namaz kılmayanın ibadetlerine sevap verilmez) buyuruyor. (Ebu Nuaym) Namaz, dinin direğidir. Namaz kılan dinini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın dini yıkılır. Namazları, müstehab zamanlarında ve şartlarına ve edeplerine uygun olarak, mümkünse cemaatle kılmalı. Muhammed Masum hazretleri, (Bunlardan biri yapılmazsa, yas tutulsa yeridir) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Bir mümin, namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları açılır. Rabbiyle arasındaki perdeler kalkar. Bu hâl, namaz bitinceye kadar devam eder.) [Taberani] Namazın önemi Sual: Bir arkadaş, (Namaz kılmakla cennete girilemez) derken, başka bir arkadaş da, (Namaz kılmadan, cennete hiç girilmez) dedi. Hangisi doğru? CEVAP İki sözde de, doğruluk ve yanlışlık var. Cennete girmek için, namaz kılmak yeterli değildir. Namaz kılan, Ehl-i sünnet itikadında değilse, mutlaka cehenneme girecek, imanını kurtarabildiyse, sonunda cennete girecektir; fakat itikadı doğru olmayanın, imanla ölmesi çok zordur. İtikadının bozukluğu küfre sebep olmuşsa, o zaman cehennemde ebedi kalır. Namaz kılmayan da, imanını kurtarabilirse, günahlarının cezasını çektikten sonra cennete girebilir; ama namaz kılmayanın imanla ölmesi çok zordur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kıyamette önce, namazdan sorulacaktır. Namaz doğruysa, diğerlerinin hesabı, Allahü teâlânın yardımıyla kolay geçecektir. (2/67) Vazife elbette mukaddestir Sual: Bazı kimseler, (Ben namaz kılmam ama fakirlere yardım ederim, hayvanlara acırım. Bunlar da ibadettir. Sadece namaz kılmakla olmaz. Vazife mukaddestir. Önce iş, sonra namaz) diyorlar. Namaz kılmayanın yaptığı iyi işler kabul olur mu? CEVAP (Sadece namazla olmaz) demek, namazı hafife almak olur. Namaz sanki iman gibidir. Nasıl ki, imanı olmayanın hiçbir ibadetine, iyiliğine sevap verilmiyorsa, namaz kılmayanın da hiçbir ibadetine sevap verilmez. (Namaz kılmayanın ibadetleri kabul olmaz.) [Ebu Nuaym] (Vazife mukaddestir. Önce iş, sonra namaz) diyerek namaz kıldırmamak doğru değildir. Namaz kılmakla işverenin hakkı geçmiş olmaz. Yani işverenin namaza mani olma hakkı olmaz. Vazife ne demektir? Vazife, âmir tarafından emredileni yapmak, yasak edileni yapmamak demektir. Birkaç âmirin verdiği emir, birbirine benzemiyorsa, daha üstün olan âmirin emri yapılır. Memuriyette ve askerlikte de, birinci vazife büyük âmirin emrini yapmaktır. En büyük âmir kimdir? Vazife elbette mukaddestir. Çünkü hadis-i şerifte, (İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olandır) buyuruldu. (Kudai) İnsanlara ne yapılırsa faydalı olacağını da, en büyük âmir olan Allahü teâlâ bildirmiştir. Birinci vazife, en büyük âmirin emrini yapmak olduğuna göre, en büyük âmir ne diyor? (İmandan sonra en büyük vazife namaz kılmaktır) buyuruyor. Namaz kılmayanın ibadetleri, iyi işleri kabul olmadığı gibi, kazancı da bereketsiz olur. Namaz kılmak, işi aksatmaz. Hatta namaz kılan, işini daha canla başla yapmaya gayret eder. Namaz kılan, kul hakkından, haramdan korkar, vazifesini ihmal etmez. (Namaz kılmaya vaktim yok) demek veya başka bahane uydurmak, beynamaz mazeretidir, namazın önemini bilmemektir. Hadis-i şerifte, (Bir kimse, namazını kasten, mazeretsiz kılmazsa, Allahü teâlâ onun diğer ibadetlerini faydasız kılar) buyuruldu. (İ.Gazali) Allahü teâlâ, namaz kılmayanın iyiliklerine sevap vermez. (Sefer-i ahiret) Namaz dinin direğidir Sual: İşlerimin yoğunluğu sebebiyle namazları vaktinde kılamıyorum. Bir arkadaş, dinde kolaylık vardır, namazların hepsini birleştirip kılmamı söyledi. Gece eve gidince hepsini kıl dedi. İşlerimi aksatmadan namazımı nasıl kılabilirim? CEVAP Namazlarınızı aksatmadan işlerinizi yapmalısınız. Müslüman için en önemli ibadet namazdır. İş aksayabilir, ama namaz asla aksamaz. Namazı aksatanın işinde hayır olmaz. İşi esas alıp namazı ikinci plana almak salih Müslümana yakışmaz. Onun maksadı namazdır, onun en zevkli anı namazdadır. Namazı gaye bilenin, diğer işleri kolaylaşır. Dünya ve ahiret saadetimiz için, işlerimizin hayrını görmek için, namazı öne almalı, namaz kılmadan işe başlamamalı. Namaza mani olan işte hayır olmaz. İşlerin yoğunluğu sebebiyle namaz cem edilmez. Herhangi bir sebeple namaz kazaya kalma tehlikesi varsa, kazaya bırakmamak için cem edilir. Sonra gündüz kılmayıp gece cem edilmez. Öğle ile ikindi, akşamla yatsı zaruret olunca Hanbelî mezheb taklit edilerek, takdim veya tehir edilip birleştirilerek kılınır. Namaz her işten önemlidir. Ayakta kılınamazsa, oturarak kılınır, oturarak da kılamayan yatarak kılar. Su bulunmazsa veya suyu kullanmakta sakınca varsa, teyemmüm edilir. Bütün bunlar namazın önemini göstermektedir. Peygamber efendimiz, (Namaz dinin direğidir) buyuruyor. (Taberanî, Beyhekî) Direksiz bina olmadığı gibi, namazsız Müslümanlık da olmaz. Namazsız din olmaz İş arasında namaz kılanlardan olma sen, Mahşer günü saçını yolanlardan olma sen. Allah’ın her emrini öne almalı kişi, Önce namazı kılıp sonra yapmalı işi. İş önce gelir diye namazları aksatma, Önce namazını kıl, dini dünyaya satma. Direksiz bina olmaz, direk varsa yıkılmaz, Namaz dinde direktir, namazsız İslam olmaz. Vücutta baş ne ise, öyledir dinde namaz, Başsız vücut olmazsa, namazsız da din olmaz. Başsız beden yürüse korku kaplar insanı, Başsız görür evliya da namaz kılmayanı. Evlenmekle affedilir mi? Sual: Eğer namazı evlenince kılsam kılmadıklarımın günahı af olur mu? CEVAP Namaz, hac gibi ömürde bir defa yapılmıyor ki, evlenince, askerlikten sonra kılarım diyesiniz. Günlük yemek gibidir. Mesela ben birkaç gün yemeyeyim veya evlendikten sonra yerim deseniz olur mu? Namaz kılmayanın hali Sual: Namaz vakti çıkarken namazı kılmadığı için üzülmeyenin imanı gider mi? CEVAP Evet, imanı gider ama üzülmemek ne demektir? Namaz kılmayan, içki içen ve açık gezen, eğer ben de namaz kılsam iyi olur, içki içmesem iyi olur, açık gezmesem iyi olur diyerek günahlarına devam ediyorsa kâfir değildir. Bunları yapıyor bu arada oruç da tutuyorsa yine kâfir denmez. Biz de bazı günahları işliyoruz, gıybet ediyoruz. Hadis-i şerifte gıybet zinadan kötüdür buyuruluyor. Suizan ediyoruz vs. Ama yaptığımıza günahtır diyoruz. Namaz kılmayan da böyle diyorsa kâfir olmaz. Namaz kılmasam da açık gezsem de içki içsem de kalbim temizdir, içmeyenleri namaz kılanları görüyoruz, benim onlardan neyim aşağı diyorsa tehlikededir. Ben kapanırsam namaz kılarsam onlardan iyi olurum diye düşünüyorsa, yaptığının yanlış olduğunu biliyorsa küfür olmaz. Farzı yapmamanın günahı Sual: Bir insan içki içip kumar oynasa mı daha çok günah kazanır, yoksa namaz kılmasa mı? CEVAP Namaz kılmasa veya oruç tutmasa yani bir farzı yapmasa daha çok günah kazanır. Çünkü farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur. Haramdan sakınmanın sevabı, farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. İbadetleri kazaya bırakmak Sual: (Çok kimse, şimdi ibadetlerini yapmıyor, “Emekli olunca hepsini kaza ederim” diyor. Be mübarek adam, sanki yaşayacağın garanti mi de ibadetlerini emekli olmaya bırakıyorsun? Yaşaman garanti olsa bile, insan yaşlanınca, gençken olduğu gibi kolay ibadet edemez, abdestli duramaz, ağrıdan sızıdan namazlarını doğru dürüst kılamaz, Ramazan orucunu tutamaz, nerede kaldı ki bunları kaza etsin) deniyor. Böyle denince, sanki yaşaması garantiyse ve yaşlanınca ibadetini rahat yapabilirse kazaya bırakmasının caiz olduğu anlaşılıyor. İnsan hiç yaşlanmasa ve yaşayacağı da garanti olsa, orucunu ve namazını kazaya bırakması haram olmaz mı? CEVAP Elbette haram olur. Hep genç kalsa, emekli olunca kazalarını rahatça ödese bile, ibadetlerini kazaya bırakıp geciktirdiği için haram işlemiş olur. Bir de, bir ibadeti zamanında yapmakla, kazasını ödemek arasında sevab bakımından dağlar kadar fark vardır. Namaz vakitli ibadettir. Vaktinde kılmak gerekir. Bir vakit namazı kazaya bırakmak, çok büyük günahtır. Kaza edilse bile günahı affolmaz. Ayrıca tevbe etmek gerekir. Emekli olunca, kazalarını ödeyebilen sadece azaptan kurtulur, ama namazdan ve oruçtan hâsıl olacak büyük sevaba kavuşamaz. Kurban kesmeyip kazasını yapan, yani değerini sonra veren kimse de, sadece azaptan kurtulur, kurban kesme sevabına kavuşamaz. Namazı, kazaya bırakmak büyük günah olduğu gibi, kazasını geciktirmek de büyük günahtır. Bu büyük günah, kaza kılacak kadar zaman geçince, bir misli artar. Kaza etmeyi geciktirince de, tevbe etmek farz olur. (S. Ebediyye) Namaz kılmayanın hâli Sual: (Namaz kılmayanın İslam’dan nasibi yoktur) sözü, namaz kılmayana kâfir demek olur ki, bu da Ehl-i sünnet itikadına aykırı değil midir? İbadet etmeyene kâfir denir mi? CEVAP Bu söz hadis-i şeriftir, çeşitli hadis kitaplarında vardır. Bunun gibi namaz kılmamanın küfür olduğunu bildiren hadis-i şerifler çoktur. Birkaçı şöyledir: (Namazı kasten terk eden kâfirdir.) [Taberânî] (Namaz kılmayanın dini yoktur.) [İbni Nasr] (Namaz kılmayanın Müslümanlığı yoktur.) [Bezzar] (Bizimle kâfirlik arasındaki fark namazdır. Namazı terk eden kâfir olur.) [Nesaî] (İman, namaz demektir. Namazı itinayla, vaktine ve diğer şartlarına riayet ederek kılan, mümindir.) [İbni Neccar] S. Ebediyye’de, (Namaz kılmayanın İslam’dan nasibi yoktur) hadis-i şerifiyle diğer hadis-i şerifler açıklanarak deniyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri sözbirliğiyle, (İbadetler imandan parça değildir) buyurdular. Yalnız, namazda söz birliği olmadı. Fıkıh imamlarından İmam-ı Ahmed ibni Hanbel, İshak ibni Raheveyh, Abdullah ibni Mübarek, İbrahim Nehaî, Hakem bin Uteybe, Eyyub Sahtiyanî, Davud Taî, Ebu Bekir ibni Şeybe, Zübeyr bin Harb ve daha birçok büyük âlimler, (Bir namazı bile bile, kasten kılmayan kimse kâfir olur) dedi. (Namazın ehemmiyeti kısmı) El-fıkhü alel mezahibil-erbea kitabında da deniyor ki: Hanbelîler ile Abdullah bin Mübarek, İshak bin Raheveyh ve bazı Şâfiî âlimleri dediler ki: Namazı mazeretsiz olarak, kasten terk eden kimse kâfir olur. Bu söz, Hazret-i Ali’den de nakledilmiştir. Bunlar, delil olarak Tevbe sûresinin (Eğer müşrikler tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse serbest bırakın!) mealindeki 5. âyet-i kerimesini bildirmişlerdir. Resulullah efendimiz bu âyet-i kerimeyi açıklayarak buyurdu ki: (Müşrikler La ilahe illallah deyinceye, namaz kılıncaya ve zekât verinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum.) [Buhârî] Diğer üç mezhep mensuplarıysa, (Bir kimse namaz kılmayı, zekât vermeyi vazife bilmez, farz olduğuna inanmaz, bunları yerine getirmediği için üzülmez, günaha girdiğini bilmezse, kâfir olur) demişlerdir. Yani Hanefî, Malikî ve Şafiî’de namaz kılmayan kâfir olmuyor, ancak önem vermezse yine o mezheplerde de kâfir oluyor. Namazı kazaya bırakmak Sual: S. Ebediyye’de, Tergib-üs-salat kitabından alınarak, (Bir namazı özürsüz, vaktinden sonra kılan, seksen hukbe Cehennemde yanacaktır) mealindeki hadis-i şerif bildirilmektedir. Namazı kılmak niye günah oluyor? CEVAP Günah olan, namaz kılmak değil, namazı kasten kılmayıp kazaya bırakmaktır. Tevbe edip o namazı kaza ederse, cezadan kurtulur. Çünkü Mektubat’taki bir hadis-i şerifte, (Bir namazı bile bile, vaktinde kılmayıp, kaza etmeyene, Cehennemde seksen hukbe azap edilecektir) buyuruluyor. (m. 266) Demek ki, tevbe edip kaza eden, hattâ kaza etmediği hâlde, şefaate yahut affa kavuşan cezadan kurtulur. “Namaz kılmayan, dinini yıkmıştır” Sual: Bazı kimseler, “namaz kılmaya gerek yoktur, insanın tefekkür etmesi, düşünmesi de ibadettir” diyorlar. Namaz kılmak, dinin bir emri değil midir, tefekkür etmekle bu emir yerine getirilebilir mi? Cevap: Dinini bilmeyen cahil kimseleri kandırmak için, bazı sapık kimseler; “Bu bilinen namaz, cahil halk için emrolunmuştur. Saf, temiz, yükselmiş insanların ibadetleri, namazları, zikir ve tefekkürdür. İnsanın bütün zerreleri ve bütün eşya, her an zikir, ibadet yapmaktadır. İnsan bunu anlamasa da, böyledir. İslâmiyet, aklı az olanlar için gönderilmiştir. Böylece, fesat çıkarmaları önlenmiştir” gibi sözler söylemektedirler. Halbuki Peygamber efendimiz, namazın dinin direği olduğunu bildirmiş ve; (Namaz kılan, din binasını yapmıştır. Namaz kılmayan, dinini yıkmıştır. Namaz, müminin mirâcıdır) buyurmuş, rahatını, huzurunu namaz kılmakta bilmiştir. Namazdaki yakınlık, başka şeylerde bulunmaz. Hadis-i şerifte; (Allah ile kul arasındaki perdeler, ancak namazda kaldırılır) buyuruldu. Her kemal, olgunluk, üstünlük, İslâmiyete yani İslâmiyetin emir ve yasaklarına uymakla hasıl olur. Bu emir ve yasaklardan ayrılan, yoldan sapar, saadete kavuşamaz. Kur’ân-ı kerim ve hadis-i şerifler, bu emir ve yasaklara uymayı emrediyor. Doğru yol, Kur’ân-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin gösterdiği yoldur. Başka yollar, şeytanların yollarıdır. Abdullah ibni Mes'ûd hazretleri buyuruyor ki: “Resulullah efendimiz, bir doğru çizdi. (Bu, insanı Allahın rızasına kavuşturan tek doğru yoldur) dedi. Sonra bunun sağına, soluna balık kılçığı gibi çizgiler çizip, (Bunlar da, şeytanların yollarıdır. Her birinde bulunan şeytan, kendine çağırır) buyurdu ve (Bu, doğru olan yolumdur. Buna geliniz!) âyet-i kerimesini okudu.” Namaz kılmayanın, dini yıkılır Sual: Müslüman olduğu hâlde, namaz kılmayanın, namaza ehemmiyet vermeyenin veya şartlarını gözetmeyenin dini, imanı gider, yıkılır mı? Cevap: Bu konuda Muhammed Ma’sûm Fârûkî hazretleri Mektûbât kitabında, bir talebesine hitaben buyuruyor ki: “İyi biliniz ki, namaz, dinin direğidir. Namaz kılan bir insan, dinini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın, dini yıkılır. Namazları, müstehab zamanlarında, şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılmalıdır. Bunlar, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Namazları cemaat ile kılmalı ve birinci tekbiri imam ile birlikte almaya çalışmalıdır ve birinci safta yer bulmalıdır. Camiye geç gelip, birinci safa geçmek için, safları yarmak, cemaate eziyet vermek haramdır. Bunlardan biri yapılmazsa, matem tutmalıdır! Kâmil, olgun bir Müslüman, namaza durunca, sanki dünyadan çıkıp ahirete girer. Çünkü, dünyada Allahü teâlâya yaklaşmak, çok az nasip olur. Eğer nasip olursa, o da zılle, gölgeye, surete yakınlıktır. Ahiret ise, asla yakınlık yeridir. İşte namazda, ahirete girerek, burada nasip olan devletten hisse alır. Bu dünyada hasret ve firak, ayrılık ateşi ile yanan susuzlar, ancak namaz çeşmesinin hayat suyu ile serinleyip rahat bulur. Büyüklük ve mabudluk sahrasında şaşırmış kalmış olanlar, namaz gelininin çadır etekleri altında vuslatın, matluba kavuşmanın kokusunu duyarak hayran olurlar. Allahü teâlânın Peygamberi buyurdu ki: (Bir mümin namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennette olan huru'în onu karşılar. Bu hâl, namaz bitinceye kadar devam eder.)” İbadetlerin en mühimi namazdır Sual: İbadetler içinde, en önemlisi namaz kılmak mıdır ve namaz, vaktinde kılınmaz, kaza da edilmezse günahı çok mu olur? Cevap: İbadetlerin en mühimi namazdır. Namaz kılanın, Müslüman olduğu anlaşılır. Namaz kılmayanın, Müslüman olduğu şüphelidir. Hadîs-i şerifte; (Mümin ile kâfiri ayıran fark, namazdır) buyuruldu. Yani, mümin namaz kılar, kâfir ise kılmaz. Münafıklar ise, bazen kılar, bazen kılmaz. Bir kimse, namaza ehemmiyet verir, fakat özrü olmadığı hâlde, tembellikle terk ederse, günahı da, cezası da ağır olur. Dürr-ül-müntekâ, İbni Âbidîn ve Kitâb-üs-salâtta deniyor ki: “Beş vakit namazı, özürsüz terk etmek ve vaktinde kılmamak, birbirinden ayrı iki büyük günahtır. Terk ettiği için kaza etmek, vaktinde kılmadığı için, hac veya tevbe etmek lazımdır.” Vaktinde kılmadığı namazı kaza etmeyenin tevbesi zaten kabul olmaz. Her gün, beş vakit farz namazından evvel ve sonra kılınan revâtib sünnetler yerine de kaza kılıp, büyük günahtan kurtulmak lazımdır. Farz borcu varken, hiçbir sünnetinin ve nafile namazlarının, sahih olsalar bile, kabul olmayacağı, yani, Allahü teâlânın vadettiği sevaplara, faydalı şeylere kavuşamayacağı, muteber kitaplarda yazılıdır. Namazı bir özür ile fevt etmek, kaçırmak, vaktinde kılamamak günah olmaz ise de, kılamadığı farzları da, acele kaza etmesi, dört mezhepte de lazımdır. Ancak, Hanefi mezhebinde, nafaka temini için çalışacak zaman kadar ve revatib sünnetleri ve hadîs-i şeriflerde bildirilmiş olan nafile namazları kılacak zaman kadar geciktirmesi caiz olur. Yani, kazaları, bu sebeplerle geciktirmemesi, iyi olur. Özür ile fevt edilmiş, vaktinde kılınmamış farz borcu olanın, revatib sünnetleri ve nafileleri kılması, diğer üç mezhepte caiz değildir, haramdır. Özür ile fevt edilmiş namazlar ile özürsüz terk edilmiş namazları birbiri ile karıştırmamalıdır. Aynı olmadıkları, Dürr-ül-muhtârda, İbni Abidînde, Dürr-ül-müntekâda, Merâkıl-felâhın Tahtâvî şerhinde ve Cevherede açık yazılıdır.

  • Namaz kılmak kime zor gelir
    on 10/09/2019 at 21:00

    Sual: Müslüman olmak isteyen gayrimüslimler, (Müslüman oluruz; ama günde beş kere namaz kılmak, yılda bir ay oruç tutarak aç kalmak ve daha başka emirler bize güç geldiği için Müslüman olmuyoruz) diyorlar. İbadet etmek niçin güç gelir? CEVAP Müslüman olana ibadetler güç gelmez. Müslüman olsalar böyle şeyler söylemezler. İmam-ı Rabbani hazretleri, Mektubat’ında buyuruyor ki: Allahü teâlâ, kullarına yapabilecekleri şeyleri emretmiştir. Güç yetiremeyeceği işleri emretmemiştir. İnsanları zayıf yarattığı için, kolaylık göstermiştir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruyor ki: (Allah, size hafif, kolay emretmek istedi, çünkü insan, zayıf yaratılmıştır.) [Nisa 28] Namaz, oruç kolaydır. Zekât için de malın tamamının değil, kırkta birinin verilmesini emretmiştir. Dinin diğer emirlerine dikkatle ve insafla bakılırsa, bu kolaylıklar görülür. Bununla beraber ibadet etmenin güç geldiği kimseler yok değildir. İbadetlerin zor gelmesi, Allahü teâlânın düşmanı olan nefstendir. Namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak, ancak müminlere kolay gelir. Kalbi kararmışlara zor gelir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Bu din [inanıp ibadet etmek] müşriklere güç gelir.) [Şura 13] ([Her çeşit günahtan çekinmek, oruç tutmak ve diğer ibadetleri yapmak için] Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyiniz. Sabır ve namaz, yalnız Allah’tan korkan müminlerden başkalarına zor gelir.) [Bekara 45] Namaz kılmamak, imansızlıktan veya iman zayıflığından ileri gelir. İmanın kuvvetli olmasının alameti, dinimizin emirlerine severek, kolaylıkla uymaktır. Bedeni hasta olana bazı işleri yapmak güç geldiği gibi, kalbi ve ruhu hasta olana da ibadet etmek güç gelir. (1/191,289) Kalbi temizlemek için, iman edip, Allahü teâlânın nimetlerine şükretmek gerekir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah’a iman edip, nimetlerine şükrederseniz, size niçin azap etsin?) [Nisa 147] Allah’a şükretmek, Ona inanıp, emir ve yasaklarına riayet etmekle olur. (3/41) Münafığın namazı Sual: Münafık da namaz kılar mı? CEVAP Münafık, Müslüman görünen kâfir demektir. Kâfir namaz kılmaz, ama namaz kılıyor görünür. Münafıklarla ilgili hadis-i şerifler: (Münafıklar Kur'anı öğrenirler ve Kur'anla ilim ehliyle mücadele ederler.) [Taberani] (Münafıklar ikindi namazını akşama doğru kılarlar.) [Hakim] (Münafıklarla bizim aramızdaki eman namazdır.) [Hakim] (Namaz aşikâre oldu, kabul ettiler [öyle göründüler] Zekât gizli oldu vermediler.) [Bezzar] (Yatsı ve sabah namazına münafık devam edemez.) [Hakim] (Bizimle münafıklar arasındaki alamet, yatsı ve sabah namazlarına gelmektir. Münafıklar her zaman bunu yapamazlar.) [Said bin Mansur] İbadetin önemi Sual: Beş vakit namaz kılmak, bazı kimselere neden güç geliyor? Namaz kılmak neden önemlidir? CEVAP Beş vakit namaz kılmak, kalbi hasta olanlara güç gelir. Çok namaz kılmakla kalbde Allah sevgisi hâsıl olur. Allah sevgisi zamanla kalbi doldurur. Saadetlerin en büyüğü, kalbe Allah sevgisini yerleştirmektir. Haramla, mekruhla, malayani ile meşgul olanların, geçici olan dünya nimetlerine ve lezzetlerine kavuşmayı düşünenlerin kalblerinde Allah sevgisi azalır, zamanla hiç kalmaz. İnsanı bu felaketten kurtaran en kuvvetli ilaç, namazı doğru kılmaktır. Bunun için, Allahü teâlâ, sonsuz merhametinden dolayı, her gün bir vakit değil, beş vakit namaz kılmayı emretmiştir. Allahü teâlânın bu emri, insanlara sıkıntı vermek için değil, onları kalb hastalığından kurtarmak içindir. Alıştığı bir işi yapmayıp bırakanın o işteki kabiliyeti azaldığı gibi, Allahü teâlâyı düşünmek ve Ona yapılan şükür azaldıkça, Ona giden yoldan uzaklaşılır. Hâlbuki her gün muntazam yapılan ibadet, Allahü teâlânın doğru yolunda istikrarlı şekilde ilerlemek demektir. Her Müslümanın, Allahü teâlâyı çok hatırlaması, kalbine Allah sevgisini yerleştirmesi lazımdır. Kalb, Beytullah yani Allah’ın evidir. Bir eve sahibi sokulmazsa, eve de, sahibine de, düşmanlık edilmiş olur. Beş vakit namaz, insanı bu felaketten kurtarmaktadır. Dünya işlerine, dünyanın geçici zevklerine dalarak, Allah’ı unutan insana, namaz, Rabbini hatırlatmaktadır.

  • Her zikir namaz değildir
    on 10/09/2019 at 21:00

    Sual: Bazıları, (Kur’an der ki: (Beni zikir için / beni anmak için namaz kıl. Taha 14), (Allah’ı çok zikredin / çok anın. Ahzab 41) Namaz zikirdir yani Allah’ı anmadır. Bir kimse, çıplak da olsa, hayzlı da olsa, cünüp de olsa, Allah’ı anma olan temel öğe düşmez. Hiçbir şey, hiçbir durum namaza engel olamaz) diyorlar. Namaz için abdeste ve gusle ihtiyaç yok mu denmek isteniyor? CEVAP Müslüman böyle iddiada bulunamaz, ancak münafık veya misyoner bulunabilir. Allah’ı an da nasıl anarsan an, çıplak, hayzlı ve cünüp olmak fark etmez denildiğine göre, namaza inanılmadığı anlaşılıyor. Maksat ise dini bozmaktır. Evet, namaz Allah’ı anmaktır ama her Allah’ı anma işi namaz değildir. Bunun için, (Allah’ı anmak için gusle, abdeste ihtiyaç olmadığına göre, namaz da Allah’ı anmaktır, namaz için de gusle, abdeste ihtiyaç yoktur) demek, sinsi bir şekilde dini bozmaya çalışmak demektir. Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde namaz kılmak için gerekli şartlar bildirilmiştir. Her durumda namaz kılınamaz. Namaz için, 1- Hadesten taharet, 2- Necasetten taharet, 3- Setri avret, 4- Vakit, 5- Niyet, 6- İstikbali kıble şartı vardır. Ayrıca namaz içinde de şartlar vardır. 1- Hadesten taharet şartı: Cünüp olanın ve hayzı bitenin gusletmesi, su yoksa teyemmüm etmesi, abdestsiz olanın da abdest alması şarttır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Cünüpken, gusledene kadar namaza yaklaşmayın.) [Nisa 43] (Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, ellerinizi dirseklerinize kadar yıkayın, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, gusledin.) [Maide 6] Hadesle ilgili çok hadis-i şerif vardır. Bazıları şöyledir: (Abdestsiz kılınan namaz sahih olmaz.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud] (Hadesten temizlenmeden [abdestsiz, gusülsüz] kılınan namazı Allahü teâlâ kabul etmez.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Dua rahmetin, abdest namazın, namaz da Cennetin anahtarıdır.) [Deylemi] (Kadın hayzlı iken namazı bırakır, hayzı bittikten sonra özür kanı devam ederse yıkanır, namazını kılar, orucunu da tutar. Fakat her namaz vakti girince abdest alır.) [Darimi] (Lohusa kadın kırk gün geçtiği halde, kan devam ederse, özürlü sayılır, yıkanır ve namaza devam eder. Kan devam ederse, her namaz vakti abdest alır.) [Hâkim] (Gusül, abdesti nesh etmiştir.) [Beyheki] (Yani gusül abdesti ile namaz kılınır, tekrar abdest almak gerekmez.) (Cebrail aleyhisselam, ilk vahyi getirince, abdesti ve namazı öğretti.) [Dare Kutni] (Namaz kılarken abdesti bozulan, burnunu tutup namazdan çıksın.) [İbni Mace] (Gören burnu kanadı zannetsin, suizanna sebep olmasın.] (İki melek birinin kabrine gelip, ona şiddetli bir darbe vurdular. Kabir ateşle doldu. Adam bayıldı. Ayılınca, meleklere, “Neden bana vurdunuz” dedi. Melekler, “Sen temiz olmadığın halde namaz kıldın ve mazlûm birine imkânın varken yardım etmedin” dediler.) [Taberani] 2- Necasetten taharet: Namaz kılacak olanın, elbisesinin ve namaz kılacak yerin temiz olması şarttır. (Hindiye) Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Elbisen de temiz olsun.) [Müddessir 4] 3- Setri avret: Erkeklerin diz ile göbek aralarını, kadınların el ve yüz hariç her yerini namazda örtmeleri farzdır. (Redd-ül-muhtar) Bir âyet-i kerime meali şöyledir: ([Namaz kılarken] Her secde edişinizde ziynetli [temiz, sevilen, güzel] elbiselerinizi giyiniz.) [Araf 31] 4- Vakit: Namaz vakti girmeden kılınmaz. Vaktin girmesi şarttır. (Halebi) Bir âyet meali şöyledir: (Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı.) [Nisa 103] 5- Niyet: Namaz kılacağına niyet etmek de şarttır. (Dürer) Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Niyetsiz ibadet makbul olmaz.) [Deylemi] 6- İstikbali kıble: Bir âyet meali şöyledir: (Yüzünü mescid-i haram tarafına dön. Siz de nerede bulunursanız bulunun, yüzünüzü o tarafa döndürün.) [Bekara 144] Bu deliller açıkça gösteriyor ki, namazın dışındaki ve içindeki şartlara riayet etmeden kılınan namaz sahih olmaz.

  • Şefaate Karşı Tanrı’nın Mükemmelliği Argümanı
    by yikizler on 11/09/2019 at 07:57

    Dinsel bir kavram olan şefaati, “yargı gününde peygamberlerin ve yetki sahibi diğer bazı kimselerin, günahkâr inananları bağışlanması için Tanrı katında ricada bulunarak onların affedilmelerini sağlaması” olarak tanımlayabiliriz. İbrahimî dinlerde şefaat inancının ilk izlerine Eski Ahit’in...

  • Pi sayısı 3.1415 Sonsuzluk ve Kuran Ayetleri
    by Emre_1974tr on 11/09/2019 at 07:51

    Pi sayısı sonsuzluk ile özdeşleştirilir genel olarak ve 3.1415 şeklinde gösterilir. Kuran ayetlerinde neye karşılık geldiğine bakayım bu sayıların dedim. Acaba sonsuzluk diyarı cenneti ve sonsuz yaşamı anlatan ifadeler mi çıkacak karşımıza diye. Evet gerçekten...

  • Kur’an’ın Allah Kelamı Olduğunu Nasıl Anlarız?
    by gulfidan on 03/10/2019 at 06:58

    Bir insanın hem kalben hem de aklen iman edebilmesi için (ilm-ul yakîn) öncelikle Allah var mı diye sorgular. Sorgularken Allah tarafından gönderildiği iddia edilen Kur’an-ı Kerim’in gerçekten insan eliyle değil de bir yaradan tarafından gönderildiğine...

  • Kuran Açık mı?
    by Omer Enes on 25/09/2019 at 12:19

    Bunca zaman öğretilen Din’de Kuran ancak Hadis i Şerifler üzerinden anlaşılan bir Kitaptır. Olabildiğince Kuran okumamaya çalışan bu Ümmet, hocalar ne diyorsa ona iman ediyorlar. İsterseniz bir bakalım Kuran hocalara karşıt bu soruya ne cevap...

  • Kabir Adâbı
    by MaCBeTH on 11/09/2019 at 07:47

    Önceleri, “Kabir Hayâtı” idi. Sonra, “Kabir Azâbı” olarak anılmaya başlandı. Çünkü dedikoducu bir toplum olduk ve insanların emeğine haksız yere tecavüz ettik. Bunların üstüne alafranga tuvaletler eklenince, sidiğin üzerimize sıçramasına engel olamadık. O yüzden kabir...

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.